Nisan Sorguları
0

Nisan Sorguları

Nisan yağmurları bedenimizden süzülürken, toprağın o mis kokusunu ciğerlerimize çekiyorduk. Aynı yolda, tek vücut ve sırılsıklamdık. O an -hani bazı anlar vardır ya, üzerinden yüz binlerce yıl da geçse silinmeyeceğini bilir insan- her şeyi boş vermiş ve sadece soğuk bir sokakta tenlerini ısıtan iki çocuk misali savruluyorduk. Bizi biz yapan, bizi insan yapan ne varsa oradaydı. Sokağın tam ortasındaydık ve saat hayli ilerlemişti…

Saçları, bence koca bir dünya savaşının bitmesine neden olabilecek güzellikteydi. Gözlerini görseydiniz ki ben gördüm, gözlerinize inanamazdınız. Sanki yangın yerini, egzotik bir törene çevirebilirdi gözleriyle. Yangın yeri bendim… Mistik hayaller kurdum. Mitolojik kahramanlar yarattım kendimce. Sırf o gülsün diye… Çünkü o gülünce dünya daha bir havalı dönüyordu. Coğrafi literatür eksik kalıyordu bu durumu anlatmaya… Sade bir güzellik, gösterişli kahkahalardan daha mutlu ediyordu insanı. Sahi insan dediğimiz, mutluluğu kaç paraya satın alıyordu?

Hükmünü yitiren gözyaşlarımı bir kenara iteli çok oluyor. Sorduğum soruların cevaplarının olmadığını artık çok iyi biliyorum. Çünkü insan denilen varlık, hoşnutsuzluk imparatorluğunun hükümleriyle yönetiliyor. Kendini kandırmayı bir âdet haline getiren sizler, bizler, onlar, bunlar; canlıların en akıllısı olduğumuzu haykırıyor dört bir yana… Ama aklını kullanan bir varlık, geçmişin yanılgılarından ders alamıyor. Varoluşundan bugüne kıran kırana bir savaş cehenneminde debelenirken yitirdiği insanlık meziyetlerini, yaptığı filmlerle diri tutmaya çabalıyor. Ama soyu tükenen her canlı gibi, bizzat insanlar tarafından insanlık da tükeniyor!

Bencil mutluluklar, bencil çıkarımlar ve bencil yaşam alanları kaplıyor dört bir yanımızı. Kuşatıldığımızdan bihaber, başkalarının başına gelenlerin çok uzağında olduğumuzu varsayarak yaşamlarımıza devam ediyoruz. Yıkımlardan, bir huzur yaratma çabası bu! Ama mutsuzluklardan mutluluk yaratılamıyor. Mutsuzluk, kendinden sonra gelecek olan daha büyük bir mutsuzluğun özeti sadece… Her geçen gün, yakındığımız şeylerin özeti de aslında tam da bu! Tükettiğimiz her şey, hücrelerimizin yaşam sevincini de alıp gidiyor. Sakındığımız en güzel çiçekleri, bahçesiyle birlikte yok edecekler! Sıraya giren güruh uygun anı kolluyor. Çünkü güzellikleri katledince çirkinlikleşen dünyayla beraber, kendi çirkinlikleri de çok sıradanlaşacak. Temel sorun, dert bu: Kötü bir dünyada, kötü insanlar dikkat çekmez. Böylelikle, içlerinde çöreklenmiş kötülükle yaşamlarını kolaylıkla idame ettirebilirler.

“Yaşam neden ibaret? Bir günün ardından ne söylenebilir? Keşkeler toplanınca bir ömür mü eder? İçimizde ne kadar kötülük birikti? Bu aptallık niye? Çemberin içinden çıkabilir miyim? Bu dünyada ne işim var? Daha iyi olacak… Her şey berbatlaşıyor… Umudunu kaybetme! Artık çok geç… Yarın yeni bir güneş doğacak ve belki de nisan yağmurları, üzerimize yığılmış bu kötülüğü temizleyecek…“

Ben, Onun ellerini tuttuğumda arınıyorum. Çünkü kutsala inancım, ellerine dokundukça artıyor. Bir şey var biliyorum. Bir şey birikiyor üzerimde… Gece, aynı gece değil ve yıldızlar… Sahi herkesin bir yıldızı mı var ömrüyle ömür biçilen? Ben, Onun sesini duyduğumda huzuru buluyorum. Çünkü huzura olan inancım, ses tellerindeki ahengi işittikçe artıyor. Bir şey var biliyorum. Bir şey çoğalıyor içimde… Gündüz, aynı gündüz değil ve çocuklar… Sahi herkesin bir çocukluk fotoğrafı mı var zaman geçtikçe hatırlanan?

15.04.17 03.10

Nisan Sorguları

Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
İnstagram hesabımızı da takip edebilirsiniz.

Nisan Sorguları

820 Puan
Yazarın Profili
Paylaş

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir