Karşılaşmalar
O gün evden on dakika geç çıksaydım, onunla karşılaşmayacaktım. Aslında son zamanlarda evden çıkmam büyük bir mücadeleyi gerektiriyordu. Uzun zamandır her işimin ters gittiği belalı bir dönem yaşıyordum. Terkedilişimi kabullenememenin de etkisiyle her şeyi boş vermiştim. Aksayan hayatım, boşa geçirdiğimi fark ettiğim yıllar ve düştüğüm boşluk bir çığ olup üzerime yıkılmıştı. Belki de bu harabelikten sağ çıkmam bile büyük bir mucizeydi. Altından kalkamadığım yalnızlığın girdabında günü bir şekilde atlatmak benim için başarılması gereken tek engeldi. Bu engeli aştığımdaysa gecenin geç saatlerine kadar uyumak için sabırla bekliyordum. Uykunun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu, kaybettiğimde anladım.
İşe geç kalışlarım artık göze batmaya başlamış, ayrılık acısı çeken herkes gibi acınası bir sessizlikle her halim seyredilir olmuştu. Ofiste kimisi halime üzülüyor, kimisi de bu ani ayrılığın sebebini sorguluyordu, biliyordum. Kimse yanıma gelip bana bu konuyla ilgili tek bir cümle etmese de insanların kafalarının nasıl çalıştığını bu yaşıma kadar epey tecrübe etmiştim. Bu gizem içten içe hoşuma gitmiyor da değildi. Kimseye kendimi açacak, ayrılığımın sebeplerini anlatacak, hayatımın hüzün tablosunu apaçık sergileyecek değildim! Yapacağım tek şey, bir şekilde her şeyin üstesinden geleceğim o güne kadar sıradan yaşamımı sürdürmekti. Sonrasında ise belki ağır hasarlarla da olsa yeniden hayata tutunacak, yaşamımı anlamlı kılacak şeyler keşfederek yeni bir düzen kurabilecektim. Tabii bunların hepsi, beynimin içinden geçen fikirlerin sadece bir kısmıydı. Kötü fikirleri ise dillendirmeye cesaret edemeyecek kadar yorgundum.
O gün, telefona kurduğum alarm çalmadan önce uyanmıştım. Sızıp kaldığım berjerin yanında duran sehpanın üstündeki bira şişeleri devrilmişti. Dün gece son şişeyi bitiremeden sızmıştım, televizyon da açık kalmıştı. Sabah haberleri başlamış ve tüm sevimsizliğiyle ülke ve dünyadan haberler doluyordu odanın içine. Kapatmak için kumandayı arasam da boşuna bir çaba olduğunu kavramam uzun sürmedi. Kalkıp fişini çektikten sonra göz ucuyla odanın savaş alanına dönmüş haline bir baktım. Hiçbir şeyi kaldırmak gelmedi içimden ve isteksiz adımlarla banyoya doğru ilerledim. Lavaboda yüzüme buz gibi suyu çarptıktan sonra aynaya baktım. Bir süre kendi silüetimle bakıştık. Yorgun, aynı zamanda da mutsuz görünüyordum. Acaba ikisi de aynı kapıya mı çıkıyordu? Mutsuzluk yorgunlukların en ağırı olabilir miydi? Kafamın içindekini susturmak için var gücümle ıslak yüzümü havluya bastırdım. Bir şey hissetmedim. Oysa eskiden havlunun içinden gelen taze bir koku vardı. Huzurlu hissederdim havluyu yüzüme götürdüğümde. Belki de ben abartıyordum. Sahi en son ne zaman değiştirmiştim ki bu havluyu? Yığıntı haline gelmiş kirlilerin en tepesine havluyu fırlatıp çıktım banyodan. Aslında kahvaltı edebilirdim, epey vaktim vardı. Fakat ayrılıktan sonra bu evde hiç kahvaltı etmemiştim. Yine canım istemedi. Salona geldim. Savaş alanına tepeden bakan bir komutan gibiydim. Sehpanın üzerindeki boş şişeleri bir poşete doldurdum ve poşeti kapının önüne bıraktım. En azından bir cephede galip gelmiştim.
Evde temiz kalan son takım elbisemi üzerime geçirdim ve kapının önündeki çöp poşetini de alıp çıktım. Asansör yine zemin kattaydı. Tuşa basıp beklemeye başladım. 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve nihayet 7… Asansöre binip Z tuşuna bastım ve aynaya bakmamak için ekranda yazan rakamlara dikkat kesildim. Bu sefer rakamlar geriye doğru gidiyordu. Nihayet zemine ulaşmıştım. Arabamın yanına doğru ilerlemeye başladım. Kısa bir yürüyüşün ardından arabamın yanına gelmiştim. Fakat o an elimdeki çöp poşetini fark ettim. Geri dönüp çöpe doğru ilerlerken gördüm onu. Karşımda öylece durdu ve gözlerini bana dikti. Şaşırmıştım çünkü çok anlamlı bakıyordu. Sanki uzun süredir bu karşılaşmayı bekliyor gibiydi. Ben de kayıtsız kalamadım bu bakışa ve yüzümde beliren gülümsemeyle karşılık verdim. Bir süre hiçbir şey yapmadan birbirimize baktık. Sonra usul usul yanıma yaklaştı. Ben de istemsizce ona doğru eğildim ve bir anda kuyruğunu heyecanla sallayarak üzerime doğru atıldı. Yüzümü yalıyor ve sanki bana sarılmaya çalışıyor gibiydi. Poşeti bir kenara bırakıp sapsarı tüylerini okşamaya başlamıştım. Bir köpekle bu kadar yakın olmamıştım hiç. Sevecen hali içimdeki hüzün dağını huzurlu bir ovaya çevirmişti.
Bir süre sarmaş dolaş birbirimize karıştık. Uzun zamandır içimde çürüyen ruhumun hâlâ canlı olduğunu gördüm. Yeniden başlayabileceğimi, yeniden bu hayata tutunabileceğimi hissettim. Bir köpek nasıl da tersine döndürdü hislerimi? Beklenmedik bir karşılaşma kötü giden her şeyi hangi kudretle iyiye döndürebilir? Sorular sormanın bir anlamı yoktu. Tüm muzipliğiyle sapsarı bir köpek hayatımın en kötü anında çıkıp gelmiş ve tüm belirsizlikleri gidermişti. İşten izin alıp köpeği veterinere götürdüm. Birtakım testlerin ardından aşıları yapıldı ve temizlendi. Sonra eve geçtik. Evin en düzenli yeri olan yatak odasına kısa bir süre için bıraktım sevimli dostumu. Ardından aylarca elimi bile sürmediğim ne varsa hızlıca hallettim. Tüm odalar eskisi gibiydi. Dostum da evin bu halini daha çok sevmişe benziyordu. Beni hayata döndüren bu sevimli köpeğin adını “Dost” koydum. Çünkü gerçekten tek dostumdu o benim… İşin garip yanı Dost da ismine çok çabuk uyum sağlamıştı. Acaba onun da tek dostu ben miydim?
Bütün düzenim sil baştan değişmişti. Ama artık her şey daha iyiye gidiyordu. Sabah erkenden kalkıp Dost’la birlikte dışarı çıkıyor, uzun yürüyüşler yapıyorduk. Onunla zaman geçirdikçe bütün dertlerim adeta silindi. Her şeyin bu denli hızlı olması bazen içime bir korku salsa da kötü düşünceleri bir kenara bırakıp ânı yaşamanın güzelliğini kucaklamayı tercih ediyordum. Ofistekiler de bendeki değişimi fark ettiler. Ama onlar muhtemelen yeni halimi bir kadına bağlıyorlardı. En akla yatkını buydu; yeni bir aşkla geçmişi sildiğimi düşünen iş arkadaşlarımı akıllarında dolananlarla baş başa bırakıp mesai bitiminde hızla evin yolunu tutmaya başladım. Dost’la geçirdiğim zaman her şeyden daha güzeldi çünkü…
Tam iki hafta oldu Dost’un hayatıma girişi. Hayatım hiç beklenmedik bir şekilde değişti bu iki haftada. İşten çıktıktan sonra Dost’un en sevdiği yaş mamayı alıp eve geçtim. Arabamı park edip apartmanın girişine doğru ilerlerken elindeki kâğıdı elektrik direğine yapıştıran bir kadınla göz göze geldik. Kalbim bir anda hızlandı, ne olduğunu anlamadım. Hiç hissetmediğim bir şey gördüm kadının yüzünde. Zaman sanki durmuş, dünyadaki her şey silinmiş ve sadece ikimiz kalmıştık. Çok güzeldi… Benim için önemini yitirdiğini sandığım ve kaldırıp bir kenara bıraktığım duygular sanki üstüme yağıyor, orada o kadının karşısında sırılsıklam ıslanıyordum. Kısa bir bocalamanın ardından içimdeki karmaşadan kurtulup yeniden kadına dikkatle baktım. Ağlamaklı bakıyordu. İçimde ona karşı büyük bir şefkat doğuyordu. Sanki birazdan engel olmazsam taşacak olan bu duygu bedenimi ele geçiriyordu. Kısa bir an sonra nasılsa kontrol altına alabildim tüm duygularımı. Ve sonra içinde büyük bir hüzün taşıdığı her halinden belli olan kadına doğru yaklaştım ve hiçbir şey söylemeden elinde tuttuğu kâğıda baktım.
“Adı: Dost
2 Hafta önce kayboldu. Görenlerin 0543…”
Beklenmedik bir karşılaşma iyi giden her şeyi hangi kudretle kötüye döndürebilir?
Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
Korsan Edebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Karşılaşmalar


Zevkle okudum. Kaleminize yüreğinize sağlık.