Ölüm Gibi Bir Şey
O gece ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi aslında ölebilirdi. Bu satırları yazdı defterine, sonra kapattı. Başka hiçbir yazı yoktu; ne bir satır karalama ne hikâye ne şiir. İçinden gelmiyordu artık. Oysa kendini bildi bileli hep yazardı, deftere yazardı, kitapların satır aralarına yazardı, yazacak kâğıt bulamazsa fişlerin arkasına yazardı. Şimdi ne olmuştu da içindeki kelimelerin hepsi susmuştu? Belki susmamışlardır da göç etmişlerdir diye düşündü. O esnada telefonu çaldı. Arayan editördü muhtemelen yine bilmem kaçıncı kez yeni bir şey var mı diye soracaktı. Ben de ne yapayım biliyorsun işleri, yayıncı sıkıştırıyor. Gerçekte kimsenin ne onu ne de beni sıkıştırdığı yoktu, bize bugüne kadar doğru dürüst ödeme bile yapmamışlardı şimdi ne diye durup dururken peşimize düşsünler! Telefon iki kere çaldı üçüncüye dönmeden kapandı. Artık o da biliyordu demek telefon ikiden fazla çalarsa açılmayacak.
Bir kahve yapsam iyi olacak diye düşündü önündeki bomboş deftere bakarken. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi. En son ne zaman bu hissi yaşamıştı? O gittiğinde mi yoksa bir türlü gidemediğinde mi? Kördüğüm olmuş bir ilişkiyi öyle söküp atmak kolay mıydı, peki yılların alışkanlığından bir çırpıda vazgeçmek. Hepimiz çok yalnızız aslında sırf kendi yalnızlıklarımızı daha katlanılır kılmak için başkalarına ihtiyaç duyuyoruz. O mu demişti bunu? Evet yalnız olan oydu, yalnızlıktan ölesiye korkan, tek başına olmaktansa ölmeyi yeğleyen. O yüzden mi kopmaları bu kadar uzun sürmüştü? Onu düşünmek istemiyordu artık. Bunu ne zaman dese kendine yine de dönüp dolaşıp ona dönüyordu. Oysa ilişki biteli iki yıl olmuştu. İki yılda bir kez bile denk gelmemişlerdi. İnsan bir kerecik bile yolda karşılaşmaz, gittikleri sahaflarda, plakçılarda, eski sinemalarda, kafelerde, arkadaş ortamlarında hiç yolları kesişmemişti. Onları tesadüfen bir araya getiren kader öyle bir ayırmıştı ki ikisi de başka yöne savrulmuştu. İşte tam bu ölüm gibi bir şey. Bunu mu yazsam? Onu yazsam acaba okurken karakterin kendisi olduğunu anlar mı? Hemen içini bir korku kapladı sonra, beni okuyor mu acaba? Bilmiyordu, aslında onu okuması mı daha çok korkutuyordu yoksa okumaması mı onu da bilmiyordu. Aman neyse, dedi. Geçip giden acıları tekrar diriltmenin anlamı yok.
Kahve yapmaya gideceğini unutmuştu. Kalktı. Şimdi gidip bir kahve koyayım da kafam dağılsın aslında toplansın demek daha doğru olurdu. Kafası toplansın ki ne yazacağına karar versin. Çekirdekleri çıkardı öğütücüye koydu güzelce çektikten sonra kokladı ve makinenin içine koyup düğmeye bastı. Kaynayan suyun kahveyle buluşmasıyla mis gibi bir koku etrafı sardı. Galiba kahvenin kokusunu tadından daha çok seviyorum diye düşündü. En sevdiği kupaya doldurup tekrar çalışma masasına geri döndü.
Tek bir cümle yazılı kâğıda tekrar baktı. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi. Hisset, derinden hisset. Cümleyi tekrarladı, hiçbir his yoktu, tekrarladı hala aynıydı. Hissizdi. O giderken ne kadar ağladığını düşündü, özlemden mi ağlamıştı yoksa mutluluktan mı, hangi duygu ağır basıyordu? Tekrar telefonu çaldı. Editördü yine. İki kere çaldı, açmadı. Telefon kapanmadı. Sesli mesaja düşene kadar çalmaya devam etti. Kapanmasının ardından bir kere daha çaldı. Yine editördü. Zaten ondan başka arayanı yoktu. O da hala içinde eski şaşalı günlere döneceğinin umuduyla onu terk etmiyordu. Aramayı bırakmayacaktı kesin. İstemeden de olsa cevap verdi. Direkt konuya girdi. O ölmüş. İlk anda ne olduğunu anlayamadı. Nasıl yani, o ölmüş mü, o ölmüş mü? Neden diye sordu kendisinin bile zor duyabildiği bir fısıltıyla. İntihar diyorlar, dedi. Bilmen gerektiğini düşündüm. Son zamanlarda çok iyi değilmiş, hele senle ayrıldıktan sonra biliyorsun o iddialar, bunalıma sürüklemiş. İkisi de konuşmadı bir süre. Benden çalmıştı biliyorsun di mi, benim hikayemdi o, beraber çalışmıştık. Giderken onu da aldı. O günden beri tek bir satır bile. Biliyorum dedi cümlenin tamamlanmasını beklemeden. Kelimelerin özgür artık, yazabilirsin. Özgür müyüm gerçekten bitti mi? Evet bitti. Daha fazla konuşmadan telefonu kapattılar.
Defterini açtı ve yazmaya başladı. Her veda bir ölümdür, her ölüm ise zamanında edilmemiş bir veda. Bazen ölüm gibi bir şey olur ama kimse ölmez ama bazen de ölür. İnsanlar ölür ve sizden çaldıkları parçaları da yanlarında götürürler. Aslında olan ise eksik parçalara rağmen yaşamaya devam etmektir, her şeye inat…
Yazarın (Zeyno) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
KorsanEdebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Ölüm Gibi Bir Şey
