Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Testi Kırılmadan Kızlar

Testi Kırılmadan Kızlar

Sıcak havalar da hiç çekilmiyor diye ormana doğru yola koyulduk. Küçük piknik sepetimize biraz çikolata, çekirdek, meyve, evde yaptığımız sandviçler ve tabi ki çay termosumuzu da alıp gittik. Sayısını bilemediğim kadar yeşilin tonu vardı. Hangisi açık, hangisi çimen yeşili, bu hakiyse şu yaprağınki ne ola diye seyre dalıyorum etrafı. En çok da kirazı yakıştırıyorum pikniğe. Küpe yapıyorum, kulağımda dans eden yemişler. Bir kuş geliyor masanın kenarına. Siyahtan bir sürmesi. Ah diyorum sizden öğrenmişiz süslenmeyi. Karpuz çatırt diye kesiliyor, soframın ortağı. Dilimleme diyorum. Bırak bileklerimizden dirseklerimize doğru aksın hayat bu sefer. Belki rastlarız çocukluğumuza.

İnsan gerçekten hep iyi şeyleri hatırlıyor galiba eskilere dair. Ya da bir çift kirazla bir dilim karpuz Pollyanna’ya döndürdü beni. O orda karpuzla hem dem olurken; ben öyle elimde kitap, bir kelime ondan, bir kütüphane doğadan beslene durayım. Mesela ip atlasam, yüze kadar hiç durmadan ve “Derya Deniz gel içime gir.” miydi onu söylesem. Bütün kızları elimdeki plastik ipe dizsem. Hep pembeydi sanki rengi. Yok gerçi fosforlu yeşil de vardı, hatta Hatice’ninki yeşildi. Sonra biraz istop. Onu bilir misiniz? Şimdi sorsam Kerim’e kesin bilmez. Onlar hep maç yapmışlar, “Kız oyunu nerden bileyim?” der beni kızdırmak için. Bir sürü çocuk büyük bir halka yapıyor ve elinde topu tutan olanca gücüyle birinin ismini söyleyip havaya atıyor. Topu yakalayınca da o kişi bir renk söylüyor, herkes o rengi bulmaya çalışıyor. Bulamayanları elinde ki topu atarak ebeliyor. Şimdi burada oynasak yeşille ilgili her rengi bulurduk kesin.

Piknikte bir dere varsa eğer, değmeyin keyfimize. Ayaklarımı suya sokmacalar, buz gibi suda mosmor olana kadar tutmaya çalışmalar. Kafamızı suya sokup, nefesimizi tutmak ve ağzımızdan burnumuzdan su püskürtmek ve dereler dolusu kahkahalar atmak. Hadi mangal zamanı gelmiş olsun derken ben, benimki çoktan şekerleme faslına geçmiş bile. Bir de şapkasını gözünün önüne indirmez mi? Güneş gelmesin diyedir herhalde! İnsan galiba hep iyi şeyleri hatırlamıyor eskilere dair. Annem her şeyi hazırlar; hatta erkek işi diye bildiğimiz mangalı bile yakardı. Cinsiyetçi olmam değil mi böyle dedim diye? Ah bu bilinçaltı neler söyletiyor işte. Babam da bir güzel yer içer sonra minderlerden kendine yatak yapardı. Kahrolurdum hem çocukluğuma hem anneme. Elleri mangal kömürü olmuş, yüzüğü kararmış gitmiş olurdu. Yetmezmiş gibi patlıcan da patlat anne derdik. Közlemeyi patlatmaya evriştirmiştik. Sonra mangalın közünde soğan ve patates. Hepsini o soyardı, o hazırlardı ve sonra o yıkardı.

Onu görüp onun gibi olmayacağıma kaç bin kez yemin etmişliğim var bilmiyorum. Şu piknikte sen ne yaptın be adam diye bütün dereyi üstüne püskürtmek vardı. Direksiyonun başına geçip “Hadi sallanmayın, bu kadın milletini de ne çok bekliyoruz arkadaş!” narası ile babalığını kanıtlardı kendince. Ne acı, başka bir misyon yükleyemem ona.

Yirmi yıl öncesine giderken termostaki çayım buz olmuş. Hışımla soğumuş çayımı döküverdim babamın suratına. “Ne oldu hayatım? İyi misin?” diye hafiften çıkıştı canım kocacığım. “Testi kırılmadan” derken tazelediği çaydan yudumladım ormanı içime doldururken. Annemin de öcünü almış oldum mu diye soruyorum kendime bazen? Belki de bütün annelerin alıyorumdur. Şimdi iki kişilik istop oynuyoruz. O hep açık yeşili bulmamı istiyor ben de kiraz kırmızısını. Ama son kiraz çoktan çıktı kaydırak yolculuğuna.

Hakkında özlem

Bileğinden sıyrılan balonun peşinden gitmekte...

Bir yorum

  1. Beybal

    Okuyan insanı anlatılan yerlere ve maziye götüren, hissettiren bir yazı olmuş. Sondan ikinci paragrafta ettiğin sitem de hikayene değişik bir duygu katmış diye düşünüyorum. Okuyanların içine sinecek oluşundan eminim. Kalemine sağlık.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*