Son Haberler
Anasayfa » Batıni » Hangi Renk ?
Hangi Renk ?

Hangi Renk ?

Bu satırları yazmaya başlamadan önce birtakım soru işaretleriyle itişip kakıştım. Hâlâ da yakamı kurtarmış değilim. İçimdeki şüphenin yazmamı engellemesi gerekiyordu şu saatlerde. Fakat nedense, düşünürken yazmayı tercih ettim. Düşündüğümü yazmak için değil, yanlış anlamayın; yazdıklarımı düşünmek için kendimi bu hâle koydum bir nebze.

Ben bu husustan bahsedince ve siz bu metni okuyunca ne kazanacağız –ne kazanacaksınız-? Ya da kazanılacak bir şey verebilecek miyim başınızda dönen mekanizmaya? Gecenin bu vakti beni bulabilen bu ufak tefek sorunları uzun uzadıya yaşamaya ve soruları cevaplamaya üşendiğimi söyleyerek -ki düşünmekten üşendiğim bir anımı hatırlıyor olsam, yine kendime “neden” kalıplı sorularla düşünce savaşı açardım, kısaca üşenmiş olmam sahte bir kelimeden ibaret- konuya değinmek istiyorum.

“Konuya daha başlamadan lâfı uzattığına göre bahsedeceği şey ciddi bir husus olsa gerek” diye düşünmeyin; çünkü sadece renklerden bahsedeceğim. Tamamen basit ve bir o kadar insana dair bir husus aslında. Meselâ sen, büyük bir ihtimâlle hiç tanımadığım ve bu satırları gözleriyle okşamakta olan sen -yine büyük bir ihtimâlle- bir rengi seviyorsun. Belki de aşıksın o renge. Çantanın deseninde, arabanın vites topuzuna taktığın cam tespihte, tokanda, telefon kılıfında, yatak örtülerinde veya gömleğinde yer veriyorsun o renge. Neden hayatında bir renge yer verdiğini, vermek gerektiğini biliyorsun kendince. Seni yansıttığını düşündüğün için, yine seni asil gösterdiği için, o renk bir anı olarak geçmişine oturup kaldığı için ve daha birçok gerekçeler.

Peki bir renge hayatında yer açmak sana ne kazandırıyor? Tıpkı bu metnin -belki de aşırı lüzumsuz olan bu metnin- en başında sizinle paylaştığım meselem gibi… Ne kazandırıyor? Renklerin dili yok ve kalkıp sana kahve yapamazlar. Renklerin sesi yok ve kalkıp sana şapka öremezler. Renklerin ne dili var, ne rengi; ama gelip senin hayatında yaşarlar. Böyle düşününce oldukça adaletsiz geliyor olabilir. Hatta, belki birileri şu an sevdiği o renge gözlerini dikmiş, kaşlarını çatmış olabilir. Ve umarım birileri “yaptığımız her şeyin karşılığını mı beklemeliyiz, bazı anlar hoşgörülü olmakla yetinemez miyiz” konulu bir soruyu başında dönen çarkların rayına yerleştirmiştir çoktan.

Bu saçmalıkları bir kenara bıraktığımızda siz hâlâ o rengi seviyor olacaksınız -sevmeye devam edeceksiniz-. Siz sevdiğiniz için varlar. Siz sevdiğiniz için mavi, maviliğini; siz sevdiğiniz için sarı, sarılığını biliyor. Ve sadece, ama sadece sevdiğiniz için varlar -bunu tekrar etmekte fayda var-. Evet bu kadar basit. Seviyorsunuz… Sorana şaşaalı bir cevap vermek uğruna o rengin üzerini sahtelikle boyamayın. Siz hep lekesiz ve duru bir rengi seviyor, yaşıyor olun.

Moru sevdiğimi belirtmek istiyorum. Sanırım sevilmek için biraz iddialı bir renk uzaktan bakınca. İnsan neden moru sever ki? Bilmiyorum neden sevdiğimi. Ve sevgilerin bir şeye dayatılamayacağını bilmiyormuş gibi sorular sormanızı da garipserim. Sadece; diğer bütün renklerin arasından yalnızca morun karmaşasını ve gevşekliğini o hengâmeden söküp çıkarabiliyorum, hepsi bu. Hayır, mutlaka eşyalarım mor renkte olmalı, kalem satın alırken mor olanların içinden seçmeliyim gibi bir yaptırım uygulamıyorum kendime. Evet, hiçbir eşyam mor değil şu an. Hatta, beni her gün görmese gençleşeceğini bildiğim bu odamda da mor renge dair hiçbir iz yok. Şayet konumuz samimiyetse; en son ne zaman moru gördüm, bunu hatırlamadığımı söylemek yerinde bir davranış olur. Belki altı ay önce görmüştüm, belki de beni bir yaş daha terk edene dek birbirimize rast gelmemişizdir. Ama seviyorum… Bu çelişkiye bir anlam kazandırmak zor olabilir. Fakat her şeyin bir anlamı da olmak zorunda değil. Sonuç olarak mor, morluğunu biliyor; sarı, sarılığını. Uzatmaya lüzum görmüyorum.

Ve ben, ben mora susmasını öğrettim. Bakın, bütün renkler konuştu bazı satırlarda. Kimi tokanızda olduğunu, kimi gömleğinizde barındığını, kimi ise kahve yapmasını bilmediğini söyledi. Peki moru duyanınız oldu mu? Sizin, onu duyabilmeniz için önce onun konuşmuş olması gerekiyordu, fakat konuşmadı. Görünüşüne aldanmayın, cilvesine de. Esasında mor güzel susar.

Hakkında Batıni

Batıni
Her şeyi gördüm, en çok da göremediğimi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*