Anasayfa » Edebiyat » Dökülmeseydi Kelimelerim

Dökülmeseydi Kelimelerim

Bir zamanlar yakasız hikâyeler taşırdım gömlek cebimde.

Cep delindi mi bilmem, bu yerlere saçılan kelimeler benden mi döküldü yoksa?

Dize dize şiirler olacaktı onlar.

“Perde” diyecekti oyunlar alkışların akisinde.

Belki bir roman yazılacaktı fötr şapkalı bir elde.

Ada vapurunda bir anne, simit kırıntılarını paylaşırken usul usul sokulacaktı martılar.

Çayımın demi tavında,

Paragrafın damağımda tadı olacaktı.

Abasıyanık gibi düşünecektim ben de:

“Şu karşımdaki yoksul bir marangoz olmalı” diyecektim.

Vardır evde bekleyeni, biri kız, biri oğlan,

Biri çikolata ister, ötekisi akülü araba.

Yan tarafımdakine takılacaktı sonra gözüm.

Susacaktı dilim uzunca bir süre, bilemeyecektim nedir kumaşı,

Ele vermez ya bazıları kendini…

Bir tütün kokusu yakacaktı genzimi tam da o anda.

Diyecektim “bu da bir işçi olmalı belki fikir belki hamal “

Belkisi yok bilmem hangi kuytu onu sarar.

Bir mavi balon havalanacaktı kaygısız köpüklerin üzerinden.

Kulağımda bilmem hangi çocuğun sızlanması,

Denizin ortasına bir çaresizlik düşecekti o an…

Uykusuz kör bir vicdana çatacaktı kaşlarım.

Belki bir katille yan yana oturacaktım.

Belki fail ben olacaktım…

Belli etmez ya bazıları kendini anlatamayacaktım ben de seni.

Kasketin olacaktı, kahverengi, biraz da kreme çalan rengi.

Sırtında lacivert bir parke, içinde sarımtırak gölgeler…

Bakınca gözlerinin içine “dünya ne kadar da renkli bir yer” diyecektim.

Bilmeden içindekini.

Bir ses bölecekti kendi kendimle olan konuşmamı,

Ağabeyler, ablalar olacaktık beş dakikalığına o an İşportacının tezgâhında.

Şener Şen’in kesmeyen jiletinde yüzü kanlı fay hattını andıran o kızgın yüz olacaktı dalgalar…

İçin ürperirken üçkâğıtçı bir düzende şarkılar geçecekti içimden.

Dolma parmakların her bir ilmeğinde…

Burnuna düşen gözlüğüne takılacaktım, uyuklayan köşedeki o yarım asırlık abidenin.

Bastonu olacaktı koltuğunun altında düşmeseydi usulca ayakucuna…

Uçuşan gazetenin manşetinden yoklayacaktım diğerini.

Kirpiğinin ucundaki rimelinden akacaktı akşamdan kalışları.

Kadehinden okuyacaktım makûs talihini…

Sağır bir yalnızlık çağırmasaydı kuytusuna,

Ne oltalar takılacaktı ağıma!

Yazacaktım daha ne hayaller, ne durumlar dökülmeseydi kelimelerim cebimden…

Gelecek zamanın kipinden yürüterek toplayabilseydim onları yerden.

Bir niyet çekecektim daha beyaz tavşandan…

Dökülmeseydi kelimelerim.

Hakkında zeynep

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*