korsan kalem korsan medya alanya Unutamadın Ha! - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Deneme » Unutamadın Ha!

Unutamadın Ha!

Şimdi siz hatırlamazsınız öğretmenim, ama yıl 1999’du. Kollarınızı göğsünüzde bağlamış 3. kat koridorunun tozunu içinize çeke çeke arşınlıyordunuz. Asayiş sizden sorulacaktı o gün. Ama öğretmenim bilmiyor muydunuz kolları bağlamanın iletişime kendini kapatmak olduğunu? Oysa ‘Türkçeci’ydiniz, bilmeniz gerekirdi. Öğretmenler her şeyi biliyordu ya hani.

Koşan öğrenciler niye rahatsız etti öğretmenim sizi? Kollarınızın düğümünü çözüp hafif bir tebessüm yorar mıydı bedeninizi? Ya da ‘idarecilerin’ yan bakması mı dokunacaktı gururunuza? Yani aslında siz yapmak istemezdiniz değil mi?

Hasan çok iyi koşardı öğretmenim. Siz o yıl bilmiyordunuz, ama gelecek yıl sınıf öğretmenimiz olacak ve yakinen tanıyacaktınız hepimizi! Ben sınıfa yönelmeye çalıştıkça o ebelemek için üzerimize geliyor, biz de çaresiz kendimizi kızlar tuvaletine atıyorduk. Aslında ben sizin kızdığınızı da anlamıştım. Ama Hasan vardı koridorda ve bizi ebeleyecekti. Siz hiç koşmadınız ya da elim sende oynamadınız mı öğretmenim? Altı üstü on dakikalık teneffüstü öğretmenim. Sabrınız taşmayı bekleyen bir dereymiş, bilemedim öğretmenim.

Sınıfa nefes nefese son kaçışım sizdendi öğretmenim. Biliyordunuz. Kollarınızın kördüğümü çözülmüş, elleriniz de savrulacak yüzler arıyor gibiydi. Topuklu ayakkabılarınız ellerinizden önce beynime defalarca çakılmıştı öğretmenim. Sonra uzun boyunuzla sıramın önünde devleşmiştiniz. Sonrası ise malumunuz. Çok yorulmuştunuz öğretmenim. Hasan mahcup. Diğer kızlar bir sonraki dersin kitabına gömülmüşler hiçbir şeyden habersiz! Bense o an, oracıkta ölebilmek için dualar ediyorum. Ölüp, size ölene kadar vicdan azabı yaşatmak…

Kaç kez vurmuştunuz öğretmenim? Ben ecelimi dilerken saymak hatırımdan geçmedi. Oysa saçlarımı yeni kestirmiştim ve yüzüm gözüm açılmıştı. Fark etmiş olmalısınız. O yıl ki Türkçe öğretmenimiz Ali Hoca’yla karşılaşmanız ise beni oturduğum sıraya gömdü adeta. Ali Hoca’nın beni savunuşu, sizin kelimeleri savuruşunuz üzerime toprak atıyordu sanki. O ders başımı hiç kaldıramadım, utançtan belki de ölmüştüm. Arada gözyaşlarım kucağıma düşse de, 40 dakika boyunca o sırada öylece yattım. Ama siz nereden bilecektiniz, en azından şimdilik.

Daha birkaç ay önce okul müdürünün elinden ödül almıştım. Okul birincisiydim öğretmenim. Ama siz bunu da bilmezsiniz, çünkü sınıf öğretmenimiz değildiniz. Aslında bütün okul tanıyordu beni. Çok popülerdim o güne kadar. Daha on üç yaşındaydım, şimdiye kadar kimsenin dokunmadığı yüzümde avuçlarınızı sayısızca hissettiğimde.

Gelecek iki yıl boyunca ‘Türkçecimiz’ oldunuz Türkçe öğretmenimiz ve dahası sınıf öğretmenimiz- yani diğerleri için-. Aslında sizi sevebilirdim. Çok iyi ders anlatıyordunuz ve iyi kalpliydiniz bile. Hâlâ o dersi niye sevdim bilmiyorum. Belki de sizden önce Ali Hoca’yı tanıyıp sevmem size olan duyguma baskın gelmişti, bilmiyorum. Sizi de sevebilecekken niye vurdunuz öğretmenim?

Sekizinci sınıfta bir anımızı yazacaktık. Aklımızda kalan ve bizi çok etkileyen bir anı olsun demiştiniz. Bana gün doğmuştu. Beni unutmuştunuz, ne acı. İçimi döktüğüm yazıyı önünüze bıraktığımda sesli okudunuz. Renginiz değişti, biraz daha dokunaklı yazsaydım dedim kendime, gözlerimi ayırmıyordum gözlerinizden. Sizinse ağzınızdan sadece ‘unutamadın ha’ ifadesi döküldü. Sizi o zamana kadar sevmiyordum öğretmenim. Ama o günden sonra nefret ettim.

Üzülebileceğinizi, mahcup olacağınızı düşünmüştüm. Belki de oldunuz da bastırmaya çalıştınız yoksa okurken, yüzünüzün şekilden şekile girdiğini görmüştüm. Ama keşke öyle demeseydiniz öğretmenim. Size inat mükemmel bir öğretmen olmak isteyebilirdim ya da sizden nefret ettiğim için bu meslekten de nefret edip öğretmen olmamayı tercih etmek, herhangi bir şey olmayı istemek. Ama ben puanım öğretmenliğe yettiği için öğretmen oldum ve siz hiç aklıma bile gelmediniz. Ancak sırf sizin gibi olmamak için koridorda hep ‘arkadaşım eşek’ şarkısını söyledim. Kışın dışarı çıkmanın yasak olduğu onlarca öğrencinin koridora tıkıldığı teneffüslerde koşmalarını tebessümle izledim. Kollarımı da hiç bağlamadım öğretmenim.

Şimdi çok seviyorum mesleğimi. Bana her gün yeni şeyler öğreten, bedeni küçük yüreği büyükleri görmek için can atıyorum. Özlüyorum. Yanaklarından yaş süzülüp dudakları büküldüğünde ana babaları oluyorum. Kızımın yüzü oturuyor minik suratlarına. Kıyabilmek ne mümkün.

Acizliğimi ispatlamaktı vurmak benim için. Çaresiz kaldığımda, bedenen benden küçük olana sırf bana karşı koyamayacağı için vurmak, benim yapabileceğim bir eylem değildi. Aciz olmak istemiyorum öğretmenim. Ve bir gün öğrencime ‘unutamadın ha’ deyip utancımın altında ezilmek istemiyorum.

Şimdi siz ellili yaşlarınızın, ben de otuzlu yaşlarımın başındayım. O kadar zaman geçti ki sizi unutamadım öğretmenim. Oysa ne de güzel ders anlatırdınız. Bense Hatice Öğretmen deyince sınıfa elleri titreyerek giren halinizi hatırlıyorum hep ilk önce. Bir de topuklu ayakkabınızın koridordan sınıfa doğru koşar adımlarını. Umarım beni hatırlarsınız bu sefer öğretmenim. Umarım vurduğunuz son öğrenci ben olmuşumdur öğretmenim.

Hakkında özlem

Bileğinden sıyrılan balonun peşinden gitmekte...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat