Son Haberler
Anasayfa » bertugguc » Dönüşüm – 1
Dönüşüm

Dönüşüm – 1

I.

Alea iacta est. – Ok yaydan çıktı. 

Jül Sezar

Sessizdi, karanlıktı. Vakit gece yarısını geçmiş, denizden gelen hırçın dalgalar kesilmişti. Çoktan bir şişeyi devirmiş, hâlâ birbirimize anlattığımız hikayeleri dinliyorduk. O yurt dışına çıktığı zaman başından geçenleri anlatıyordu; çoğunlukla o anlatıyordu, ben de dinliyordum. Birbirimize yaptıklarımızdan sonra hayatımız çok fazla değişmişti. Ben daha düşüncesiz ve bencil olmuştum. O ise daha düşünceli ve savunmasız. Tanıştığımızda olduğumuz kişilerin tam tersiydik. Birbirimize evirilmiştik. En kötüsü de benim bu değişimden hiçbir şikayetimin olmamasıydı. En garibi ise onun beni bulup, hangi akla hizmet yanıma geldiğiydi. Gece boyunca bunun cevabını öğrenmek için kıvranmıştım ve görünüşe göre ne o söyleyecekti ne de ben soracaktım.

Uzun bir sessizlik oldu. Şöminenin önündeki tekli koltuklarda ayaklarımızı uzatmış, gözlerimiz yarı kapalı, ellerimizde içki bardağı ve önümüzde yanan ateş karşısında mayıştık. “Neden böyle oldu Sahir,” Başımı çevirdim, buğulu ve yorgun bakışlar altında cevap bekleyen küçük bir çocuk vardı sanki. Kaşlarımı kaldırdım, “Bilmiyorum Ayşen,” Cevap vermeden bakışlarımı tekrar ateşe çevirdim. O kadar çok şey oldu ki Ayşen. Bana o kadar fazla hüzün bindirdin ki! Aklın almaz, inan! Fakat sen şimdi gelip bana ne olduğunu soruyorsun. Hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi “Neden?” diyorsun. Aslında cevabı sende. “Ya böyle olmasaydı peki,” Bana bakıyordu, hissediyordum. “Nasıl yani,” Böyle olmasaydı kim bilir hayatımız nasıl olurdu! Allah bilir aklından “evlenirdik” gibi bir düşünce geçmiyordur. “Ayrılmasaydık, birlikte olsaydık hâlâ,” Güldüm. “Evet, daha farklı olabilirdi. Belki hâlâ birlikte olurduk, belki de hâlâ ayrı olurduk,” İçkiden bir yudum aldım. Ateş, havayı kurutmuştu. “Ama bak birlikte de değiliz onca yıl geçmesine rağmen,” Ona baktım, yüzüne bir hüzün çökmüştü. Benden istediği cevabı alamadığı için mi yoksa haklı olmamın gerçekliğinde mi boğulmuştu, tahmin etmesi zordu.

Üstündeki battaniyeyi yere attı. Elindeki bardağı sehpanın üzerine bıraktı ve hızlı bir hareketle ayaklarımı uzattığım taburenin kenarına çöktü. Gözlerimin içine baktı. Bacaklarımı kenara itti ve iyice yaklaştı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan elimdeki bardağı alıp aynı sehpanın üzerine bıraktı. Yıllar geçmişti fakat aynı asi bakışları yine karşımdaydı. Bu bakışlar istediğini almak için uğraşan cesur ve sarhoş bir kadının bakışlarıydı. Ne yapmaya çalıştığını anlasam da kendimce inkâr ettim. “Yok, hayır. Öyle bir şey geçmiyordur aklından.” Evet, geçiyordu. Bunları sesli mi söyledim? Hayır, söylesem yüzündeki ifade değişirdi. İyice yakınlaştı. Soluğu yüzümde nemli bir mevsim havası gibi dağılıyordu. İçtiği içkinin, yediğimiz yemeğin ve rujunun mayhoş kokusu karışıp ciğerlerime doluyor, yüzlerce hatıra bir şimşek olup aklıma düşüyordu. Elimi tuttu ve göğsüne bastırdı. Parfümünün kokusu çok güzel Ayşen. “Hissediyor musun,” Kalbin nasıl da çarpıyor! Adımı da sayıklıyor mu? “Sen benim için busun işte,” Sen de benim için öyleydin bir zamanlar. Beni umursamamaların, başına buyruk davranışların ve seni üzmeyeceğimi bildiğin için defalarca kalbimi ezip geçişlerinin ardından donuk bir adam oldum.

Yıllar geçti, mevsimler değişti. Evimin önündeki ağaç bir soyundu bir giyindi. Kuşlar yuva kurdu o ağaca. Yavrularını boşluğa bıraktılar birer birer; ben de kendimi boşluğa bıraktım birdenbire. Onlar uçmayı öğrendi ve ben sürekli düştüm. Yıllar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Mehmet ve Hülya evlendi, bir de çocukları oldu. Adını da Ahmet koydular; Mehmet’in ölen kardeşi anısına. Onu ilk kucağıma aldığımda tarifsiz bir duygu yaşadım. Herhalde dünyanın en masum ve günahsız varlığı oydu. Bir yandan mutlu hissediyor, bir yandan da “Ben hayatımla ne yapıyorum?” gibi bir soruyla baş başa kalıyordum. İşkolik bir manyak olup çıkmıştım kendimi aramaya çıktığım yolda. Zaten çok az olan aile bağlarım iyice kopmuştu; annemin ölümünden sonra babamla olan ilişkim iyiden iyiye yok olmuştu. En son her şeyi satıp memleketine döndüğünü öğrenmiştim. Babaannemden kalan evde yaşıyor, bahçeyle uğraşıyor ve kimseyle konuşmuyordu. Birkaç akrabam babamdan iş kurmak için para istemiş, o da “Yetti be artık!” deyip ateş püskürünce ikna etmem için beni aramışlardı. “Onca zamana kadar niye arayıp sormadınız?” soruma kem küm etmiş, ben de ateş püskürünce aramaz olmuşlardı. Böylece birkaç yakın arkadaşım dışında kimsem kalmamıştı. Şimdi de sen çıkageldin ve yarı sarhoş bana bunları söylüyorsun. Belki sabah olduğunda tüm bu söylediklerine pişman olacaksın ve çıkıp gideceksin hayatımdan bir kez daha. Ben de kendimi “Zaten onu hayatıma almaya niyetlenmemiştim.” diyerek avutacağım.

Vücudum ısınmaya, ellerim titremeye başladı. Hem heyecanlanıyordum hem de içki çarpmaya başlıyordu. Hissediyor, biliyorum. Elleri soğuk, benim de öyle. Saçlarından çok güzel bir koku yayılıyor.

Hayır hayır Sakin ol İplerin ucunu bir kere kaçırırsan kaybolursun yeniden Her şey yeniden başlar Hatırla Döktüğün yaşları hatırla İçtiğin sigaraları ve öksürük nöbetlerini Sırf eve gitmemek aklına getirmemek için çalışarak şirkette sabahladığın günleri ve uykusuzluktan takılıp düştüğün merdiveni ne çabuk unuttun Dostlarınla çıktığın yemeklerde tat almadığın yiyecekleri ve içecekleri hatırla Ruhsuz bir şekilde seviştiğin kadınları unutma Onlara haksızlık ettiğini düşündüğün için kendine ihanet etmiş gibi hissettiğin zamanları ne çabuk unuttun Bak böylesine çaresizdin Hepsini hatırlıyorsun işte Unutmadın unutamazsın da Şimdi ise gelmiş hayatını mahvetmiş bu kadının kollarında olmak istiyorsun o da seni istiyor Bu yol nereye çıkacak bilmiyorsun

Belki de kaybolmak istiyorum.

Faber est suae quisque fortunae. -Her insan kendi kaderini kendi yazar. (Appius Claudius Caecus)

Hakkında Bertuğ

Dumlupınar Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği. İlkokuldan beri yazıyorum...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*