Herkesi Gömebilirim!
  1. Anasayfa
  2. Öykü
Trendlerdeki Yazı

Herkesi Gömebilirim!

0

Herkesi Gömebilirim!

Masanın üstü karışık. Aradığım şeyi ararken ne aradığımı da unutup bir sigara yaktım. Uzun zamandır bitirmekten imtina ettiğim kitabın kapağına gözlerimi dikip anlamsız dakikalar geçirdim. Hemen sonra kitabı bir hışımla alıp okumaya başladım. Her kelime kafamın içinde bir anlam çekmecesi açıyordu. Her cümle çekmeceleri paramparça ediyordu. Kitabı aldığım dağınıklığın tam ortasına bıraktım. Bir sayfa bile okuyamamış olmanın sıkıntısıyla bir sigara daha yaktım. Benim dünyamda zaman bazen duruyordu. İşte öyle bir andaydım. Duvarda asılı duran saat de buna şahitti. Bir süre saatin hiç ilerlemeyişini seyrettim. Sigaram bitmiş ve ben bunu filtrenin yanık kokusu sebebiye farketmiştim. İzmariti küllüğe bırakıp gözlerimi yeniden saate diktim. Gerçekten de saatte hiçbir hareket yoktu. Kalkıp saati aldım. Pillerinin yerini değiştirdim ama sonuç yine aynıydı. Bu sefer pillerin yanlarını dişlerimle ezip tekrar saate yerleştirdim. Çalışmaya başladı. Bu yöntemi kimden öğrendiğimi hatırlamaya çalıştım ama bir türlü hatırlayamadım. Onun yerine, bir keresinde annemin “Pil akarsa zehirlenirsin, yapma oğlum!” dediğini hatırladım. Saati duvara asıp oturdum eski yerime. Saate can vermiştim. Pili ısırınca neyi tetikleyip enerjiyi ortaya çıkardığımı düşündüm. Elbet mantıklı bir açıklaması vardır. Ama bilgim olmayan şeyler hakkında düşünüp yanlış da olsa kendimce fikirler ortaya koymak hoşuma gidiyordu. Bu konuda da varolan düşük en enerjiyi ısırma yoluyla bir araya getirerek kısa süreli bir çözüm ürettiğime inandırdım kendimi. Zira pili dişleyince çok da uzun süre dayanmazdı. Isırmak kısa süreli bir çözümdü. Pilin son vazifesini yapmasına bir yardım gibi düşünebilirdik bunu…

Masanın üzerinde birbiriyle alakası olmayan onlarca şey vardı. Biraz önce aradığım şeyin ne olduğunu hatırlamasam da burada olmadığına inandırdım kendimi. Yoksa bir süredir fiziksel olarak yaptığım arama beynimin içinde sürecek ve neyi aradığımı aramakla epey meşgul olup sinirlenecektim. Bir sigara daha yaktım ve başımı tavana diktim. Evin en düzenli, en sade ve en rahatlatıcı yeri tavandı uzun zamandır. Dumanın tavana yükselirken girdiği şekillerde bir takım anlamlar yaratmak istedim. Ufak tefek anlamlara yaklaşsam da tatmin edici bir sonuç elde edemedim. Bir sigaranın daha sonuna gelince bir şeyler yapmak istedim. İşte o zaman aklıma geldi ne aradığım. Sene başında yaptığım bir liste vardı, yapılacaklar listesi. Onu arıyordum masanın üzerindeki dağınıklıkta. Kalkıp diğer odalara bakmaya karar verdim. Uzunca bir aramadan sonra kitaplığın en üst rafında toza bulanmış bir halde buldum listemin yazılı olduğu eski ajandayı. Koskoca yılın bitmesine iki ay kala, yapacağıma inanıp büyük bir kararlılıkla hazırladığım listeyi incelemeye başladım. Bir süre tüm maddeleri ciddiyetle okuduktan sonra listenin sonuna gelemeden ajandayı kapattım. Hiçbirini yapmamış olmanın yarattığı etkiyle bir sigara daha yakıp böyle bir listeyi neden hazırladığımı düşündüm. Daha önceki yıllarda da böyle listeler hazırladığım aklıma geldi. O listelerde yazdıklarımı da yapmadığımı bile bile yeni bir liste hazırlamaya hangi motivasyonla giriştiğimi düşüdüm. Bu senenin diğer yıllardan ne gibi farkı olabilirdi? Düşüncelere dalıyorum, tavan benimle…

Herkesin evinde aynı listeler her yıl hazırlanıyordu ve pek çoğu yapılmıyordu. Yapılacaklar listeleri -eğer atılmadıysa- ilerleyen yıllarda açılıp bakılıyor ve üzerine konuşulacak birer anıya dönüşüyordu. Yapılacaklar listesi; insanın kendini gerçekleştirmek adını verdiği şeylerin bir dökümü, bir yansıması aslında. Başarmak olarak adlandırılan şeye -o her ne ise- ulaşmanın ilk adımı, insanın -küçük ya da büyük- umudu. Başarıya o kadar aç, o kadar istekliyiz ki gerçekten başarının anlamı silik bir şeye dönüşmüş ve bizler bir şekilde onu görünür kılmanın derdindeyiz. Kime göre, neye göre sorularının bir anlamı, dahası muhatabı da yok! Çünkü adlandırılan en büyük başarının kaç saniyelik bir hükmü olduğu, neye hitap ettiği ve gerçek bir tatmini yaşatıp yaşatmadığı hep muallakta kalıyor. Bunun da bir sebebi var. Bildiğimi sanıyorum bu sebebi…

Başka listeler de var hayatlarımızda. Mesela gidilecek yerler listesi… Bir de bunun tersi olan gidilen-görülen yerler listesi… Herkesin aynı sahtelikte gülümseyen ifadeler takınıp benzer fotoğraf kareleriyle dünyada görülmesi gereken yerleri görmenin haklı gururunu taşıdığı ya da taşımak için hazır bulunduğu o yerlerin listeleri… Deneyimlemek deniliyor sanırım buna. Deneyimledikçe fotoğraf albümlerinin ağrılığı birer madalyaya dönüşüyor. Çok gezenin çok şey bildiği anlatılan hikayelerle tasdik ediliyor. Keşfedilecek yerler bir bir sıralanıyor ve telefonlardan bu yerlerin fotoğrafları gösteriliyor sohbet ahaline. Keşif deniyor buna… Ha bir de meşhur yerler var. İşletmecilik harikası, reklamcılığın sivri zekası, yapay güzelliklerin ve sözümona en iyisinin sunulduğu o meşhur yerler… Oralar da pek çoğunun listesinde. O listenin adı ne olabilir bilemedim. Kapısında kuyruk olanların bulduğu uygun bir ismi vardır elbet… Kuyruk olunacaklar listesi diyeyim ben, yakışır. İnsanın iştahının bizi getireceği noktayı göstermesi açısından ibretlik bir liste olsa gerek!

Listeler akıp giderken zihnimden, oluşan sessizlik tüm dikkatimi dağıttı. Dışarıdan gelen araba sesleri ve diğer tüm uyarıcılar sanki planlanmış gibi kısacık bir an sessizleşti. Gerçeğime dönüverdim. Masa hala dağınıktı. Saat, dişlerimin şeklini almış piller için geri sayımdaydı. Yanıbaşımda duran cep telefonun şarjıysa uzun zaman önce bitmişti. Masanın üzerindeki yığının içindeki şarj kablosunu alıp telefonu şarja taktım. Kısa bir süre sonra uzun süren uykusundan uyandı telefonum. Arka arkaya birkaç mesaj geldi. Mesaj kutusunu açıp gelen mesajları açmadan öylece baktım. Bir milletvekili, bir börekçi, bir klimacı, bir bahis sitesi, bir dolandırıcı… Tanıdığım kimseden gelmemişti mesajlar. Hiçbirisi beklediğim, dahası bekleyebileceğim mesajlar değildi. Bir şekilde numaram onların listesindeydi. Ne çok liste var diye geçirdim içimden. Sonra telefon rehberimi açtım. Niye açtım bilmiyorum. Gayriihtiyari bir şekilde dokundum o bölüme. Rehber de bir listeydi. A’dan başlayıp Z’de son bulan bir liste. A’dan Z’ye yavaş yavaş indim. En son hangisine ulaşmak istemiştim, hangisine ulaşmak isteyip ulaşmıştım ya da en son hangisi bana ulaşmak istemiş, ulaşmış ya da ulaşamamıştı? Hangisinin aramasını kabul etmiş, görmezden gelmiş ve reddetmiştim? Uzun zaman olmuştu telefonla konuşmayalı. Daha doğrusu tanıdığım, listemde olan birisiyle konuşmayalı… Tanımadığım birilerinden mesajlar aldığım gibi belli belirsiz aranıyordum da. Kısacık bir dinlemenin ardından kapatıyordum yüzlerine. Bu yüzden de uzun zamandır şarjı bitmiş bu telefonu açmaya yeltenmiyordum. İşte bak kimse aramamıştı. Arayıp ulaşamasalar, bir mesaj atarlar ve ben bu telefonu açtığımda o mesajları görürdüm… Rehberimdeki listenin adını aramayanlar listesi ya da aranmayacaklar listesi olarak belirleyebilirdim. Ama bu düşüncelerden bir anda sıkıldım. Sanırım kurtulmam gerekenler listesi hazırlamalı ve bu listenin başına rehberindekilerden kurtul yazmalı ve hemen ardından bu maddenin gereğini yapmalıydım…

Kurtulmam Gerekenler Listesi
-Rehberindekilerden kurtul: Yapıldı
-Telefonundan kurtul: Yapıldı
-Masanın üzerindeki dağınıklıktan kurtul: Yapıldı
-İnternetten kurtul: Yapıldı
-Eşyalarından kurtul: Yapıldı
-İşinden kurtul: Yapıldı
-Yaşadığın şehirden kurtul: Yapıldı
-Listeler yapmaktan kurtul: Yapıldı

Not: Artık herkesi gömebilirim, her şeyle birlikte!

Herkesi Gömebilirim

Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
KorsanEdebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Herkesi Gömebilirim!

Paylaş
İlginizi Çekebilir
saat

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir