Anasayfa » antropolog » “Hayat Böyle” Dediğiniz Şeyler Sizi Tüketiyor
hayat böyle

“Hayat Böyle” Dediğiniz Şeyler Sizi Tüketiyor

“Çalışman lazım, çalışmazsan para kazanamazsın, para kazanamadan nasıl yaşayacaksın? Nasıl evleneceksin, nasıl mutlu olacaksın?”

Benim problemim, çalışman lazım lafıyla ve öncesiyle başlıyor. İlkokulda, daha 12-13 yaşlarındayken başladılar. Dershaneler, etütler, özel dersler v.s. derken önce çocukluğumu ve o zamanki aklımın ve benliğimin eğlencesini çalmak istediler. O yaşta ne kadar direnebiliyorsam o kadar direndim. Dershaneye gitmedim ancak gram zevk almadığım özel derslerle vurdular. Saçma sapan “İleride ne olacaksın?” sorularıyla vurdular, sevdiğim şeyleri yaparken bile iç huzursuzluk yaşamama neden oldular. İğrenç insanlarsınız. Küçücük çocuklar çizgi film izlerken, yarısında başlıyor daralmaya. Ergenliğinin başındaki erkekler futbol oynarken, kızlar dergi okurken gerilmeye başlıyor. Geriliyorlar, daralıyorlar, sorduğunuz iğrenç sorular ve savunucusu olduğunuz iğrenç sistem yüzünden. Çocuklarınıza iyi bir gelecek bırakmaya çalışırken, onların dünlerini mahvettiniz, tebrik ederim. Dershanelerde paralandılar, özel derslerde mahvoldular, etütlerde yoruldular ve sınavlarınızla öldüler. Elinizde beyni sömürülmüş, ruhu çürümüş çocuk bedenleri kaldı. Evladım diye sarılıp sevebilirsiniz. Onları siz öldürdünüz, onları siz paraladınız. Siz suçlusunuz. Elinize kan bulaşmadı ama, çocuklarınızın ölü ruhunun parçaları ellerinizde. Biliyorsunuz. Ancak itiraf edemiyorsunuz.

Çok acı yahu, on sekiz yaşındaki bir genç film izlerken filmin ortasında aklına matematik soruları geliyor. Yirmi yaşındaki bir genç ilgi duyduğu konuları araştırırken üniversite ve uzmanlaşma, o müthiş yapı suratına tokat atıp kafasını “doğru” tarafa çeviriyor. Uzmanlaşacaksın. Çalışacaksın. Para kazanacaksın. Mutlu olacaksın. Yaşayacaksın. Öleceksin. Kafanı başka yere çevirirsen, tokadı yersin. Siktir oradan. Bunun nesi yaşamak? Saçma sapan, boktan, bozuk bir yol yapmışsınız. Yolun boktanlığını gören, kendi yolunu yapmak isteyen insanlara deli diyorsunuz, ötekileştiriyorsunuz, ruhlarını öldürüyorsunuz ve acımasızca buna çocukken başlıyorsunuz. Ne kadar da düşük yaşam formlarısınız. Kendinizden utanmalısınız.

Çalışman lazım. Siktir oradan, değil. Ben dünyaya gelirken kim bana sordu? Kim içine doğduğunuz, değiştirmek için hiçbir şey yapmadığınız, kabullendiğiniz ve evlatlarınızı adapte olmaya zorladığınız bu sistemde mutlu olup olamayacağımı sordu? Sivri zekalılar için bir not: İntihar da çözüm değil. İntihar dediğiniz şey o kadar karmaşık ki, düşünemiyorum bile. Sonrası hakkında hiçbir fikrim yok. Bir yere gider miyiz, gitmez miyiz, gittiğimiz yer daha mı iyi olur, bilemiyorum. Tek bildiğim, dünyaya gelişimiz bizim dışımızda gerçekleşirken, bir şeylere itiliyor ve zorlanıyor oluşumuz. Alternatif hayatlara yönelmek için de izole olmanız isteniyor. Sadece soruyorum, neden çok akıllı telefonlar ve çok akıllı televizyonlar yerine üretimi makinelerin üstleneceği bir sistem kurmuyoruz? Belki de bunu yaparsanız madenlerde insanlar ölmez, işçiler daha rahat işlerde çalışır, insanların kendine ayıracak daha çok vakti olur. Yapabilir miyiz, ne dersiniz? İmkân olsa bile yapmazsınız. Evlatlarının ruhunu sözde başarılar ve sahte mutluluklar için öldüren katillersiniz siz. Sizlerden bunu beklemek hata, benim en güzel hatam.

Çalışmazsan para kazanamazsın. Siktir oradan, yalan. Loto denen şeyden haberiniz var mı? O uğruna çocuklarınızın ruhunu öldürdüğünüz, kendi ruhunuzu ve bedeninizi sattığınız para var ya, bir şans anında tonlarcası, kelimenin tam anlamıyla tonlarcası elinize geçebilir. Şans eseri. Tesadüfen. Hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Boktan sistemin boktan çarklarından birine kör bir atış yapacaksınız. Tutarsa kurtulacaksınız. Dünyanın kalanı mı? Çoğu yalnız hissedecek, canı yanacak, önemli bir kısmı aç kalmaya devam edecek ve bazıları kötü koşullar dolayısıyla ölecek. Siz sistemin kaymak tabakasında altın bir tahtta oturacak, altın klozetlere sıçacak, altın kalpli biri olarak pahalı şampanyalar içilen bağış gecelerinde şahsi şovunuzu yapacaksınız. Dünyanın geri kalanından bahsedip şu güzel hayatın tadını kaçırmayalım, değil mi?

Para kazanmadan nasıl yaşayacaksın? İşte bu sorunun cevabını sizin vermeniz gerekiyor. Onlarca yıldır buradasınız, çoğunuz benden uzun süredir buralarda vakit öldürüyorsunuz. Çok merak ediyorum, bu korkuyla nasıl yaşadınız? “Para kazanamazsam işim biter.” Bu korkuyla nasıl yaşadınız lütfen, lütfen bana anlatın. Tüm hayatınızı, tüm mutluluğunuzu bir işe, bir patrona, patronun dudaklarının arasından çıkacak söze ve sizi işe alması için yalvaracağınız diğer patronlara nasıl bıraktınız? Şahsen para kazanmakla ilgili hiçbir motivasyonum yok. Ailem bana asla baskı yapmadı, etrafımdaki insanlar iğrenç sorularla canımı sıksalar da ruhuma tecavüz etseler de ailem daima benim yanımdaydı. Para konusunda da bana aç gözlü olmamayı öğrettiler. Aileme minnettarım. Sıklıkla bana doğru şeyleri öğrettiler, bana soru bankası yerine elektrogitar almışlıkları da vardı. Sonra parmaklarımın çok da yeterli olmadığını keşfettik, Çek Cumhuriyeti’nin adı Çekya oldu, yönetim sistemimiz ve hayatlarımız değişti, ben o gitarı sattım. Çok şey değişti ama bir şey hâlâ değişmedi: Hâlâ aynı boktan sorularla, boktan baskılarla insanlara TECAVÜZ EDİYORSUNUZ. Berbatsınız, iğrençsiniz ve çoğunuz yetersizsiniz. Lütfen insanları biraz rahat bırakın.

Nasıl evleneceğiz, nasıl mutlu olacağız? Geri zekalılar. Birincisi, mutlu olmak için evlenmek şart değil. Şahsen mutlu olmak için birçok farklı şey yapabiliyorum. Üstelik toplumsal baskılar bir yana, mutlu olmak için yaptığınız o “sporu” evli olmadan da yapabiliyorsunuz. Evlilik seks iznidir sığlığına inmeye gerek yok, evlilik güzel bir şeydir kuvvetle muhtemelen. Sevdiğiniz bir insanla birlikte yaşamak, birlikte olmak, vakit geçirmek evliliğin içinde olan şeyler. Dolayısıyla gerçekten sevdiğiniz biriyle evliyseniz, bunda pek fazla kötülük göremiyorum. Tabii ki nafaka arzulayan yetersiz kadınlar veya kadının parasına göz diken çakal Biscolata erkeklerini denklem dışı bırakmamız gerekiyor. Umarım denklem dışında birbirinizi bulur, birbirinizi tüketirsiniz. Moronlar… Konuya geri dönersek, gerçekten, ruhunuza edilen tecavüzden biraz sıyrılıp kendinizi keşfetmeye çalışırsanız birçok şeyi yaparken mutlu olduğunuzu fark edeceksiniz. Mesela ben yazarken mutlu oluyorum. Müzik dinlerken, film izlerken, dizi izlerken, yürüyüş yaparken, basketbol, bilardo, satranç oynarken, kitap okurken mutlu oluyorum. Sadece bu kadarıyla da sınırlı değil. Ne zaman bir Arcimboldo tablosu görsem mutlu olurum. Ne zaman bir Gian Lorenzo Bernini heykeli görüş alanıma girse, mutlu bir insan oluveririm. Kendinizi keşfedin. Ruhunuza saldırdılar, saldırıyorlar, saldıracaklar. Herkes sizi gri yapmaya çalışacak. Beyaz olun, siyah olun, pembe olun, eflatun olun, yeşil olun. Sizi kendine benzetmek isteyen grilere rengarenk ruhunuzla karşılık verin. Karşılık vermediğiniz her sefer, daha sert bir tokatla yüzünüzü doğrularına çevirmeye çalışacaklar.

Sıkı durun. Çünkü onlar sıkı duruyor. Onlar sistemin azılı savunucuları. Ailenizin, arkadaşlarınızın, dostlarınızın arasında maske takmış sistem bekçileri mutlaka vardır. Maskelerini düşürün. Düşmanınızı tanıyın. Çoğu zaman en sert vuranlar, en yakınlarınız oluyor. Size her şeyi bırakmanın çözüm olduğunu söylemek isterdim. Ancak değil. Maalesef değil. Henüz sistemi, sistemin içindeyken yıpratmaya çalışıyoruz. Okumalıyız, araştırmalıyız, sevmeliyiz, mutlu olmalıyız. Günü geldiğinde büyümüş ve güçlenmiş şekilde bu sistemin kozasını zorlayacağız ve parçalayacağız. İşte o zaman, daha mutlu yarınlara yolculuk tamamen bizim elimizde olacak.

Hoşça kalın.

Hakkında antropolog

15 Mart 1995, Ankara. Beytepe İlköğretim Okulu, Karakusunlar İ.M.K.B. Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü. https://twitter.com/saykodelikdesik https://www.facebook.com/batuhanezgu95

Bir yorum

  1. Anlatım tarzını ve samimi üslubunu sevdim. Zaten samimiyet ve özgünlük denemenin olmazsa olmazıdır bildiğin üzere. İnsanlara ve kısır döngü içerisindeki yaşayış sistemine bakış açın ve dobra eleştirilerin de hoşuma gitti. Cümleler yerli yerinde ve düzgündü benim açımdan. Sadece ilk paragraftaki cümlelerin dizilişi bakımından hata -yada eksiklik denebilir- olduğunu düşünüyorum. Tekrar üzerinde durulası bir paragraf benim kanaatimce. Kalemine ve eleştirine sağlık.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*