Bu Acı Nasıl Geçecek?
Bu acı geçecek mi anne? Ne zaman tam olarak iyileşeceğim ben, ne zaman tam olarak yeniden sevmeye cesaret edebileceğim? O gün gelecek mi? Yoksa yașamadan, sevmeden, sevilmeden bu dünyadan göçüp gidecek miyim? Hangisi olacak söyle bana. Ben artık sorulara doğru cevaplar veremiyorum. İki yanlıș bir doğruyu götürmüyor gerçek hayatta, tek bir yanlıș bütün doğruları silip götürüyor. Benim yanlıșım neydi anne, benim hayatımın seninkinden daha güzel olacağına ne zaman inandım ben? Ne zaman benim kaderimin seninkinden ayrı olacağını düșünmeye bașladım? Sen ve ben. Ne kadar ayrı olsak da aynıyız. Yaşlandıkça sana benziyorum özellikle de ellerim. Hayat, anne çok yordu beni. Senin bilmediklerini öğrendim, senin görmediklerini gördüm, senin inanmadıklarına inandım. En sonunda ne mi oldu, senin kaderini yaşadım. Kaçamadım ondan…
Elif elinden kalemi bıraktı, derin bir nefes aldıktan sonra yazdıklarını okumadan katlayıp zarfın içine koydu. Bu annesine yazdığı ama göndermediği kim bilir kaçıncı mektuptu. Yazıyor, rahatlıyor, katlayıp zarfa koyuyor ama asla göndermiyordu. “Göndersem ne değișecek ki sanki okusa da anlamaz, anlamak için çaba göstermez!” diyordu. Kendini rahatlatma yöntemlerinden biriydi bu.
Zarfı güzelce yalayıp kapattı ve çalışma masasının en alt çekmecesini açıp gönderilmemiş mektup yığının üstüne koydu. Ne zamandır yazıyordu bu mektupları. Düșündü. Aşağı yukarı üç yıl olmuştu. Evliliği ilk çatırdamaya başladığı o yıl. Yaz tatili dönüşü aslında hayatınının hiç de görüldüģü kadar mükemmel olmadığını anladığı o yıl. Ne olmuştu, ne değișmiști tam olarak? Duvardaki boyada bir kabarma görürsün yaklaşırsın ve azcık soyulmuş olan boyayı tırnaklarınla kazımaya başlarsın, kazıdıkça boya soyulur ve daha çok kazırsın. O da öyle yapmıştı. Ta ki tüm boya dökülüp altından berbat renkli duvar görünene kadar…
Yolun sonuna geldik anne ama bunu sana nasıl söyleyeceğim? Söylendi, bunu söylemenin kolay yolu yoktu. Gözlerini kapattı, en son ne zaman mutlu olduğunu hatırlamaya çalıştı ama bulamadı. Artık sıkıntılı zamanlarında sığınabileceği bir anısı bile yoktu! Mektuplar işe yaramıyordu, yaramayacağını biliyordu ama yine de yazıyordu. Anlık rahatlama hissi ona iyi geliyordu. Sen hep gerçeklikten kaçıyorsun, son tartışmalarındaki sesi kulaklıklarında yankılandı. Gerçeklerle yüzleşmiyorsun. Kalp atışları hızlandı, nefesi kesikleşti. Alt çekmeceyi açtı ve tüm mektupları dışarı çıkardı ve yırtmaya başladı. Hem ağlıyor hem de yırtıyordu. Hepsini parçaladığından emin olduktan sonra durdu ve yere eğilip ağlamaya devam etti. Bir yandan da söyleniyordu. Bu acı nasıl geçecek anne, bu acı nasıl geçecek?
Yazarın (Zeyno) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
Korsan Edebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Bu Acı Nasıl Geçecek?

