Son Haberler
Anasayfa » Beybal » Bir Keşkeliden İşittim
Bir Keşkeliden İşittim

Bir Keşkeliden İşittim

Orada oturuyor… Yüzündeki çizgilerle bana oturduğu yerden hayatın özetini okuyan adam orada oturuyor. Elindeki çayın buharı beni dahi ısıtıyor da, çayı kavrayan nasır tutmuş ellerinin sıcağa olan tepkisizliği dudaklarında yudum olarak kalıyor. Bükük duran belinden oluk oluk ömür akan bu adam, bana bir susuyor, ben bin bir nasihat işitiyorum. Zaman diyor, zaman hızlı… Ve saçlarına aklar oturunca, keşke demeye yeltenmek dağlarca siteme eşdeğer diyor. O susuyor ve ben duyuyorum.

Aceleci olan neydi? Zaman? Hayır, o sadece hızını koruyordu. Bizler ise zamana yetişmek için ömür denilen bu yolun tozunu yutanlardık. Tozu yuttukça, aynadaki yabancıya attığımız her bakışta ecele gönlümüzü ilikleyerek selam veriyor gibiydik. “Pes etmemek için güçlü nedenleriniz olsun.” diyor Les Brown. Bahsettiği bu neden nefes almaktan fazlası, aynadaki insanın üzerine toprak atmaktan mantıklı olmalı. Zira zaman; ömrünüzün kavurucu sıcağına her an işleyen bir serinlik olmuyor. Keşke demeye vakit çok. Peki ya keşke dememeye ayırdığınız vakit? Buna bir saniye bile ayırmadınız. Gerçekçi olun. Bahsettiğim şey gerçeklerin bacağına sarılmak, ardında durup yanağınızda hicret eden yaşlar eşliğinde hayatınıza biçare bakmak değil… Gerçekten gerçekçi olun. Alınan nefesin hakkını vermek haktır. Bu hakkı yerine koymaya hiç yeltendiniz mi, bilmiyorum. Kaçınız aldığı bir nefesin saliseler sonra kendisini terk etmiş olacağını düşünerek aldı o nefesi, haberim yok. Ve şu an düşünün… Üzerinizde, aldığınız her nefesin hakkı var… Şimdi alınan o nefesleri saymayı denemek korkunç. Şimdi alınan o nefesleri tekrar almaya çalışmanın adı çaresizlik.

Pişmanlığın elini bırakın. Yola çıkmadan yolda kalmışlığı da. Zamana meydan değil kitap okuyun. Ya da bir şiir olun mısralarca. Heceleriniz dövsün yüreğinizi, kafiyeleriniz alnınızdan öpsün. O şiiri her okuyuşunuzda tekrar okumak isteyin ama sizden başka okuyanı olmasın. Geceleriniz ‘korkuyorum’ kelimesini sayıklayacağına hakikatli bir korkuyla pişmanlıktan ve keşkelerden yakasını kurtarsın. Çünkü o adam bana başka şeyler de anlattı. “Keşke demek kanatıyor, fakat akmıyor.” demişti. Öylesine dememişti, fakat bir bildiği de yoktu. Sadece özlemişti. Yaşamayı özlemişti… Gerçekçi yaşamayı… Velhasılıkelam; yaşamayı özleyecek kadar ölmeyin. Bunları sayıklıyordu adamın hasretle kuşanan bakışları…

Hakkında Beybal

Bazıları yazmak için sebepler arar, bazıları yazdıklarının yanına bir sebep sığdıramaz.

4 yorum

  1. Çok başarılı bir yazar olacağına inancım tam… Yazmaya devam…

  2. ‘Keşke’ insanın yaşamına suikastler düzenleyen bir dilektir aslında… Nietzsche’ye katılmamak bazen elimden gelmiyor. ‘Umut, en büyük kötülüktür.. ‘ dediğinde. Ama seni/sizi okuduğumda yine de sığınıyorum umuda. Biliyorum ki; okuyup yazanlar var ve olacaklar bu umutsuzluk çarkında… İlk kez okudum satırlarını Genç Dostum. Korsan’a katılmamak mümkün değil. Aynen devam..devam..:))

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*