Büyüyen Kalabalık
Sokağın başındaki kalabalık gitgide artıyordu. Pencereden bakan insanlar neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir süre perdenin ardından bakıp ben de olanları anlamaya çalıştım. Uzmanlar böyle durumlarda pencereden bakmanın tehlikeli olabileceğini belirtmişlerdi. Bu sebeple temkinliydim. Oysa mahalledeki kimsenin bu uyarıdan haberdar olmadığı, daha kötüsü ise bu uyarıyı umursamadıkları ortadaydı. Bir süre perde arkasından görebildiğim kadar bakınsam da merakım ve diğer insanların korkusuzca pencere ve balkonlarından uzattıkları kafalarının da cesaretiyle ben de başımı pencereden dışarıya uzatmış bulundum. Evet kalabalık vardı ama sebebi belirsizdi. Yoldan geçen arabalardan yükselen korna seslerinin kalabalığa tepki mi yoksa destek mi verdiğini kestirmek imkansızdı.
Her ne oluyorsa pencereden bakıp anlayamayacaktım. Bunu benden önce idrak eden komşularım kalabalığa doğru ilerlemeye başlamışlardı bile! Bir süre daha bekledikten sonra merak duygusunun içimi kavurmaya başlaması sebebiyle ben de kendimi sokakta kalabalığa doğru ilerlerken buldum. Kalabalık artık iyice büyümüştü ve çevremdeki insanların meraklı bakışları kimsenin bu kalabalığın sebebini bilmediğini gösteriyordu. Derken seyyar satıcılar etrafımızı sarmaya başladı. Bir anda pazar yerine benzemeye başladı kalabalık. Bayrak satanlar, simit satanlar, su satanlar, bebelere balon bile vardı; gördüm. Her şey bir anda olmuştu ama sebebini kimse bilmiyordu. Belki de sebebini herkes biliyordu da bilmezden geliyordu…
Bir süre kalabalığın merkezine doğru –bir merkezi var mıydı– ilerlemeyi denedim. Birkaç metre zor ilerledim. Sonra bu çabamın boşa olduğunu fark edip geri dönmek istediysem de kalabalığın bir sonu yoktu artık. Belki de merkezindeydim o vakit her şeyin… Hiç farkında olmadan bir anda, istemsiz ya da canı gönülden buradaydım. Adımladığım kısacık yolun sonunda bilinmezin ortasında ama garip bir huzur içinde…
Kalabalığın içindeki sesleri dinlemeye koyuldum. Bilmesem de hissediyordum, kalabalığın tam merkezindeydim artık. Kimisi bir hırsızlıktan, kimisi bir ölümden, kimisi yıkılan bir binadan, kimisi gelecekle ilgili şeylerden; ama herkesin bildiği, bildiğim ve içimi acıtan şeylerden bahsediyordu. Ben susmuş konuşulanları dinliyordum. Konuşacak bir şeyim olmadığından değil, yıllardır içimde büyüttüğüm -içimi acıtan- ne varsa anlatacak dermanım kalmadığından, sustum… İşte şimdi, sustuklarım kalabalığın içinden oradan oraya savrulup tüm şehre yayılıyordu. Dinlemeye tahammülü olmayanların ise kaçacak bir yerleri kalmamıştı. Ne yapsalar, nereye gitseler işitiyorlardı gerçeği…
Çok kısa bir süre sonra artık merkezinde değildim kalabalığın. Merkezinin neresi olduğunu bilmenin mümkün olmadığı bu kalabalığın sesleri komşu şehirlerden, dahası o şehirlerin insanlarının da katılmasıyla komşu ülkelerden işitilmeye başlandı. Çok geçmeden kalabalık dünyayı sardı. Biliyorduk, artık kalabalık bir dünyaydık…
Her şey bir anda olmuş, farkına varmadan tüm dünyayı sarmıştı. Kalabalığa yeni katılanlar yanlarındaki insanlara “Noluyor yahu?” diye soruyordu ve bizler hep bir ağızdan: “Kalabalık büyüyor. Büyüyor kalabalık, bir sebebi var…” diye haykırıyorduk…
Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
Korsan Edebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Büyüyen Kalabalık
