Son Haberler
Anasayfa » bertugguc » Asansör
Asansör

Asansör

Birkaç haftalık kendimden kaçışın ardından yine en başa dönmüştüm; evime. Dış kapıyı açmak için cebimden anahtarı çıkarıp kilide taktım ve yavaşça çevirdim. Yerine oturmasının ardından soğuk metalin tıkırtısıyla mekanizma döndü ve kapı açıldı. Kafamın içinde çalan kemanın sona götüren sesi durmak bilmiyordu. Adam kapıdan girer, müzik izleyiciyi olaya hazırlar, adam merdivenlerden çıkar ve o alışılmış sahnelerden birinin karşısında şaşkınlığını gizleyemez; karısı onu başka bir adamla aldatıyordur, hırsız girmiştir, karısı gitmiştir, annesi ölmüştür, babası baygındır, sevdiği kadın gözleri yaşlı bir biçimde oturuyordur ve belki de daha da kötüsü evde bekleyen hiç kimsesi yoktur. Bu sahneler izleyici için adamın ruhuna bir gidiş biletidir aslında. Belki de film boyunca aldığı tüm yanlış kararların içindeki masumiyetidir bu sahnede görülecekler. Güldüm, kendi kendime konuştukça laf lafı açıyor. Kendi sohbetimin hoşluğunda sarhoş oluyorum. Bir insanı en iyi anlayan yine kendisi değil midir aslında? Herhalde öyledir. Bilmiyorum, kendimi de insanları da hiç anlamadım aslında. Asansörün düğmesine bastım ve kapı açıldı. İçeriye yavaşça adım attım ve omzumdaki çantayı yere bıraktım. Elim direkt beşinci kata gitti, yavaşça bastım. Beş… İçinde iki çifti ve bir bekarı barındıran lanet bir sayı. Gecenin sonunda herkes evlerine dağılırken sarı sokak lambasının altında tek başına sigara içer ve hayatını düşünür. “Böyle tek başına güzel. Bağımlı değilsin aslında kimseye.” der ve kendini avutur. Evine gittiği zaman karanlık koridoru apartmanın lambasının süreli yanan ışığında görür ve tenini soğuk bir yalnızlık yalayıp geçer.

Kafamı kaldırıp haftalardır silinmemiş aynaya baktım. Yorgunluktan kapanan gözlerim, birbirine karışmış saçlarım ve sakallarımla tam bir kaçıktım. “Ben ne halt ediyorum?” gibi spesifik bir cevap vermeyeceğim saçma sapan bir soruyla karşı karşıya bırakmıştım kendimi bir anda. Cevapların peşinden gitmek istemiştim uzun süre. Sürekli “Neden?” diye sormayı bırakmam gerektiğini, bazı şeylerin nedensiz ve bazılarının da gayet sade ve tekdüze cevapları olduğunu anlamam uzun zaman almıştı. Aslında bu anlamakla alakalı değildi, kendini inandırmakla alakalıydı ve ben kendimi inandırmakta pek bir başarısızdım.

Asansör aniden durdu. Yerden çantayı aldım ve açılan kapıdan dairenin önüne geldim. Telefonum titredi. Büyük ihtimal evdeki Wi-Fi ağına bağlanmıştı. Çıkarıp baktım, “Ece 2 yeni mesaj,” “2 cevapsız arama.” Siktir. Ne zaman geleceğimi haber vermemiştim. Hızla anahtarları çıkardım ve kapının üzerindeki iki kilidi de açarak kendimi içeri attım. Ece eve ayakkabıyla girmemi hiç sevmezdi. Beni öldürecek kesin. Ev karanlıktı. Karşıma ilk çıkan odada televizyonun ışığında uyuyan Ece’yi gördüm. Büyük ihtimal beni beklemiş, televizyonda önceden izlediği bir filme rastlamış -yoksa televizyonla pek arası, hatta hiç arası yoktu-, sansürlerinden ve kötü dublajından ilgisi dağılmıştı. Zaten dikkati bir tavşanınkine eş değerdi. Yaptığı işten çabuk sıkılır, oturduğu yerde olduğu gibi kalamaz ve sağa sola dönmekten masaya çarpar, bir şeyleri mutlaka devireyazardı. Elimdeki çantayı kapının kenarına bıraktım. Altı kirliydi ama sabaha temizlerdim ben, çok önemli değildi. Üstümdeki montu vestiyere astıktan sonra ağır adımlarla onu uyandırmadan yanına gittim. “Güzelim, haydi yatağa yatırayım seni,” Gözlerini araladı ve bana uykulu bakışlarla gülümsedi. “Haber vermedin bana. Niye haber vermedin Hakan? Merak ettim seni,” Unutmuşum, fazlasıyla unutkanım ben. Bilirsin, seni önemsemediğimden değil. Önceliğim hep sensin, bir tek sen kaldın zaten hayatımda. Emin ol hatırladığımda panikten kendimi eve nasıl attım bilemezsin. Koşar adım yanına gelip sana sarılmayı, seni öpmeyi nasıl istedim bilemezsin. “Tamam o zaman. Aç mısın? Hemen bir şeyler hazırlayayım sana. Yemek vardı, dur bekle sen burada,” Uykunu bölme benim için, aç değilim zaten. Seni görüp özlemimi dindirmek yetti bana. Sana söyleyemiyorum tüm bu güzel sözleri. Bilirsin, biraz odunum ben. Ama sen aklıma düşünce içimdeki denize paralel olan dağlar yerle bir olur, volkanlar patlar, gözlerim ışıldar, ruhum sarhoş olur ve sen bana gülümsersin.

Sarıp sarmaladım ve kucağıma aldım. Onu yatırdım ve yorganı üzerine örttüm. Aynı küçük bir çocuk gibi huzurluydu. Alnından öptüm, üzerimi değiştirdim. “Sen yatmayacak mısın?” Ben biraz televizyona bakacağım. Babam da hep işten geç gelirdi, uyku tutmazdı. Saatlerce televizyona bakar ve orada uyuyakalırdı. Ben de öyle oldum, ben aslında öyle olmayı hiç istemedim. Ne bileyim, herkes biraz farklı olmak ister. Gerçi çoğu baba, oğlunun kahramanıdır. Ne ben ne de babam kahramanlara inanırdık. Fazla gerçekçiydik. Buna rağmen ikimiz de bilgisayarın, oyun konsolunun başından kalkamazdık. Biz fazla çelişkili iki insandık. Birbirimizi söylediklerimize inandıramazdık. O bana inanmazdı çoğu zaman. Saçma sapan bir şekilde kanıt isterdi her yaptığım iş için. Beni sevdiğinden mi -şüpheli- yoksa garantici bir insan olduğu için mi böyleydi, gerçekten bilmiyordum. Açıkçası bana inancı yoktu, bunu biliyordum. İçten içe hep bildim ama hiçbir zaman bunu ona söyleyemedim. Şayet böyle bir şeyi dile getirseydim o hemen inkâr edecek, onun inatçılığından aşağı kalır yanı olmayan benimle büyük bir tartışmaya girecekti. Bu tartışma aylar, hatta yıllar sürecek; yazları kışa, kışları da yaza katacaktık. Fakat ne o ne de ben bu tartışmanın kazananı olamayacaktık.

Televizyona boş boş baktığımı fark ettim. Gözlerimi ovuşturdum. Saatlerdir yoldaydım. Allah’ın unuttuğu bir dağ köyündeki cinayetin neyi bu kadar önemliydi hâlâ anlamamıştım. Kadının altınları ortada yoktu ve köydeki herkes şüpheli konumundaydı. Bu saçma haberi de bana vermişlerdi. “Büyük çıkış yapacaksın, gör bak!” demişlerdi. Ben buna hiç inanmamıştım. Zaten inanmadığım ne varsa peşimi bırakmazdı. Yarın yine erkenden yola çıkacaktım. Gözlerim kapanıyordu. Gözlerim, lütfen şimdi kapanmayın! Biraz izin verin, kendimi yatağıma bırakayım. Ece’yi bir kez daha sarıp sarmalayayım, kokusunu içime çekeyim. Gözlerim benden de inatçıydı. İşte, yavaş yavaş uyuyordum. İyi geceler Ece, iyi geceler kurmayı unuttuğum alarm.

Hakkında Bertuğ

Dumlupınar Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği. İlkokuldan beri yazıyorum...

2 yorum

  1. Batıni

    Hoş bir sakinliği vardı hikayenin. Kalemine sağlık.

  2. Hikaye o kadar güzel bir dinginliğe sahip ki çok beğendim. Ana karakterin kendi kendisi ile konuşması ve yapılan tasvirler çok hoş. Ellerinize sağlık..

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*