Tanrım Ne Çok Acı
“Tanrım ne çok acı” diye başlar bir usta yazar. Kimisine politik geldiği için sevilmez çok. Konumuz bu değil ama. Gerçekten Tanrım; ne çok acı! Benimkiler biraz küçük görünüyor olabilir. Hatta görünmüyor olabilir senin manzarandan. Zira ne büyük bir savaş, ne bir kıtlık, ne de bir felaket gördüm. Felaket gördüm ama uzaktan. Senin baktığın gibi: uzaktan… Peki; çamurdan, kilden, parlak yıldızlardan -zira hammaddesi pek fark etmiyor- yarattığın biz kullarına neden iyi imkânlar sağlamıyorsun? Büyüksün, güçlüsün, her yerdesin. Ama biz azız, küçüğüz, bazı yerlerdeyiz ve emin ol Tanrım çok acı çekiyoruz… Bizim için bir ön sınav yapmadın üstelik. Olsaydı o sınavı zaten geçemeyecek çok öncü sperm tanıyorum. Şu an hepsi nefes alıyorlar. Üstelik Tanrım hak etmediğimi düşündüğüm çok fazla şey yaşadım ve yaşıyorum ama yeryüzünde yetkili bir merci bulamadım itiraz edecek. Belki de her yerdedir o itiraz edilecek merci. Düşünmedim henüz.
Kafası çok basmayanlar “şirk” dedi benim üslubuma. Ben ise dua ile karışık dert yanma. Bazen sınanıyorum diyorum, inandırıyorum kendimi. Bazen ise sanırım dünyaya gelmeden evvel yapılan bir sınavda kaydırma yaptığımı düşünüyorum. Ya da daha önce biri benim hayatımı yaşıyordu. Beğenmedi iade etti. Sonra bana kaldı ihale. İade edemiyoruz değil mi Tanrım? Sizin oralarda müşteri memnuniyeti pek yok sanırım. Bizler ki senin sadık ve müdavim müşterileriniz. Her şeyi senden dilemiyor muyuz ve her şey senden gelmiyor mu? Yani uzun zamandır buna körü körüne inanan çok insan var piyasada. Bence omuzlarımızın üstüne koyduğun dekoratif şey biraz işe yaramalı. Görüyoruz, duyuyoruz, kokluyoruz, tadıyor ve hissediyoruz. Ama daha fazla… Sen bence en çok ona önem verdin. Ama sanırım biz daha paketinden çıkartamadık. Paketini açıp kullanan güzel insanların biyografilerini okudum. İyi kötü kullanmışlar. Ben onları tanıyamadım Tanrım. Sanırım tanısam hasedimden çatlardım.
Tanrım! Biraz yüreğim sıkışıyor. Biraz ruhum dar geliyor bedenime sanki. Beni al diye değil bunlar; sakın yanlış anlama. Ne de olsa senin işini senden daha iyi kim bilir ya da yapabilir ki? Sen de kitap satamazdın zaten. Aslına bakarsan ben de satamıyorum ama bu başka bir zamanın konusu olsun.
Tanrım şimdi uyumam gerek. Çünkü hiçbir işe yaramaz yoğunluğum var benim. Gerçi görüyorsun zaten. Ben ilerlediğimi düşünmüyorum ama senin oralardan nasıl görünüyor bilmiyorum. Adımın anlamını ne zaman ortaya çıkartacaksın Tanrım? Bir işaret bekliyorum. O arada ise kenarda ısınıyorum. Sanırım oyuna dâhil ettiğinde iyi işler yapabilirim. Bu arada sana bir söz: içkiyi baya azaltacağım. Artık rahatsız ediyor.
Benim dert yanma seanslarıma insanlar dua dediği için klişe bir cümle ile kapatıyorum. Zira ben aradım çok yazmasın: sevdiklerimi koru tanrım ve uzun, sağlıklı, istedikleri her şeye sahip müthiş bir ömür ver onlara. Gülmeyi eksik etme hayatımızdan. Şüphelerim var ama varlığını inkâr etmeye götüm yemiyor sanırım. Kendine iyi bak, iyi insanların mucizelere ihtiyacı var. Onları yalnız bırakma…
Son bir şey: Rilke oralardaysa selam söyle lütfen. Ben pek severim o adamı. Ağıtları can yakıyor…
“Kim duyar, ses etsem, beni melekler katından?
Onlardan biri beni ansızın bassa bile bağrına,
yiterim onun daha güçlü varlığında ben…”
İmza: Anlamsız kulun Mustafa.
Konuklarımızın diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
Bizleri instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Tanrım Ne Çok Acı
