Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Fakat Müzeyyen…
Fakat-müzeyyen

Fakat Müzeyyen…

fakat-müzeyyen-bu-derin-bir-tutku

İlhami algörİlhami Algör’ün “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” kitabını uzun bir zaman önce okudum. Kitap hem anlattıklarıyla hem de yazım üslubuyla okuduğum en derin, en farklı kitaplardandı… Filmi izleyeli ise iki gün oldu ve izledikten sonra da bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim bir çırpıda, filmi ve kitabı harmanlayarak… Küçük bir uyarıda bulunmak isterim yazının başında çok ayrıntı vermeyeceğim fakat yine de kitabı okumadan yahut filmi izlemeden yazıyı okumanızı tavsiye etmem…

“Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi.” cümlesiyle başlıyordu kitap…

Önceleri sevgilisinin evinde kalan Arif, terkedildikten sonra bir süre otelde kalmaya başlar. Para kazanmak içinse, arkadaşının barında Dj’lik yapmaktadır. İlk kitabını yayınlamaya çalışan bir yazardır Arif, içe dönük bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Hiçbir kitabı yayınlanmamıştır, bundan da utanç duyar kendince. Kabadayı edasındaki tavrı, argo üslubu yansır kitaba. Aşkı bilmez, hayalindeki kadını metaforik olarak canlandıramaz… Yazdığı kitaptaki kadını görür sürekli hayal meyal, fakat yüzünü göremeden kadın kaybolur ortadan. Merak eder durur kadını, peşine takılır gider, gider. Kadın tam arkasını dönecekken, kaybolur resim… Ad koymaya çalışır kadına, bulamaz. Ta ki gerçeğiyle karşılaşana kadar… Müzeyyen…

Bir gün yakın arkadaşlarının düğününde sigaralarla konuşurken hatta sigaralara karakter biçerken Müzeyyen görür onu. “Şimdilik eşyalarla konuşan, cep telefonu kullanmayan ve otelde yaşayan bir adam… Hiç fena görünmüyor. Senin için gönderdiler beni yukarıdan…” der Müzeyyen o esprili, dalga geçer tavrıyla.

ilhami algörGörünürde her şey güzeldir. Arif ve Müzeyyen bir ilişkiye başlar. Zaman zaman anlayamaz bu kadını Arif: “Ne olmuştu da seninle dünyanın her yerine gelirim,” diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen’di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?” Tek tutkusu olan Müzeyyen’e soruları sormak yerine kendi kafasında cevaplıyordu Arif. Müzeyyen ise güçlü bir kişilikti. Yalnız güçlü demek yetmez. Kendi ayakları üzerinde duran, zeki e biraz da dışa dönük, özgür ve çapkın; ne isterse onu yapan, sınırları olmayan ve anlaşılmayan bir kadın…

Fakat günün birinde Müzeyyen ansızın bir notla çekip gider. Arif ise bunun nedenini anlamak için soruşturmaya başlar. Yavaş yavaş Müzeyyen hakkında bilmediği şeyleri de öğrenir. Ancak sorusuna yanıt bulamaz. Müzeyyenin acısını unutmaya çalışırken kitabını bitirir ve kitap yayınlanır…

Kitabın arka kapağından;

Bu Derin Bir Tutku“Hikayeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, ruh eve sığmıyor, sabahları kadından önce uyanıp evden tüyerek, şehrin uzak bir köşesine gidiyor, elleri kıçında oraya buraya takılıyor, birileri ile tuhaf muhabbetlere giriyor ve her akşam kadından önce eve dönüp, günün hikayesini yazıp, görülebilecek bir yere iliştirip, yine arazi olup, ta ki gece yarısı, uyumakta olan kadının yanına sokulup, birbirlerini bir güzel sevip ve adam, sabahın kör vakitlerinde, yine sevişmelerle bitecek bir gece için erkenden sokaklara süzülüp…”

Kitap, Dolmabahçe’den Karaköy’e giden hızlı ve karmaşık bir anlatıma sahip. Anlatımdan, kurgudan, zamandan uzak bir romana post modern yakıştırması yapmak ayıp da değil zannımca.

Romanın tek kötü yanı –yahut kötü denilirse bilmiyorum- karmaşık olması. Bu da filmle tamamlanıyor bana kalırsa. Sonuç olarak bitti kitap. Fakat İlhami Algör‘ün kitapta da dediği gibi;

“Bitse ne olur,

Bitmese ne…”

Fakat Müzeyyen

 

Hakkında Mantolu Madonna

Mantolu Madonna
Havuçlu kekimi yer,çayımı içer,akrep burcunun tüm özelliklerini taşır,hayatta ufacık bir yer kaplar,orkide çiçeğini, kahveyi,her daim çocuk olmayı ve de kitapları çok severim.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*