Evvel Zaman İçimde
Bizim kızın iki ismi vardı. İnanır mısınız, ikisinden de vazgeçti. Bizim kız nereye gitti peki? Hayatın mağlubu olmayı seçmemişti ama mağluptu basbayağı. Bazı duyguların düşmanı, çoğu acının arkadaşı olmuştu çoktan…
Sahi “uyusun da büyüsün” ninnilerini duymaya gerek yoktu artık. İnsanın büyümesi için uyanması gerekiyormuş. Uyandı ve pencereden bulutlara baktı. Yangın vardı, her yer is kokuyordu, griydi. Alışkındı bu tona. Zîra bu aralar renklerin tonuna değil de yalnızca bir ses tonuna odaklanmıştı ve nihayetinde cimri gönüllerden o da payını almıştı…
Düşündü, hep düşünürdü… Camı tıklattı, minik serçenin uzaklardakine haber duyuracağını ümit ederek gözlerindeki bir damla yaşı ona uzattı. Sonra bir yaş, sonra bin yas… Yaklaştı serçe, âhı işitti, ötmek istemedi… Bizim kız kederini yasladı onun kanatlarına. Bir zamanlar da yaslanmıştı koca bir dağa… İç geçirdi, “Özledim” dedi… “Çok özledim ama koşamam, gidişlerimi kırdı… Uçmak yükü senin olsun” dedi… “Benden çok sizleri severdi…”
Dışarıdan çocuk sesleri duyuluyor. Ben şu an burada olmamalıyım, peki sen şu an neredesin mesela..?Biliyorum, duyulmazım sana. En çok da görülmezim. Kulaklarında büyüyen bir sesim belki de… Duymak istemezsin, hissederim… Hayatın insana öğretecekleri bitmez mi? Bu dersler sadece bana mı? Orada, şurada ya da her nerede isen, gözlerini kapattığında o karanlığa bir ben doğmaz mı; yoksa ben, doğmuş güneşini karartan mıyım..? Öyle demiştin bir kere, “senin güneşin beni kör ediyo…” Hiç düşünmedin mi, karanlıkta kalmayı seçen sen olamaz mısın? Ve o gecelerin her birinde sana el uzatan ben, öfkenin yağmurlarında eriyen miyim..? En kırıldığım yerden gittin, bir de alıştırdığını sanarak. Şimdi mutlu musun..?
Benim hayalim bu değildi… Tutunmak, bu kadar zorken; bırakmak, kalbini hasta etmedi mi..? Benim bir kalbim bile kalmadı… Gelirsin diye bekledim, dönecek bir yolum bile kalmadı… Gözlerimi açtım, karşımda seni bulamayınca kapattım. Aradım etrafta, havada, yolda… Buldurmadın, bulamadım. Benim bir senim bile kalmadı… Bana baharı getirebilir misin? Yoksa yalnızca üzerime attığın toprakta yetişecek üzgün papatyalar ve sen hep uzaklarda kalacaksın… Mevsimler geçecek, yağmurlar yağacak, filizlenen tek şey hasret olacak… Bunca acı bu toprağa reva mı..? Bunca hüzün, toprağın altında ben varım diye mi? Gelmesen de ezildim say o hâlde. Senin gururun, benim sevdamın üzerini örtmüş çoktan; çürüdüm say… Dert değil, yok olmuşum… Mutlu musun..?
Gülümse serçe, gönlüm sana emanet. Sen sahibine iletirsin…’’
Perdeleri çekti yine bizim kız. Hava kapalıydı, evde de tek başınaydı. İkisi birden olamazdı, çok korkardı. Yeniden uyuyacaktı, yeniden uyanacaktı; her şey geçmese bile güneş açacaktı… Bir zamanlar civciviydi birisinin; ötmeyi bıraktı zamanla, kanatlarını çıkardı sonra… Artık çiçek açma zamanı gelmişti. Evvel zaman içinde, evvel zaman içimde…
“İnanıyorum, beni bulacaksın. Gittiğin her yerde, gidemediğin her yerde… Duyduğun her seste, gördüğün her çiçekte… Yalnızlığında… Ve bir kalbin kaldıysa orada, en derinlerinde; bizi gömdüğün o toprağın üzerinde filizlenen hasretin papatyalarında… Ben hep orada olacağım. Ve şunu bil, senin gelişini her hissettiğimde boynumu bükeceğim ve sana asla açmayacağım…
O toprak, pişmanlığınla sulanmadıkça sana asla gülümsemeyeceğim…’’
Uyusun da büyüsün şimdi toprak…
İçinde bir şeylerin yangınını, sessizliğini, kaybedişlerini, yokluğunu, varamayışlarını büyüten herkesin toprağı bol olsun…
Bir bakmışız bahar gelmiş…
Bir bakmışız her yer çiçek…
Güzel insanlar zaten hep çiçek…
Korsan Edebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Evvel Zaman İçimde

