korsan kalem korsan medya alanya Anne Diyemem - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Deneme » Anne Diyemem

Anne Diyemem

     Ne çok hayal kurdum seninle buğulu pencerelerin ardında, sokaktan geçenlerin kalabalıklaştırdığı adımlara karışarak. Seni de ortak ettim nice sonra. Yıllar değişmişti oysa yollarla birlikte. Bedenler bambaşka bir hale bürünmüşken ruhlarımız hiç de birbirinden ayrıldığı ilk günkü kadar birbirine muhtaç değildi. Ama seni ortak etmek iyi gelecekti sanki bir anlığına bile olsa.

     Açık sarıya boyanmış, penceresinde menekşelerin olduğu bir evimiz vardı. Balkondan şefkatin damlardı ben kapının önünde oynarken. Alnımdan yayılırdı bütün vücuduma. Senin gibi anne olmam gerektiğini hissettirirdi o duruşun. Biraz vakit geçip de acıktığımı düşündüğünde sesin yayılırdı sokağa. Kulağımda o yumuşak, naif ses. Saçlarımı okşarcasına “Yemek hazır” derdi de duymazlıktan gelirdim ve bunu yıllar sonra evladımı beyaz kundağa sarıp kucağıma aldığım gün itiraf edecektim. Seni anladığım ilk gün olacak ve gururlandıracaktım seni. Sen dayanamayıp oyunun ortasına domates-peynir dolu ekmeği sıkıştırıvecektin. Geçmezdi boğazından değil mi?

     Beni okula gönderişin vardı bir de. Yani olmasını en çok istediğim belki de. Kahvaltıda bazen melemen, bazen sucuk, bazen de tost olacaktı mutlaka. Sıcak bir şeyler geçmez miydi hiç? Ilık sütle balı karıştırışın gözümün önünden hiç gitmezdi. Kaç yaşında kız oldum; hâlâ üşenmeden, yorulmadan kalkıp beni aç göndermenin içine sinmeyişi. Yok ben senin gibi olamam. Uyku akarken gözümden, sıcak yatağı bırakıp koca kıza kahvaltı mı hazırlayacaktım yani? Nasıl bu kadar anne olabiliyordun, hayret ediyordum.

     Okul dönüşünde yerin belliydi. Balkonun o köşesinden sarkıp durağı gözetlemen yok muydu? Çocuk gibi hissediyor, söyleniyordum kimi zaman. Ama çoğu zaman da için için seviniyordum. Merak edilmek, özlenmek ne güzel şeylerdi. Sevmekten, çok sevmekten ötürüydü hep.

     Üniversite için başka şehre gidişime ne çok üzülmüştün. Bir zamanlar sana yetemeyip kaçmak istediğin bu şehir beni boğmuştu. Hak da vermiştin, ama gözyaşlarını dökmüştün yine de kucağıma. Ağlaşmıştık ve kendimi bebek gibi hissetmiştim senden ayrı geçirdiğim o ilk gecede. Öylesine sana muhtaç, ballı sütünü aramıştı dilim. Kahvaltılarım yarım. Çayın tadı yok. Balkondan yolumu gözetleyen yok. Seni çok ama çok özleyişim. Dayanamayıp hafta sonu gelişim ve ana-kız alışveriş yapıp iki güne bir ömrü sığdırmaya çalışmamız.

      Böylesine sıralayıp sayfalar dolusu an yazabilirim bize dair. Ama nasıl kabul edip bağrıma basarım ki eksiğimin. Oldu. Tamam. Kavuştuk mu demeliyim yani? Olamaz. İsyanım vardı benim. O pencerenin buğusuna çizdiğim, silip tekrar çizdiğim. Adını pencerelerden sokaklara taşırdığım vardı. Bırakılmışlığım. Oyunsuzluğum. O sarı boyalı evin önünde otuz yıldır oynamayı hayal kuran bir kız var. Sokak ortasında kalakalmışlığım. Aç. Kimsesiz. Yalnız. Öyle derin bakma. Anlamlandıramam bakışını yakalayamadığım gözlerini.

      Belki de hiç ‘anne’ diyemem. Doğduğu gün ayrılır mı hiç insan? Ölmedi ki kimse. Niye ölmedin sahi anne? Yitirir mi insan hiçbir şeyi yokken her şeyi olacak olanı? Öyle derin bakma. Sararır ev, yıkılırım; kurur menekşeler, dökülürüm. Diyemem anne. ‘Anne’ diyemem sana.

Hakkında özlem

Bileğinden sıyrılan balonun peşinden gitmekte...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat