Anasayfa » Ece Eskiköy » OTURMAYA MI GELDİK?
Sait Faik

OTURMAYA MI GELDİK?

Zamanın iyi mi, kötü mü geçtiği tartışılabilirdi belki ama çok çabuk geçtiği muhakkaktı. O gün de saçıydı, makyajıydı, giyimi kuşamıydı derken akşam olmuştu. Saat yediden bir sonraki sabaha kadar zamanın ne çabuk geçişini, üniversite mezuniyetlerini kutlayacaklardı. Henüz son finallere girmemişlerken üstelik! Yani hâlâ muallaktayken mezuniyetleri… Ama böyle yürürdü işler bu düzende, dert etmeye değmezdi. Bir kere geldikleri dünyada bir kere mezun olacaklardı nihayetinde, bittabi eğleneceklerdi. Mekânın muazzam dekorasyonu ve manzarası çerçevesinde fotoğraflar çekildi, yemekler yendi, fotoğraflara ve yemeklere biri bitmeden diğeri başlayan yerli-yabancı şarkılar, bulundukları coğrafyanın her yöresine ait halk oyunları eşlik etti.

Geceye katılanların hepsi mutluydu, Reyhan yorgun… Mutluydular çünkü bir kere geldikleri bu dünyada her gece olduğu gibi eğlencenin eşiğinin önünde bırakmışlardı benliklerini. Hatta çoğusu bilmiyordu bile belki kim olduğunu hakikatte. Reyhan biliyordu ve kopamıyordu o benlikten. Hepimiz Kafka’nın böcekleriydik, ona göre. Tekdüze bir sistemin her zaman ezdiği, ezeceği… Sorguluyordu Reyhan ve sorgulamaktan yorgun düşüyordu. Kalkıp nasıl oynasındı? Ne kadar eğlenebilirdi? Bazı anlarda ne korkunç, ağır bir tokat gibi çarparken insanın yüzüne gerçekler, insan nasıl mutlu olabilirdi? Gerçeklerdi kapının eşiğinden öte geçemeyen. Yalan bir düzenin içinde savrulmaya ve evet, eğlenmeye o kadar alışmıştı ki insan! Eğlendirmeyen gerçekler yalan olmuşlardı. Bir çok konuda sorgulanabilirdi gerçekler elbette, ancak o gün tek bir konuydu aklındaki Reyhan’ın günün anlam ve önemine binaen. O salonda kaç tanesi mezun olacaktı yalnız alın teriyle? Kaç tanesi hiçbir dersi kaçırmadan, hiçbir sınavda kopya çekmek sahtekârlığına soyunmadan ve hayatları boyunca hayalini kurdukları bölümü okumuşlardı? Kaç sene okumuşlardı da ne öğrenmişlerdi? Kime, ne öğreteceklerdi bundan sonra? Eğitim fakültesi öğrencisiydi hepsi. Kaç tanesi atanacaktı? Kaç tanesi üretecekti? Kaç tanesinin gücü yetecekti sil baştan var etmeye akıldan taraf bir sistemi? Kaç tanesi öğretmen olduğunda ders saatini doldurmak, parasını kazanmak düşüncesiyle yalnızca vakit öldürecekti kürsüsünde? Öğrencinin canı cehenneme! Okusun, ezberlesin, boyun eğsin, hayal etmesin; çok bile! Bir de yılların eskitemediği öğretmenlik tanımı halkın dilinde; bilhassa kadın için en kolay iş! Oturduğun yerden para kazanıyorsun, hafta sonu tatili, sömestr tatili, yaz tatili, bayram tatili… Tatil! Evet, kaç tanesi tatil yapmak için öğretmen olacaktı? Kaç tanesi öğretmen olduğunda çalışacaktı, yıpratacaktı kendini öğretmek için? Reyhan’a göre ötesi her şey yalan, kitaplardı bilginin tek kaynağı. Kaç tanesi kaç sayfa kitap okumuştu, okuyacaktı, okutacaktı? Sanattı bilginin kaynağı. En mucizevisiydi yaratılmışların sanat. Hayatın özünü özümsetendi. İlahi kitapların ardından, Tanrı’ya iman etmenin lezzetini bile tattırabilendi ilgilisine. O gece, o salonda kaç tanesi sanatkârdı? Kaç tanesi geleceğin sanatkârlarını yetiştirecekti?

Böyle milyon tane soru dönüyordu Reyhan’ın kafasında. O da bir kere gelmişti dünyaya. O da eğlenmek istiyordu ama eğlenemiyordu. Herkes yiyor, içiyor, fotoğraflar çekiliyor, buldukları her boş alanda çeşitli oyunlarla müziğe eşlik ediyordu. Tabii ya! Oturmaya mı gelmişlerdi? “Oturmaya gelmedik!” diye haykırdı kendi kendine Reyhan ve ekledi haykırışına: Oynamaya da gelmedik ama! Eğlenecek bir dünya değil bu dünya! Sorgulanacak bir dünya! Akıl yorulacak bir dünya! Kusurlu bir dünya! İnsansa aklı selimi yaratılmışların, kusursuz olana devinimi kaçınılmaz bir dünya! Tam yatıştırmıştı ki kafasında hallaç pamuğu sonsuz sorguyu Reyhan, bir kıvılcımla alev aldı yeniden bütün sorular. “İnsan mıydı sahiden aklı selimi yaratılmışların?” diye düşünmeye başladı bu kez. Gece bitmeyecekmiş gibiydi. Sorular cevaplanmayacakmış gibi…

 

Hakkında eceeskikoy

Fransızca Öğretmeni Yazar

2 yorum

  1. Ececiimm…İdealizminden öpüyorum!Şimdi baktım da senin gibi düşünen,111 kişiye seslenmişsin Reyhan’la!Azla yetinmeyi öğrendik çoktan…Ha gayret!
    Nazım diyor ki;
    ‘Yani içerde onyıl on beş yıl
    daha da fazlası hattâ
    geçirilmez değil
    geçirilir
    kararmasın yeter ki
    sol memenin altındaki cevahir.’

    • Gün gelecek Reyhan, Nazım ve umut kazanacak! Gelmese de o gün, o uğurda ölmek ruhumuzu taçlandıracak! Gayret eden yüreklerimize sağlık, Aycadısı. ❤

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*