Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Günlük Kırıntıları; Cennet, Araf, Cehennem
günlük kırıntıları

Günlük Kırıntıları; Cennet, Araf, Cehennem

Yazan: Mustafa Aslan

13 Ekim 1984

Son bir aydır süren mide bulantıları ve halsizlik şikayetiyle bugün Ruth Anderson’ın kliniğine gittim. Bana hastalığımın ilerlemiş verem olduğunu, kemoterapi tedavisi görmem gerektiğini söyledi. Tedaviyle ancak iki sene kadar ömrüm uzatılabilirmiş. Öleceğim belliydi. Tedavi görmeyi reddettim. Eve dönerken bir mürekkepli kalem satın aldım. Sanırım artık tek ihtiyacım olan bu. Bugünden itibaren ölünceye kadar yaşamımın kısa bir bölümünü takvim yapraklarının arkasına yazacağım. Belki biri bulur da okur diye.

17 Ekim 1984

Annem de verem yüzünden yaşamını kaybetmişti. Aynı hastalık yıllar sonra bana da geldi çattı. Hazin bir hikâyenin devamı gibi. Bunda ne bir anlam var ne de bir etik. Koskoca bir gözyaşı.

24 Kasım 1984

Annem öldüğünde otuzlu yaşlarının başındaydı. Ben ise altı yaşına henüz yeni girmiştim. Öldükten dört gün sonra annem için kilisede bir cenaze töreni düzenlenmişti. O günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Rahip, annemin hayatını anlatan kısa bir yazıyı okuduktan sonra dua ve ilahiler ile biten sade bir tören olmuştu. Törenden sonra tabut siyah giyimli altı kişi tarafından omuzlara alınmış ve onları takip eden kalabalıkla beraber kilisenin bahçesindeki mezarlığa taşınmıştı. Rahibin duaları eşliğinde tabut halatlarla mezara indirilirken babam gül dallarına bağlı bir mektubu mezarın içine bırakmıştı. Bana ömrü boyunca bu mektup hakkında hiçbir şey anlatmadı. Ben de hiçbir zaman bu konuda başını ağrıtmadım. Annemin ölümünü de bir müddet kabullenememiştim. Henüz altı yaşındaysanız ölüm ve yaşam kavramlarını anlamakta güçlük çekiyorsunuz.

12 Aralık 1984

Saat gece yarısına yaklaşıyor. Havanın soğuk olmasına aldırmadan, bütün geceyi verandada oturup düşünerek geçireceğim. Annem her zaman tanrının, yol göstermesini istediği için acıları insanlara bahşettiğini söylerdi. Zihnimin bir köşesinde yer eden bu düşünce benim için daha bir anlam kazanıyor şimdi.

30 Ocak 1985

Her dindar Katolik Hıristiyan gibi pazarları Tanrı’nın evinde geçiriyorum. Hastalığımı öğrendikten sonra kiliseye gitme aralıklarım da iyice sıklaştı. Kilisenin rahibi, bugünkü vaazında “Tanrı her zaman duaları duyar,” demişti. Ama bazen yanıtı hayır olurmuş. Bunu anlamakta zihnim hâlâ diretiyor. Bunda hiçbir anlam göremiyorum. Yaşamak için uzun bir zamanım olsa bunu da zamana bırakır, anlamaya çalışırdım.

5 Şubat 1985

Vakit gece yarısını çoktan geçti. Şöminede yanan ateş de sönmek üzere. Dışarısı soğuk. Rüzgâr uğultular çıkararak cama vuruyor. Dağlardan inen yaban domuzlarının seslerini ara sıra işitiyorum.

17 Şubat 1985

Uzun zamandan beri bugün ilk defa annemin mezarını ziyaret ettim. Mezarının üzerine de ak zambakları bıraktım. En sevdiği çiçeklermiş ak zambaklar. Babam öyle demişti. Güzel şey olmalı sonsuza kadar acısız uykuya dalmak.

1 Mart 1985

Vücudum da oluşan tümörler yüzünden çektiğim acılar bazen o kadar şiddetleniyor ki, aldığım ağrı kesicilerin dozunu artırmak zorunda kalıyorum. Yine de bu süre boyunca dinlenmek yerine bütün enerjimi ve zamanımı evde yemek pişirmeye, ev ve çiftlik işlerini yapmaya ayırıyorum. Zayıflayan, çürüyen bedenimi her gün aynada görmek ise işkence gibi geliyor artık bana.

14 Mayıs 1985

Bugün dağ evimin arkasında bir yaban domuzu ölüsüne rastladım. Kurtlanmış, leş kokusu dayanma sınırlarımı zorladı. Birkaç saatimi yaban domuzunu olduğu yerden alıp ormanlık alana taşımak için harcadım.

20 Mayıs 1985

İlkbahar. Ağaçlar çiçek açıp, yaşam belirtilerini iyice gösteriyor. Uzunca zamandan sonra içimde yaşam kırıntıları belirdiğini hissediyorum. Bir sincap ağacın tepesinde bulduğu kabuklu bir yemişi yemekle meşgul şimdi. Bugünü verandadaki sandalyede oturup, güneşin, temiz havanın, doğanın, kuş seslerinin tadını çıkartarak geçireceğim.

1 Haziran 1985

Eski bir plak ve tozlanmış rutubetli kitaplar çatı katında elime geçti bugün. Aralıksız iki saat boyunca dinledim plaktaki şarkıyı. Hoş bir melodisi vardı şarkının. İtalyanca sanırım.

Rutubetten yok olmaya yüz tutmuş kitapları da okuyacağım.

14 Haziran 1985

Kiliseye gitmeyi bıraktım. Şehre kadar uzanan taşlı yolu yürümek azap gibi geliyor bana.

25 Temmuz 1985

Bedenimi, düşüncelerimi parçalayan bu hastalıkla ölmeye direnmek sandığımdan daha zor. Aldığım ağrı kesiciler ağrılarımı dindirmeye yetmiyor artık. Kalan günlerimin çoğunu yatakta acılar içinde kıvranarak geçireceğim. Böyle yaşamaktansa Araf’ta kalan ruhunuzun bir an önce cehenneme gitmesini bile dileyebilirsiniz.

5 Ağustos 1985

Çürüyen bedenim yataktan çıkmama izin vermedi bugün. Bütün bir günü Kutsal Kitap’ı okuyarak geçirdim. Yediğim sadece birkaç kurutulmuş meyveden ibaret.

18 Ağustos 1985

Saat dokuza on var şimdi.

Vücudumdaki bütün enerji tamamıyla çekilmiş gibi. Yazı yazmaya bile takatim yok. Belki birkaç güne ya da birkaç saate kadar bedenim, ruhumun bu dünyada barınmasına izin vermeyecek. Çok az kalan zamanımın çoğunu dua ederek geçiriyorum. Boğazımdan geçen sadece birkaç yudum su. Ayaklarımdaki uyuşukluk geçmek bilmiyor. Yatağımın yanındaki pencereden dışarısını izlemek ise tek sevinç kaynağım. Aklımı yitirmeden öleceğim.

Hakkında Misafir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*