Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Ağıt
ağıt

Ağıt

İnsan şımarmak istiyor. Ne bileyim böyle saçlarının okşanmasını, bir kedi gibi mırlayıp sırtüstü yatmayı, ayaklarını havaya dikmeyi falan. Sana koşulsuz sevgi sunan birinin hemen bir nefes ötesinde olmak istiyor. Herkes seviyor birilerini. Para için, mevki için, yalnız kalmamak için. Hepsinde de bir zorunluluk varken benim istediğim sadece şartsız bir sevgi. Ve bugün aslında genlerimde de olan bencilliğimin zirvesindeyim biliyorum. Bütün bu koşulsuz sevgi çemberi içinde ben hiçbir şey yapmamayım istiyorum. Sadece sevilmek eyleminin doğurduğu kıkırdamalar doldursun ciğerimi.

Kasıma girdik. Hava üç derece. Ev on dokuz. Kahverengi deri koltuğa bir battaniye atmışım. Ne olurdu sanki, giydiğim patiklerin motifleri gözlerime dolsaydı da avizeler gibi ışıldasaydı bakışlarım… Bir sıcak çorba avuçlarımın arasında, kenarında ekşi mayalı bir dilim ekmek, kızarmışsa keyfime diyecek yok. Perde hafif sıyrık, gelene geçene “cee” yapıyorum. Herkes hoş görüyor beni. Narin bir gülümseme dudakların kenarında. Kâseyi bırakıveriyorum ayak ucuma. Keyif kaldığı yerden devam ediyor yolculuğuna. Kırmızı, sarı, kahverengi battaniyemi çeneme kadar çekiyorum. Sonbahar hüznü çökecek gibi oluyor, parmaklarımda bordo ojelerim, ılık bir el beni kendine çekiyor. Başlarımız yaslanmış birbirine. İnsan hiç sevinçten ağlar mı? İncilerimiz yapraklarımıza saçılıyor, balıklar iliştiriyor pullarına. Bir ahtapot kapmış götürüyor avuç avuç.

Her gece sıcak süt içtiğim aklımıza geliyor ikimizin de. Ben tembelliğin kraliçesiyim bugün. Sadece bir gün. O da biliyor ve hiç yorulmuyor. Siz yorulanını gördünüz mü? Dilimi yakmıyor bu defa süt, tıpkı onun getirdiklerinin hiç yakamadığı gibi. Ama bilmiyor ki sağ bileğimde süt yanığı var. Hiç Peygamberin Miraç’ta içtiği yakar mı? Rengi solmuş, pembe dudaklarını dokunduruyor, uf olmuş diyor. O öpünce kayboluyor izler. Ayağının altına serilmiş cennet, siliyor.

Usulca mutfağa gidiyor. Elinde portakal, mandalina ve yeşil elma. Bilmiyor ki kışın biz çilek de yiyoruz. Bilse onu da getirir. Odada çıtırdayan bir soba var sanki, kabuklarını üstünde. Evde bir aroma, adını koyamıyorum. Kestane de olsaydı diyorum içimden. O çoktan çizmiş de iliştirmiş bile. Her şeyden biraz yiyorum, sonra ömrümün kalan günleri için de yiyorum. Hiç doymayacağım, ölmeyecek ve ölmeyeceğim sanıyorum. Herkes için yiyip, hepimiz için mutlu olmaya çalışarak yiyorum.

Saat on ikiyi vuruyor. Boynumda bir ağrı. Elim göğsümde. Gözüme iliştirilmiş bir kelime, adına özlem demişler. Tam otuz yedi yaşımda, iki yaş krizini yaşıyorum. İstediğimi elde edinceye kadar her şeye hayır. Hayır. Hayır. En çok da özlemeye hayır.

Hakkında özlem

Bileğinden sıyrılan balonun peşinden gitmekte...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*