Son Haberler
Anasayfa » Deneme » Ne Çok Bekledim

Ne Çok Bekledim

Ben bekledim. O gelmedi. Ben zaten hep beklerdim ve beklemeyi tercih ederdim bekletmektense. Kimdi hatırlamıyorum, biri; “Her randevunuza çeyrek saat öncesinde varın.” demişti. Bunu bir ortamda demiştim de israf değil mi o çeyrek saat nevilerinden bir laf işitmiştim. Bilemedim ki israf mı? Kaç tane randevuma çeyrek saat öncesinde gitmeyip de neyi keşfettim o vakitlerimde diye düşünmedim değil. Çünkü ben o çeyrek saatlerde, tamam itiraf ediyorum bazen o bekleme süreleri bir saate kadar uzuyordu. Bekletildiğim için değildi sürenin katlanması elbet. Benim kendimi bekletmeyi sevdiğimdendi. Çünkü o zamanlarda gelen geçenleri izlemekten hoşlanır, tamamen kendime kaldığım ve tek uyarımın kendim olduğum zamanlardı diyebilirim. Sonra kurduğum uçsuz bucaksız hayalleri uçururdum gökyüzüne. Sanki biri patlayıp öteki gökyüzüne havalanan balonlar gibi. Sonu gelirdi tabi. Beklenen geldiğinde koca bir nokta konurdu hayallerin ardına. İşte bugün de öyle oldu. Bekledim. Bu sefer bir bankta, bir kafede falan değildi. Bugün binlerce kilometre uzaktan, iki harf düşmüştü gözlerimin önüne. Evet sadece iki harfti ve ben o iki harfe açıp açıp kaç kez baktım bilmiyorum. Kızıma oralara kadar saymayı öğretmedim henüz. O iki harf selamladı beni. Ben yemek hazırladım. Kızım tarhana çorbası yedi ilk kez büyük bir iştahla. Çünkü brokoli çorbasıydı onun favorisi. Sonra ben onlara çaktırmadan bir daha el ettim o iki harfe. Belki cümleye evirilmişlerdir diye. Sonra nohut koydum tabaklara. Havuçlu ve kuşbaşılı. Kızım beni şaşırtırcasına kaşıkladı dolu dolu. Çenesinde salça. Mutfağı topladım. Kızı yatırdım. O kalktı. Kaç kez bilmiyorum. En son “Seni seviyorum anne” dedi. İçimde bir sızı. Öptüm onu; sanki yıllar sonra kavuşmuş gibi titreyerek sarıldım ona. “Bismillah” de kızım dedim. Alışkanlık. Annem de hep bize dedirtirdi. El almışım ondan. Odadan çıkarken bir kez daha baktım. Sonra o iki harfin öteki harfleri doğurmasını bekledim. Çay koydum. Bu sefer aroma eklemedim. Oysa vanilya vazgeçilmezimdir. Ama onunla hiç aromalı içmemiştik. Şimdi uyanmıştır dedim. Çay kaynadı. Sen de içer misin, dedim. İçerim hayatım, dedi. Birer kupa doldurdum. O içti ve kitap okudu. Ne çok yanlış yapıyoruz çocuk yetiştirirken, dedi. Vicdan azabı yaktı dilimi. Çayı bıraktım soğumaya. Bırak söyleme, dedim. Okuyacağım ben de. Sonra o uyudu. Ben tekrar harfin yanına gittim. Hâlâ orada sadece iki taneydi. O ve ben gibi. Biz gibi. İki kişilik bir biz gibi. Tam on bir saatimi israf etmişim. Bugün o yazmasaydı ben de beklemeyecektim bu kadar ve acaba insanlığa hizmet edecek neler tasarlayacaktım. Kim bilir? Bugün bir aydınlanma olacaktı belki de. Hep o iki harf. İki tanecik. Benim adımın sadece iki harfi. Ekranıma düşmeseydi ben bugün belki de her gün olduğu gibi beni düşünmediği için ona kırgın, ona küskün olacaktım. Ya da bugün bir an’lığına bile olsa; evet kısacık, küçücük bir an’lığına bile olsa acaba ne işi düştü diye düşünmeyecektim. Ama düşündüm. Çünkü bütün duygular benim içindi. Olağandı. Bilinçaltımı az çok tanıyordum ve içimden geçirdiklerimle de barışıktım ben. Çünkü kimseye hiç öyle düşünmedim gibi bir sahteciliğe gitmemiştim. Benim favori cümlem doğruyu söylemek gerekirse diye başlar. İngilizce versiyonunu daha çok seviyorum -to be honest- diye başlayınca cümleye daha bir açık oynadığımdan daha birçok sevildiğimi fark ettim. Belki de güvenildiğimi diyeyim. Ama sevilmek niyeyse daha önce geliyor değil mi güvenden? Şimdi fark ettim. Çünkü sevgi, güveni yeniyor. Güvenmesek de, karlar yağdırsalar da sevebiliyoruz, kızsak da küssek de. Yani ben de öyle sevileyim istediğim için belki de öyle diyorumdur. Kim istemez ki daha çok sevilsin, daha çok aransın, sorulsun. Saat mi; saat gece bir buçuk civarı. Ve ben onu düşünüyorum bugün her günden daha bir derin. Ve on iki saati geçmiş. Vanilyasız çay bitmiş. Kızım ve eşim derin uykularında bende esneme bile görünmezken yarını da heba etme eşiğindeyim. Ah be Özlem, sana iki harf be kızım sadece iki tanecik harf bırakana ne çok şey heba ediyorsun be kızım. Ne çok. Hadi uyu. Uyu da noktalar koy düşüncelerine.

Hakkında özlem

Bileğinden sıyrılan balonun peşinden gitmekte...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*