Mektubun Hatırlattıkları
Çizim: Tuğçe Çelebi
Bir kuş cıvıltısına bırakıp kendimi; büyük uçurumların, dedikoduların ve türlü belaların ötesine geçmenin zorluğuyla yıkık bir şehrin sokaklarında dolanıyorum. Kendimden uzunca bir süredir kaçıyorum. Aramıza asırların yoksunlukları bezenmiş… Belki de peşimden gelmeyi bırakmışımdır, ama kaçmanın çeken yanına kapılıp düşünmüyorum ötesini. İnsan kapılıp telaşlara, unutup gerçeği, yaşamın farklı bir tınısında yitirmeye niyetleniyor ömrünü. İşte bu yüzden, çok da önemli değil gerçeğin acı yanı… Çünkü başlı başına bir hayat, aslında acı hikâyelerin toplamından oluşur ve bir hikâye zamanında ne kadar acıttıysa, o kadar da kahkahayla anılır…
Onlarca yılın sürükleyip, gelip kapıma bıraktığı yalnızlığı bir hırka gibi giydim üstüme. Hiç yadırgamadım, hiç sorgulamadım yaşananları. İnsanların perde arkasında gizlenerek izlediği bir yaşamım oldu. Bir kere olsun utanmadım ve utanılacak asıl şeyin ardına saklanılacak perde arayanlar olduğuna inandım! Yüreğimle konuştum, aklımla yoğurdum yaşadıklarımı.
Elleri kirli, yüzleri kirli, sözleri kirli insanların kalplerinin tertemiz olabildiğini gördüğüm gibi; elleri temiz, yüzleri temiz, sözleri temiz insanların da kirli bir kalbe sahip olabileceğini gördüm. Yaşadım, acınası dönemeçlerin savrulan yürekleriyle birlikte ve tek koşulu insan olmak olan bir zihinle…
Sevmediniz beni… Ben sizi çıkarırken bilinmez yükseklerin zirvesine, siz sinsi akıllarınızla kazdınız kuyunuzu… Ve gömdüm sizi! Aynalardan kaçarken rast geldiğim yansımalarınızdan iğrendim. Küçük çıkarların peşinden koşan ruhlarınızın silikliğinden, gözlerinizin solgun renklerinden ve sözlerinizin yansıttığı eksikliğinizden sakınmak için; korumak için benliğimi bıraktım sizi. Aranızda olmayı, bir hastalık gibi boğazıma yapışmanızı sindiremedim. Daha fazla dayanamadım içinizdeki olmaya. Önce sizden kaçtım!
Geride resimler bıraktım. Kendi yaptığım resimler… Var olduğumu unutmamanız ve gerçeğin bir küfür gibi yüzlerinize yansıyacağı resimler. Günden güne, yaşadığım onlarca şeyin yansıdığı yüzümü göreceksiniz. Belki bir kısmınız bakıp kederlenecek ve günahlarınızın azabını henüz yaşıyorken burada, bu acı yüklü dünyada çekeceksiniz. Başta tanımasanız da, her mektupla kavrayacaksınız gerçeği. Ellerimi, bedenimi ve ruhumu katleden sizlere bir tokat gibi savrulacak olan bu mektuplar, içinizde birikecek günden güne. Sizden kaçtım önce, sonra kovaladım kendimi… Durmadım hiç, çok ötelerde bir yerlerde sakındım yaşamlarınızdan.
Beni göremezsiniz, duyamazsınız ama bileceksiniz, hissetmek zorunda kalacaksınız. Her mektupla tanıyacak, tanışacaksınız benimle… Adım Zehra’ydı. Zehrolan bir hayatın figüranıydım. Kaybedilmiş masumiyetin tanığıydım. Sevginin peşinde koşarken, korkak ruhların oyununa gelen milyonlarca kadından sadece bir tanesiydim…
*Matiz Dergi’nin 3. sayısında yayınlanmıştır.
Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz. (Mektubun Hatırlattıkları)
İnstagram hesabımızı da takip edebilirsiniz.

