korsan kalem korsan medya alanya Kasım Işıltısı (3.Bölüm) - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Hikaye » Kasım Işıltısı (3.Bölüm)

Kasım Işıltısı (3.Bölüm)

Ekim Pırıltısı

Üstteki hikâyenin devamı:

Bedenin yaraları, ruhun yaralarına göre daha katlanılabilir. Çünkü eğer ölmediysen, kabuk tutan yaralar günden güne iyileşir. Geriye kalan sadece izlerdir. İzler hakkında oturup sohbet edersin. Çoğunun trajik bir hikâyesi olsa da, izler garip bir gülümsemeyle anlatılır. Ölümün kıyısından dönsen de yaşam, geçmişin fiziksel taarruzlarından bir mizah çıkarıverir. Ruh yaraları ise öyle değildir. Ne kadar ovarsan ov, değiştiğini haykır dünyaya; ruhun yaralandıysa bir kere, artık her daim yaralısındır. Kötü giden bir hikâye kurtarılmaz. Sadece devam niteliğinde bir hikâye kurulur sonrasında. Yaşama tutunmanı sağlayan da kurduğun devam hikâyesidir. Bazen başarırsın devam hikâyende, bazen ise işler daha da karmaşıklaşır. Bunu bilemezsin. Çünkü sadece, son nefesini verirken belirir gerçek.

-Sanırım veda vaktimiz geldi. Umarım, yaşadıklarınızı gözden geçirmişsinizdir. Ve bir daha bu şekilde bir şeye kalkışmazsınız.

-Aslında, nefes alıp verdiğimiz her an, yaşadıklarımız geçer zihnimizden. Attığımız her adımda, eski adımların bir tecrübesi vardır. Bu kısa sürede, hastanenin bu odasında; zihnimden geçen milyonlarca geçmiş hikâye, seninle geçirdiğim kısacık anlardan daha önemli değil bana kalırsa… Ve inan; senin gözlerini gördüğüm anda, ölümün milyonlarca kilometre uzağına taşındım.

-Ama gelin görün ki, beni sadece Gökçe Hemşire olarak tanıdınız. Oysa ben bu odadan, bu hastaneden ibaret değilim. Hayatımı bilmeden, bana bu yükü yüklemeniz ne kadar doğru bilemiyorum.

-İzin ver, Gökçe’yi tanıyayım.

-Belki de pişman olacaksın.

-Bu hayat, bana binlerce pişmanlık biriktirdi. Fakat sanmıyorum seninle ilgili bir pişmanlık duyacağımı. Hatalar ve günahlar, insan hayatının olmazsa olmazlarıdır. Bir orman kadar eşsiz, bir dağ kadar yüce olamayız. Kusurlarımız, bizi biz yapan en önemli ölçüt. Ben Gökçe’yi tanımak, hayatının bir yerinde var olmak istiyorum.

Ne kadar sakınsa da insan, aşktan kaçamıyor. En kötü anlarda, düzenli giden bir yalnızlıkta, olması ya da olmaması ihtimalinin eşit olduğu tek gerçek aşktır. Geri kalan, yaşanabilecek tüm duyguların kuvvetli ihtimalleri mevcuttur. Aşk bu noktada, her şeyin çok ötesinde bir konuma sahip…

Gökçe, oturduğum semtten çok uzakta bir semtte oturuyordu. Yaşadığı hayat da bir o kadar uzaktı bizim semtin insanlarından… Apartmanın ikinci katında, kızı Selin’le birlikte eşsiz bir öykünün kahramanlığını üstlenmişti. Selin’in küçücük yüreği, annesiyle birlikte gelen yabancıyı tanımaya çalışıyordu. Henüz üç yaşında olmasına rağmen, anlamsız heceler dışında bir kelime çıkmıyordu ağzından. Dünyadaki tüm kötülüklerin yanında, Selin yaşamımızın direniş gücünü verebilecek güzellikler barındırıyordu; yüzünde ve yüreğinde…

Geçmişi saklar insanlar. Yeni tanıdıkları birine, tertemiz bir duvar sunarlar. Duvarın ardındaki enkaz, o duvarın pürüzsüzlüğüyle doğru orantılıdır. Yani ne kadar eşsiz bir duvar varsa önünüzde, ardına gizlenen enkaz da o kadar pürüzlüdür. Gökçe, evinde kaldığım ilk gece; sabaha kadar bana geçmişinin enkazlarını anlattı. Duvarı o gece yıktı benim gözlerime bakarak. Zamanında sevdiği adamı, Selin’in hayata gelişini, kocasının iyilikten kötülüğe evirilişini ve biten, bittiğinde de can yakan evliliğini en ufak bir karanlık kalmayacak şekilde aydınlattı. Geçmişini gözlerimin önüne serdi. Çünkü O da beni sevmişti. Çünkü biliyordu; duvarla gizlediği bir yaşamda, o duvarın gölgesinde yetiştiremezdi; ne Selin’i, ne de bir sevgiyi…

Sevginin en kötü yanı, sevdiğin kişinin kötü olmasıdır. Kötü birisini sevdiğinde, ister istemez her anını sorgularsın. Kötü olduğunu bile bile, katlanırsın. Bu katlanış, belki bir ömür sürer. Bir ömür, kötülüğün hizmetkarı, mahkûmu ve mağduru olursun. Fakat her şey elindedir aslında. Bitirebilirsin, reddedebilirsin sana sunulan mutsuzluğu…

Gökçe’nin de sabrı, Selin’in dünyaya gelişiyle tükenmiş ve reddetmiş sunulan kötülüğü. Hikâyesinin devamını da yeniliklerle sürdürebilmiş. Bu küçük ve güzel evde atılan yeni adımlara, benim de ayaklarım adapte oldu. Kötü şeyler yaşamış ve yeniden başlayabilmiş insanların hikâyelerini birleştiren bu dünya, garip bir tutarsızlıkla sunuyor nimetlerini. Tokadını yesek de, sefasına da ulaşma fırsatımız var…

Kasım yağmurlarıyla gelen ışıltı, bedenime garip bir huzur veriyor. Evlerin mutlulukla ısındığı günlerdeyiz. Bu huzuru iliklerimize kadar hissettiğimiz bir kasım gecesi, Selin ilk kelimesini söyledi: “Baba”

Hakkında KorsanKalem

Bir düşü gerçekleştirmek üzere çıktığımız yolda, hayatı idrak edebildiğimiz ölçüde yansıtmaya çalışıyoruz. Bu yolda bizlere eşlik eden tüm dostlara bin selam olsun. Yorulacağız ama durulmayacağız; zira yazmak boynumuzun borcudur.. KorsanKalem

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat