Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Baba Oluyorum
baba oluyorum

Baba Oluyorum

Eğer boşanmak isterse, boşansın. Ne yapalım hayat böyleymiş, kısmet falan derim. Parkın yanından geçmeyeyim diye kırk takla atmaktan yoruldum. Kaç ay oldu bebek doğalı daha ziyaret edemedik kardeşimi. Yeğenimi göremedim. Sırf o üzülecek, sonra da ben üzüleceğim diye, onun elinden sahip olabileceği bir şeyi alamam. Buna sebep olmak, beni çok yıkar. Onsuzluktan daha da çok yıkar. Gel sen doktor ol, çocuğun olamasın. Her derde deva olacağım de, sana katmerlisi düşsün dertlerin, bir de çaresini bulama. İroniye gel. Bu akşam bu konuşmayı yapsam ne çok üzülür. Oysa o bana belli etse de halinden tavrından kucağına almayı bir yavruyu, hiçbir harfini işitmedi kulaklarım. Beni de derinden sarsan bu yana. Bu aşk öldürür bizi demişti bir kez. Aşktan söyleyemez olmuşuz dertlerimizi birbirimize. Sarmış sarmalamışız yıllar geçtikçe. Kendimize, kendi kendiliğimize alışmış, bir çıtırtının fazla geldiğini hissettiğimiz zamanlarımız olmuş. Ancak kutlayınca otuz yedinci doğum gününü, menopoza girersem yakında diye ne çok ağlamıştı. Annem otuz dokuzunda menopozun ortasında buldu kendini demişti. “Hayatım ne dert ediyorsun, ped derdin kalmayacak.” demiştim. Bana öyle bir bakmıştı. Ciğerimi söktü aldı, o yuvasından akıttığı kahve gözleriyle. Köpükler kaynıyor, fokurduyor ve dökülüyordu yanaklarına lav gibi. Hayatımın en odunluğunu orada ettim desem yeridir. Bir keresteden farkım yoktu kabul. Yatağın ucuna ilişip onun böğürerek ağladığını dinledim. Tam üç saat otuz yedi dakika durmadan ağladı. Ona sarılıp yatağa uzatsam, elinden tutsam, yüreğini ısıtsam, gözyaşlarını dilime bastırsam ki bu senin yaranı içiyorum demekti, anlama bürünür müydü onun için? Hiçbir gece bu geceki kadar yabancı olmamıştık birbirimize. Ben bir sigara yakıp pencereden üflüyor, ama bir yangın hayal ediyordum dumanında beni boğacak. Ne zaman kendini bir işe yaramaz hissettin derseniz, işte o gün derim. Onun otuz yedinci yaşı, benimse kırk birimin içinde olduğum yaşım. Hiçbir yere ait olmadığım gibi, bana ait olan da bir şey yoktu sanki. İnsanlar doğar, büyür ve ölürdü. Kırk birime kadar yaşamamışım da bundan sonra yaşamaktan pek de keyif almayacağıma inanarak hayatımı bir sigara dumanında defalarca elimden alıyordum. İçimden bir köpek uluyor, sesi ciğerlerimde kayboluyor ve onun derin nefes alışlarında bir parça koparıyordu canımdan. Acıtıyordu. Acıyordu. Kanamıyor ama içten içe çürütüyordu beni. O gece o yatağın ucundaki halının köşesinde sabahladı, bense yatağın kenarına ellerim dizlerim arasında büzülmüş kalmışım. Ağzımda sigaranın acılığı, kalbimde bütün hayatın ağırlığı. İnsan bir şey olsun da her şey birden değişiversin istiyor. Çay koydum ocağa, iki yumurta haşladım. O sever diye portakal soydum, suyunun içine bir dilim limon bıraktım. Biraz incir reçeli, beyaz peynir, yanına içi bademli yeşil zeytin, bayılır bilirim zeytine. Buzluktan poğaçayı çıkarıp mikrodalgaya da koydum. Usulca odaya gidip yanına oturdum. Öyle sakin uyuyordu ki, korkutucu bir sakinlikti bu. Ürperdim söylemeliyim. Sol avucunda dört tane tırnak izi. İçi içini yemiş bana bir şey söylemek için besbelli, söyleyememiş. Kendi canı, canını yemiş de benim canıma kıyamamış. Kahrolmanın her türlüsünü bana tattırıyordu o bilmese de. Hatta kimse bilmese de tattırıyordu. Elinden tuttum, canım dedim, canım. Ah canım. Yuvarlanıp yastığına dökülen damlalar sessizliğini bozdu odanın. Hiçbir şey demedi. Minik bir öpücük kondurdu tebessüm çizgimin ucuna, yüzünü yıkadı ve hiçbir şey olmamış gibi çaylarımızı doldurup geldi. İşyerindeki arkadaşlarının hediyelerinden, bu sene gitmek istediği şehirlerden, arabasının sigortasından falan bahsetti. Sonra da “Baba olacaksın.” dedi. Çat diye. Pat diye. Öyle yüzüme biberonu fırlatır gibi. Yüksekten düşermiş gibi. O an karnımda atlar tepişti, filler dans etti desem inanır mısınız? O an gerçekten baba olsaydım bundan daha az mı heyecanlanırdım onun bile ayrımını yapamayacak kadar o lafın büyüsüne kapıldım. Nasıl olacak o iş falan hiç aklıma gelmiyor, ancak onun hamile olma ihtimalinin de ihtimal bile olmadığını biliyorum. Onun ağzından dökülen cümlenin zevkini yaşıyor ruhum, bedenim, uzuvlarım. Masadaki çay, tavşan kanına dönmüş, limon kalkmış bardaktan bir daldan sarkıp bana bakıyor. Perdeler havalanmış, rüzgâr okşuyor, güneş kimseyi yakmıyor bugün. Evet baba oluyorum. Canıma can katanla, canımızdan olmayan bir canı can edinip canımıza can katmaya söz veriyoruz. Ah benim canım, güzel canım. Cananım.

Hakkında özlem

Bileğinden sıyrılan balonun peşinden gitmekte...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*