Bir Deniz Düşlüyorum
Sanırım 2026 yılı kişisel tarihimin en kötü başlayan ve devam eden yılı oldu. Bir süredir hiçbir şey yapmadan öylece duruyorum. Bu sene hiçbir kitabı bitiremedim. Doğru düzgün yazı yazamadım. Kısa bir süre, bir hikaye üzerine çalıştım. Hiç girmediğim ama hayalini kurduğum bir dünyayla tanışmam ve o dünyanın gerçekleriyle yüzleşmem de hızlı oldu. Bir deneyim olarak baktığımda epey değerli benim için. Fakat her anlamda beni tatmin eden bir şey yapmamış olmak bu yıl adına iç karartıcı bir hale dönüştü. Hep bir mucizeye ihtiyaç varmış gibi kendi mucizemi yaratmanın imkanı yokmuş gibi kendim dışındaki şeylere ihtiyaç duymam hayal kırıklıklarımı çoğalttı durdu. Kaç gündür yazıp yazıp sildiğim cümlelerimi bir araya getirmek için bu yazıyı yazıyorum. Yapay olmayan, samimi bir iç döküş olarak okuyabilirsiniz. İç çöküşümün başlıca sorumluluğunu almak sanırım bana iyi gelecektir.
Üzerimde maddi manevi bir baskı var. Çığlık atsam belki rahatlayacağım ama mümkün değil. Mümkün olanlara tutunmak zorundayım. Öyle ki bazen Korsan Edebiyat’a şükrediyorken, bazen lanet okuyorum. Ama içten içe de biliyorum ki yaşadıklarımın suçlusu burası değil. Tek suçlu benim… Aklımın içinde dönüp duranları ete kemiğe büründüremeyip sadece bahaneler üretiyorum. Önceki yazımdaki umuttan yine eser yok. Bu gelgitlerim her anıma tesir ediyor. Bu sefer de hiçbir şey yapmayan birine dönüşüyorum. Boş verip akışına bırakınca da çıkmaz sokaklarda duvara tosluyorum. Buna benzer ne kadar çok yazı yazmışımdır. Dostlarım bu yazıları okuyup destekleyen mesajlarıyla beni ayağa kaldırmak için büyük çaba gösteriyorlar. İyi ki varlar… Ama dostlarımı da boşluyorum. Onların neler yaşadığını, nelere göğüs gerdiklerini hiç bilmiyorum. Büyük haksızlık yapıyorum. Ama insan içindeki savaşı bitiremeyince başka savaşları görmez oluyor ve benim savaşım onlarca yıldır süren bir kan davasına dönüşmüş durumda… Keşke herbirinin yanında olabilsem ama bunu mümkün kılamıyorum. Her şeyin uzağında bir hiç olmayı çok isterdim. Belki de öyleyim…
Eskiden istediğim her şeyi yapabileceğime inanırdım. Bu sebepten merak ettiğim her şeye bir canavar gibi saldırdım. Fakat gözden kaçırdığım şey, beni en çok mutlu -huzurlu- hissettiren yazı yazmak olduğuydu. İnsanın en sevdiği şeyden uzaklaşması, kendine yapabileceği en büyük kötülükmüş. Ve yıllar geçtikçe geçmişi özleyen her insan gibi ben de aynı girdabın içinde savruluyorum. Yıllar önce yazmaya başladığım romanın taslaklarını okuyunca şaşkınlık ve garip bir huzur hissediyorum. Hiç bitmeyecek, bitirilemeyecek, ulaşılması güç bir hayal gibi -Delilik- yüzlerce sayfa masamın sol tarafında tozlarla boğuşuyor. Beni bir sevdanın ilk adımlarını atmaya teşvik eden koca bir taslak -Hiçbir şeyim- belki de bundan on sene sonramı anlatan bir kehanetler silsilesi olarak duruyor bir yerlerde… Yakın zamanda başlayıp bölüm bölüm planlarını yaptığım bir diğeri ise bilgisayarımda görkemli planlamasıyla beni bekliyor -UBD belki de bendim kim bilir?-.
Yarım yamalak bir şekilde başarısızlığa koşmayı nasıl başarıyorum bilmiyorum. Yıllar geçse de aynı yollarda kapaklanıyorum yere. Hiç ders de almıyorum. Yaş aldıkça daha sağlam basacağıma, tepetaklak olmak için yoğun çaba sarf ediyorum. Sonuç hiç şaşırtmıyor… Şimdi bir sürü bahane sıralayabilirim. Savaşlar, ekonomik çılgınlık, yapay dünya, zamanın hızlanması, kurallar, kanunlar, iyiler, kötüler… Ama umurumda değil artık. Kendimle uğraşmaktan diğer her şey o kadar karmaşık geliyor ki gözüme. Değiştirme ümidim de yok artık. Kendimi bile değiştirememişken, diğer şeylere gücüm yetmez.
Bir deniz düşlüyorum şimdilerde… İçinde huzurla kulaç atabileceğim bir deniz. Suyun sıcaklığı içimi titretsin, herkesin de girmeye cesaret edemeyeceği bir deniz… Yarını düşünmeyeyim. Yarın dünyanın son günü olsa bile ben o denizin içinden çıkıp tertemiz bir deftere yazımı yazayım. Hiçbir beklentim olmadan, hayalini kurduğum o küçük hikayeleri anlamlı kılabileyim. Öyle büyük düşlerim yok. Onurlu bir hayat sürmek, güzel insanlara ufacık da olsa dokunabilmek; tek derdim bu… Kötülerin, kötü ruhluların, kötü kalplilerin pervasızca gösterdiği cesaretin kırıntısı kadar da olsa cesur olabilmek. Çünkü biliyorum bu küçücük cesaret her şeyi değiştirecek. Başarısız olacak kötü olan. Çünkü onlar cesaretlerini, korkunun gölgesine sığınarak sergilemekle meşhur. Oysa cesaret göğsünü gere gere sergilenen asil bir harekettir. Nedense iyinin cesareti sessizliğe büründü ve ben de sırtladım bu sessizliği. İşte yakıştıramadığım, bize yakışmayan da tam buydu. Nasıl unuttuk şairin dizelerini? Ne diyordu ki;
öyle yıkma kendini
öyle mahsun, öyle garip…
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının…
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni!
Bir deniz düşlüyorum şimdilerde… İçinde huzurla kulaç atabileceğim bir deniz. Arınmak için kederlerimden. Sürünün içinden çıkmak için bir deniz düşlüyorum şimdilerde. Aynadaki yüzümü yeniden tanımak, hatırlamak için bir deniz düşlüyorum. Düştüğüm bu dipten çıkmak için bir su yığınına ihtiyacım var. Ve biliyorum, içimdeki savaşlar bittiğinde söyleyecek çok sözüm olacak!
Bir deniz kuşanıyorum şimdilerde, yeniden ve daha çoşkuyla…
Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
KorsanEdebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Bir Deniz Düşlüyorum

