Anasayfa » antropolog » Hayatıma Renk Katan Beş Müzisyen/Müzik Grubu

Hayatıma Renk Katan Beş Müzisyen/Müzik Grubu

Hepinize merhaba sevgili Korsan Edebiyat okurları. Bu yazıda hayatıma renk katan müzisyenlerden ve müzik gruplarından bahsederken, benim için neden önemli olduklarını da aktaracağım. Lafı çok dolandırmadan başlayalım.

1-Damien Rice

Dinlemeye başladığım vakit bir şeyleri değiştirebilen az müzisyen/müzik grubu vardır. Damien Rice da bir şeyleri değiştirebilen müzisyenlerden. Ne zaman birkaç şarkısını arka arkaya dinlesem, kendimi kırmızı şarap ile baş başa buluyorum.

Damien ile tanışıklığımız, 2000’li yılların ortasına uzanıyor aslında. 11-12 yaşlarındayken, sıklıkla evde ne izlenirse onu izliyordum. Kumanda üzerinde hakimiyetim yoktu, yaş itibariyle de yatağa oldukça erken saatlerde giriyordum. Odamızın hemen karşısındaki televizyonda babam Lost dizisini izlerdi, ancak geç saatte yayınlandığından benim izlemem mümkün olmuyordu. Mümkün olmuyordu dediğime bakmayın, her gece yirmi kere tuvalete kalkarak dizinin yarısından fazlasını izleyebiliyordum. Damien’la da Lost dizisi sayesinde tanıştım. İlk sezondaki bölümlerden birinde, kumsalda Damien’ın Delicate’i çalıyordu. O zaman ne Shazam vardı ne de ben müzikle bu kadar içli dışlıydım. Şarkıyı beğenmeme rağmen, aklımdan uçup gitmişti. İlk kez böyle tanışmıştık Damien’la. Yıllar sonra bilerek, isteyerek kendisinin şarkılarıyla haşır neşir olmaya başladım. Zamanla en sevdiğim müzisyene dönüştü, sayesinde Glen Hansard, Lisa Hannigan, David Hopkins gibi kaliteli müzisyenleri keşfettim.

Damien hakkında yazdığım iki yazı da burada:

https://www.korsanedebiyat.com/sevgili-damien-ricein-o-albumu-hakkinda/
https://www.korsanedebiyat.com/damien-rice-ve-populerin-disinda-olanlar/

2- Pink Floyd

Pink Floyd’u ilk kez dinlemem 13-14 yaşlarında gerçekleşmişti. İlk dinlediğim albümleri Dark Side of the Moon‘du ve dinlerken büyülenmiştim. Albümün bir kısmının 1939 yapımı The Wizard of Oz ile paralel gittiğini keşfettikten sonra, The Wall‘un filmini de izleyerek iyice Pink Floyd dünyasına girmeye başlamıştım. Bu yaşlarda sizi doğru yönlendiren insanlarla tanışma şansınız olursa, işiniz fazlasıyla kolaylaşıyor. Ben de bu doğru insanı lisede, öğretmenlerim arasından bulmuştum. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik hocam sayesinde Marooned‘u ilk kez dinlediğim zamanı hatırlıyorum. Tuhaf bir deneyimdi, yaptıkları müziğin bir şeylere dokunduğunu hissediyordunuz. Sık sık hocamla odasında sohbet eder, müzik ve hayat üzerine konuşurduk. Liseye dair özlediğim şeylerdendir bu sohbetler.

Konu dışına fazla çıkmayalım, Pink Floyd’a dönelim. Grubun en sevdiğim şarkısı, oldukça tartışmalı bir albüm olan The Final Cut‘tan Southampton Dock. Albüm üzerinde oldukça fazla konuşulan bir albüm. Pink Floyd kalitesinde olmadığını söyleyenler de var, müzikal açıdan grubun en kaliteli albümü olduğunu söyleyenler de. Tartışmalar bir yana, bazı şeylerin sadece tadını çıkartmak gerek. Sonuçta kaç tane Pink Floyd albümü var ki?

3- Travis

Travis’le tanışmam, Ben Stiller sayesinde gerçekleşti diyebilirim. Yıllar yıllar evvel, MTV‘nin güzel bir sitesi vardı. Çoğu grubun single olarak çıkardığı parçaların video kliplerini izleyebildiğiniz, güzel bir siteydi. Video klip izlemeye o site sayesinde başlamıştım. MTV, CD satın alma, YouTube‘u keşfetme derken, bir gün internette gezerken Ben Stiller’ın suratını görmüştüm. 13-14 yaşında olmam lazım; çocukluğumda Zor Baba filmiyle hayatıma giren Stiller, daha sonra Müzede Bir Gece filmiyle hayatımdaki yerini iyice sağlamlaştırmıştı. Travis – Closer yazıyordu videoda, MTV’de denk gelmediğim bir klipti, zaten Travis’i de ilk kez o zaman dinledim. Dinlediğim şarkının en sevdiğim şarkılardan biri olup çıkacağını kim bilebilirdi ki?

Bu şekilde başlayan Travis maceram “Why Does It Always Rain On Me”, “All I Want To Do Is Rock”, “I Love You Anyways” gibi muhteşem şarkılarla devam etti. Britpop/Alternatif Rock’ın güzel çocukları, iyi ki varlar.

4- Stealers Wheel

Tarantino, Rezervuar Köpekleri, Mr. Blonde… Grup, çoğu dinleyicisinin hayatına Rezervuar Köpekleri filmindeki işkence sahnesiyle girmiştir. Trajik şekilde filmde kullanılan “Stuck In The Middle With You” şarkısı, grubun kendisinden daha popüler hale geldi.

Şarkıyı beğenen müzikseverlerin, mutlaka grubun diğer şarkılarına da şans vermesi gerekiyor. Bu maceraya grubun “I Get By” isimli şarkılarıyla başlayabilirsiniz.

5- Dexys Midnight Runners/Dexys

Come on Eileen şarkısıyla hayatıma neşe katan bu mükemmel, şeker şerbet grup, günümüzde hala müzik hayatına devam etmekte. Geno, Incapable of Love, Celtic Soul Brothers gibi şarkılarına da mutlaka şans vermeniz gereken grup, Kevin Rowland önderliğinde uzun yıllardır müzik piyasasında bulunmakta. Rowland demişken, çokça eleştiri almış Rowland albümü “My Beauty”ye de değinmemiz gerek. Easy Listening müzik türünü seven herkese önerebileceğim, kaliteli bulduğum albüm, çıktığı dönemde berbat bir satış performansı göstermişti.

Neyse ki hala satış performansı her şey demek değil ve kaliteli müzik biraz araştırdığımız vakit kolayca ulaşılabilir halde bizler için varlığını sürdürüyor. Kaliteli müzikle kalın, güzel kalın, hoşça kalın!

Hakkında antropolog

15 Mart 1995, Ankara. Beytepe İlköğretim Okulu, Karakusunlar İ.M.K.B. Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü. https://twitter.com/saykodelikdesik https://www.facebook.com/batuhanezgu95

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*