korsan kalem korsan medya alanya Diriliş / TOLSTOY - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » AyCadısı » Diriliş / TOLSTOY

Diriliş / TOLSTOY

DİRİLİŞ / LEV NICOLAYEVICH TOLSTOY

1890lı yıllara götürmek istiyorum sizi… Hazır mısınız?

Çarlık Rusya’sında…

Saint Petersburg’dayız.

Ana caddelerden birindeki mütevazi bir evdeyiz şimdi de. Eve giriyoruz sessizce. Süzülüyoruz ayak uçlarımızda. Derken mırıltıların geldiği şık döşenmiş, kırmızının hâkim olduğu salonun bir köşesine kıvrılıyoruz kimseye görünmeden. Salonun merkezinde, çıtırdayan şöminenin başında iki adam karşılıklı oturmuş, derin sohbetlere dalmışlar. Orada olduğumuzu fark etmiyorlar. İstediğimiz bu zaten…

Adamlardan biri dağınık görünümlü, beyaz sakalları neredeyse yüzünün tamamını kaplayan Tolstoy. Diğeri dönemin Petersburg Baş Savcısı, şık ve zarif görünümlü Anatoli Koni.

Koni anlatıyor, Tolstoy dinliyor. Biz de katılıyoruz dinleyenler kervanına.

“Yaklaşık iki yıl önce ofisime iyi giyimli, genç bir adam geldi. Benden Rozalia Oni adındaki bir hayat kadınına yardım etmemi istedi. Amacının, Rozalia ile evlenmek olduğunu söyledi. Israrcıydı. Kadının da isteyip istemediğini sordum merakla. “Evet” dedi. “Çok istiyor.” Fakat şahsi fikrime göre aralarındaki sınıfsal ve kültürel farklardan dolayı asla mutlu olamayacaklarını söyledim. Tabi ki genci bu sevdasından vaz geçirmeye çalıştım…”

Savcının anılarıyla dolu bir gece geçiyor. Geç saatlere kadar süren sohbet nihayet bittiğinde Tolstoy, yatağında dönüp dururken, DİRİLİŞ’in ilk roman çatısını çoktan kurgulamaya başlıyor, durmadan çalışan zihninde… Evlere dağılıyoruz ve yapmamız gereken tek şey onun yazmasını beklemek.

O geceden 2 yıl sonra… Tolstoy nihayet DİRİLİŞ’i yazmaya başlıyor.

1899’da yani bundan tam 119 yıl önce roman basılıyor ve yayımlanıyor ve Tolstoy’un edebi dehası bir kez daha, hayatının son yıllarına eşlik ediyor. Biz okurlara düşense okumak… Okumak… Okumak!

DİRİLİŞ’in esin kaynağıydı az önce okuduklarınız. Kısacık ama gencecik iki insanın hayatına dokunan bir anıdan yola çıkarak muhteşem bir destan yaratmış Tolstoy. Her ne kadar romanın çatısı, kırık dökük bir aşk hikayesi ile kurulsa da içinde ne arasanız buluyorsunuz her zamanki gibi:

Dünyevi çıkarlara hizmet eden Din, bir türlü sorumsuzluk ve rüşvetlerden dolayı işle(ye)meyen Adalet, neden suçlandığı bile belli olmayan hapishanelerde unutulmuş mahkumlar, şiddet gören yoksul insanlar, Rus Ceza Hukuku’na yapılan ağır eleştiriler, suç işleseler bile kolayca paçalarını sıyıran asiller, birbirlerinin pisliğini, kötülüğü kapatmaya çalışan suç ortakları, güzel bir kadına iş-ekmek vermek yerine onu cinsel meta olarak kullananlar, yaşadığı şaşalı hayatta dilediği her şeye sahip olanlar, olmayanlar, olamayanlar… Ve bir gün aniden UYANANLAR!

Romanı okurken Tolstoy’un insanlarını 3’e ayırdım:

Doğuştan şanslı olan Asiller,

Unutulanlar ve

Diğerleri…

Baş rollerde bana göre Diğerleri var.

Açıklayayım: Prens Nehludov Asiller gurubunda. Halalarının evinde tanıdığı genç ve güzel hizmetçi Katyuşa Unutulanlar’dan ve romanda adı geçen onlarca karakter de Diğerleri’ nden. O kadar kalabalıklar ki ve kendi aralarında o kadar çok alt guruba ayrılıyorlar ki sanırım Diriliş’i okumadan ne siz anlayabileceksiniz ne de ben anlatabileceğim… Ama söylemeden geçmeyeyim; Diğerleri’ni de İyiler, Kötüler ve Sorumsuzlar diye ayırıyorum.

Bir düşüncenin ardından gidiyorsanız, bu sizi ne tam olarak iyi ne de tam olarak kötü yapar. Suçsuz ve Masum insan yoktur nihayetinde. Adalet mekanizması öyle bir kurulmalıdır ki, yer ile gök birbirine karışmasın. Aksi halde DİRİLİŞ ile uyanıverirsiniz bir sabah!

Romanın konusundan bahsetmeyeceğim. Uzun ve derin bir yolculukla kendini bulmanın, hesap vermenin, bedel ödemelerin, özür dilemelerin, sahiplenmelerin, savrukluğun, çaresizliğin, vicdani sorumlulukların, suçsuzluğunu bir türlü kabul ettiremeyen insancıkların, mahkeme salonlarının, yoksulluğun , açlığın, dayak yemenin, işkence etmenin, kapatılmanın , monarşinin sığ ve çürük kaosunun , tek bir geceyle hayatı sonsuza dek değişen ve yokluğa yürüyen Katyuşa’nın, siyasi herhangi bir suçu olmamasına rağmen tek suçu baba parasını reddetmek olan Simonson’un, rehavet uykusundan jüri üyeliği yaptığı mahkeme salonunda yaşadığı yüzleşme ile uyanan Dmitry Nehludov’un öyküsü, DİRİLİŞ…

Alıntılar…

“Suçlu saydığınız insanları birkaç yüzyıldır öldürüyorsunuz. Bitirebildiniz mi onları? Ne gezer! Üstelik çoğaldılar. Cezalarınızın iyice kötüleştirdiği suçlular doldurdu her yanı. Oturdukları yerde adam cezalandıran kendileri de suçlu yargıçlarınız, savcılarınız, sorgu yargıçlarınız, cezaevi yöneticileriniz de onlardandır aslında.”

“İki gülümsemede de aynı anlam vardı. Yalnız tek ayrılık var aralarında. Bu açık açık, “Bana gereksinimin varsa al beni. Yoksa çek arabanı!” diyor. Ötekiyse bunları düşünmüyormuş, birtakım soylu duyguları varmış gibi göz boyamaya çalışıyor. Numara yapıyor. Oysa ikisinin de hamuru aynı. Bu hiç değilse yapmacık değil. Öteki yalancı. Dahası var, bunu yoksulluk düşürdü bu duruma; oysa öteki bu hoş, iğrenç, korkunç tutkuyla oynuyor, eğleniyor.”

“Mahkeme başkanı: Uzun, iri ve kır şakaklı biriydi. Evlilik kurumuna kendisi gibi pek bağlı olmayan bir karısı vardı. Birbirlerine karışmazlardı. Adam o sabah, çocuklarının eski dadısı olan İsviçreli kızdan mektup almıştı. Kız Güney Rusya’dan Petersburg’a doğru gittiğini ve onu İtalya Oteli’nde bekleyeceğini yazmıştı. Mahkeme erken biterse hem bu kıza hem de geçen yıl aralarında romantik bir maceranın başladığı Klara Vasilyevna’ya saat 18:00’den önce gidebilirdi.”

“Tamam, emirlere uymak zorunda olan polisi anlıyorum; ama ya böyle bir iddianameyi hazırlayan savcıya ne demeli? Eğitimli bir insan… İşte yanlış burada. Biz, savcıları ve hâkimleri genel itibariyle daha özgürlükçü insanlar olarak görme eğilimindeyiz. Öyle oldukları zaman vardır; ama şimdi durum çok farklı. Onlar sadece devlet memurudur ve sadece aybaşını düşünürler. Maaşlarını alır ve daha fazlasını isterler; işte burada ilkeleri ölür. Kimi isterseniz onu suçlayabilir, yargılayabilir ve cezaya çarptırabilirler.”

“Halk ölüp gidiyordu. Sefil ölümlere öylesine alışmışlardı ki, yaşayışlarını buna uydurmuşlardı adeta. Çocuklar arasında ölüm oranı son derece yüksekti. Kadınlar insanüstü çaba gösteriyor olmasına rağmen kimse yeterince beslenemiyordu. Halk bu duruma öylesine alışmıştı ki, bunun gerçek dehşetini hiçbir zaman kavrayamıyor; şikâyet bile etmeksizin, bu hali olağan, haklı bir şey olarak kabul ediyorlardı.”

“Yüz elli mahkûm için tasarlanmış binada dört yüz elli mahkûm vardı. Kalabalıktan yer bulamayanlar koridorları, geçitleri doldurmuşlardı.”

NOT 1:

STEFAN ZWEIG / Tolstoy Hayatı, Eserleri Üzerine Makaleler, Aforizmalar (Haz. Orhan Düz) ‘den alınmıştır.

“Tolstoy için, her türlü eşitsizlik mülkiyetle başlar. (…) “Her türlü kötülüğün ve her türlü acının kökü mülkiyettir ve her şeye bol bol sahip olanlarla, hiçbir şeyleri olmayanlar arasında çatışma çıkma tehlikesi vardır”. Çünkü tutunabilmek, devam edebilmek için, mülkiyetin ister istemez savunma durumuna geçmesi, hatta saldırgan olması gerekir. Mülkiyeti elde edebilmek için olduğu kadar, sahip olunan şeyleri arttırmak ve onları savunmak için de şiddet zorunludur. Bunun içindir ki, mülkiyet, kendini korusun diye Devleti yaratmış, Devlet de, kendi varlığını güvenlik altına almak için, laik gücün organize şekillerini; orduyu, adaleti, ‘yalnızca mülkiyeti korumaya yarayan bütün bu baskı sistemlerini yaratmıştır’; kendini Devlete bağımlı kılan ve onu tanıyan bir insan, ruhunu bu kuvvet ilkesine teslim etmiş demektir. Tolstoy’un anlayışına göre, görünüşte bağımsız olan –fikir adamları- bile, Çağdaş Devlette, farkında olmaksızın, yalnızca küçük bir ayrıcalıklı grubun sahip oldukları şeyleri korumalarına yardımcı olurlar.”

NOT 2:

19. yüzyıl Çarlık Rusya’sının gerçekçi bir portresini çizen bu başyapıt, Tolstoy’un Ateist ilan edilmesine ve 1901 yılında Ortodoks Kilisesi’nden aforoz edilmesine sebep olmuştur. Yazar buna karşılık öldüğünde, mezar taşına haç dikilmesini reddeden bir vasiyet bırakmıştır.

  

 

 

 

 

 

 

 

Sevgiylekalın…

Hakkında Aycadısı

Merhabalar... Aslen Bursalı,İstanbul'da büyüyen,en sonunda da ANNE olabilmek için o koca, şişman,kart kentten arkasına bakmadan İzmir'e göç edip,her bişeye sıfırdan başlayan, cesur bir kocası olan,okuyup yazan,sanatın her haliyle ilgili bir yazma sevdalısıyım...Aynı zamanda da uslanmaz bir Romantik! Ve buradayım.Üretmek,paylaşmak ve fark yaratmak için. Şu an 12 yaşında olan oğlum Deniz'e ve güzeller güzeli tüm çocuklara daha güzel bir Dünya bırakabilmek için... Sevgiyi,saygıyı,hayatı,masumiyetin güzelliğini,sabrın erdemini ,paylaşmanın eşsizliğini soluyabilmek için... Buraya kadar okuduğunuza göre,şimdi birbirimize sarılıp,yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile yeni hazineler bulmak için keşfedilmemiş adalara yelken açıp,KORSAN'lığa birlikte devam edebiliriz. Sevgiylekalın!

2 yorum

  1. Hoş bir betimleme ve tat veren bir anlatım içinde yatıyor. Kalemine sağlık. ^^

    • Durup durup yeniden okunası eserler bırakan Yazarlar, insana adam gibi yorum yazmaktan başka şans bırakmıyorlar.. Ne mutlu bana…Teşekkürler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat