Son Haberler
Anasayfa » antropolog » O Son Bira’dan Erdem Ocak ile Röportajımız
O Son Bira

O Son Bira’dan Erdem Ocak ile Röportajımız

Erdem öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğim için teşekkürler. 2013’ten beri O Son Bira’nın vokalini ve gitarını üstleniyorsun. Grubun sizin deyiminizle “en eski” adı S.A.B.A. Onun da açılımı “Sadece Alkol Bizi Anladı”. Peki, “O Son Bira” ismi nereden geliyor? Hikâyeyi bilmeyen dinleyicilerinizle paylaşır mısın?

Merhaba Batu. Ben de öncelikle uzun zamandır takip ettiğim Korsan Edebiyat oluşumunda O Son Bira’ya bir kez daha yer verdiğin için teşekkür etmek isterim. Senin de dediğin gibi grubun ilk adı S.A.B.A. idi fakat 2013 yılında Oğuzhan, Murat, Ferit ve ben bir araya geldiğimizde grubun ismini yenilemeye karar verdik. Genellikle bar masalarında yaşanan hayatlarımızı da yansıtması açısından “O Son Birayı İçmeyecektik” diye düşünmüş; sonrasında çok uzun olduğu gerekçesiyle yine noktalama işaretlerinden yararlanıp O.S.B.İ. yapmayı düşündük. Çok kısa bir süre sonra OSBİ’nin geyiğinden sıkıldık ve o zamanlarda halihazırda bar programı yaptığımız bir mekânın müzik direktörünün önerisiyle O Son Bira yapmaya karar verdik. O.S.B.İ. zaten RTÜK engeline takılacaktı; biz de takılacaksak tam takılalım diye O Son Bira’yı uygun gördük.

Erdem Ocak

Cover yaptığınız parçaların çeşitliliği saymakla bitmez. Creedence Clearwater Revival‘ın Roots Rock parçalarından tutun Pearl Jam‘in Grunge müziğine, Steppenwolf‘un asi Rock müziğinden Damien Rice‘ın daha sakin parçalarına kadar neredeyse icra etmediğiniz müzik türü yok. Kaldı ki yer yer farklı müzik türlerinden parçaların bir arada olduğu coverlar yapıyorsunuz. Yine de grubun çaldığı her parçada özgün şeyler ürettiğini söyleyebiliriz. İhtiyaç Molası‘ndan “Ay”, Ankara’da sizinle özdeşleşmiştir kuvvetle muhtemel. Bu kadar çeşitlilik söz konusuyken, özgünlüğü korumak zor bir mesele. Neredeyse her şarkıyı “farklı” çalıyorsunuz. Bu kadar farklı türü alıp canlı performanslara dengeli şekilde, özgünce yedirirken zorlanıyor musun?

Sanırım bunun içinde “ruh” ve “ruh bağı” dediğimiz kavramlar yer alıyor. Grubun oluşumundan gitaristimiz Murat ve basçımız Oğuzhan’ın gitmesiyle bateristimiz Ferit ile abi kardeş ilişkisine doğru ilerledik. Her ikimiz de “sistemin zorunlu kıldığı” bu kopuşlarla birlikte aynı hüzünleri yaşayıp aynı özlemleri çektik, birbirimize daha da sarıldık. O yüzden gruba bir şarkı önerildiğinde çok nadir geri çevrilmiştir. Sahne sırasında şarkılar adeta anıları canlandırdığı için ve her güne de farklı bir ruh ile uyandığımızdan her seferinde o şarkılar bizde farklı bir hayat buluyor sanırım. Çaldığımız neredeyse hiçbir şarkıyı tamamıyla dinleyiciyi düşünerek seçmiyoruz ve çalmıyoruz. Bizi, yaşadıklarımızı, ruhlarımızı yaşatan şarkıları seçmeseydik sanırım bizi dinleyenlerle de bu kadar bütünleşemezdik. O yüzden sanırım biz özgün değil; aksine tam bir “herkes”iz. Yaşadıklarımızı yaşayan veya hiç olmazsa anlayabilen insanlar ile birlikte oluşan kalabalık; en güzel, en yalnız kalabalık.

Erdem Ocak

Müzikal açıdan örnek aldığın ve bu açıdan seni besleyen bir müzisyen var mı?

Ben profesyonel müzik eğitimi almış birisi değilim; konservatuvar eğitimi almış kişilerle pek anlaşamayız bu yüzden. Grunge müziği özellikle sevmemin sebebi de bu. Evet Rock müzik sert, açık, sitem eden bir tarz belki ama yine de sistemli. Bana kalırsa Progressive müziğin bile kendi içerisinde bir sistemi var aksak kalıplarına rağmen. Fakat Grunge müziği tahmin edemiyorsun. Gerçekten kelime anlamıyla örtüşecek bir şekilde dağınık bir müzik türü Grunge. Bu yüzden de Eddie Vedder, Chris Cornell, Layne Staley, Kurt Cobain gibi isimler müzikal açıdan hep ilham kaynağım olmuşlardır. Sözel ve anlamsal olarak ise dünyada gelmiş geçmiş en iyi şairlerden biri olarak gördüğüm Bob Dylan ve âşık olduğum sesi ile Joan Baez’i söyleyebilirim.

Erdem Ocak

Geldik o soruya… Sıkı dinleyicilerinizin aşina olduğu bir manzaradır: Davul girizgahı yapar ve yeni birkaç dinleyici “Duman çalıyorlar” diye konuşmaya başlar. Ama şarkı birkaç saniye sonra “O Son Bira asla Duman çalmayacak” diye Uriah Heep‘ten Lady In Black‘e döner. Bu Duman çalmama meselesinin nedeni nedir? Gruba veya müziklerine bir tepki mi var senin açından?

Çok “şükür(!)” ki evren üzerindeki hiçbir canlı veya cansız oluşuma karşı bir tepkim yok. 13 yaşımda gitarı kendi başıma öğrenirken kasetçalara takıp da şarkılarını çıkarmaya çalıştığım ilk gruptur hatta Duman. “Konser” albümünden sonrakileri bir daha takip etmedim gerçi ama örneğin Kaan Tangöze Seattle’da grunge vokal eğitimi almış bir müzisyendir. Batuhan Mutlugil zaten Türkiye’deki gelmiş geçmiş en iyi gitarist Yavuz Çetin ile birlikte çalan Batu Mutlugil’in oğlu. Böylesine kaliteli bir altyapısı olan müzisyenlerden oluşan bir grubu sevmemek o kadar da kolay değil bence. Fakat örneğin ben bir canlı müzik dinlemeye gittiğimde özellikle iki şey arıyorum: 1.si orijinallik; 2.si de farklılık. Bu ikisi aynı gibi gözükse de sadece yakın anlamlı kelimeler. Orijinallikten kastım; herkesin bildiği, her yerde duyabileceğin bir şarkıyı çalıyor olabilirler fakat kendilerince yaptıkları bir cover versiyonu vardır; saygı duyarım, not ederim. Buna en güzel örnek de The Beatles’ın “Come Together” şarkısının Eminem’in “Lose Yourself” parçasıyla mash-up yapılmış hali bence. Bu bir orijinalliktir. Öte yandan farklılık dediğimde de; hiç bilmediğim şarkılar çalması ortaya çıkıyor. Dolayısıyla; şu an bir akşam dışarıya çıkıp 10 tane canlı müzik yapan mekâna gitsen, mutlaka ama mutlaka her birisinde Duman’ın çaldığını duyacaksındır ve tamamen aynı şeklinde. Bu standartlıktan farklı olarak biz de; dışarı çıktığında en azından gideceğin bu 10 mekanın bir tanesinde farklı bir şarkı dinlemesini istiyoruz dinleyicinin. Ne bir siteeem, ne bir tepki… Bildiğin paşa gönlümüzün keyfi.

O Son Bira

Sesin sıklıkla Eddie Vedder‘ın ve Chris Cornell‘in sesine benzetiliyor. Bu arada Chris Cornell‘i de anmış olalım… Kendi sesinin sahibi olarak, senin sesini benzettiğin bir müzisyen var mı?

Ben de bu noktada seyirciye güveniyorum ve Eddie Vedder diyorum.

2015’te O Son Bira, “Her Şey Biter” ismiyle bir albüm çıkartmıştı. Dinleyiciler yakın zamanda bir solo albüm veya O Son Bira albümü beklemeli mi?

“Her Şey Biter” albümünden sonra basçımız Oğuzhan’ın gitmesiyle uzun bir süre sabit bir kadro ile devam edemedik. Araya askerliğimin falan da girmesiyle üzerinde çalıştığımız besteler de bir nebze tozlu sayfalarda kaldı fakat 2018 itibariyle yeni ve sabit bir oluşuma girdik O Son Bira olarak. Çok yakın zamanda olmasa da mutlaka yeni bir çalışma yapacağız. Solo olarak; müziklerini Eddie Vedder’ın üstlendiği “Into The Wild” filmine olan zaafımdan doğan bir çalışma yapmaktayım. Türkçe bir “Into The Wild” albümü kıvamında 8 şarkılık bir solo albüm çalışması yapıyorum, 2019’a girmeden yayımlanacağını düşünüyorum.

O Son Bira

Son olarak, SERÇEV’de, Oyuncak Kütüphanesi’nde ve çeşitli Sivil Toplum Örgütlerinde müzik terapisti olarak çalışıyorsun. Sık sık sosyal medya hesabından işinle ve yaptıklarınla ilgili paylaşımlar yapıyorsun, takip eden biri müzik terapisinin faydalarını rahatlıkla görebilir. Müzik terapisinin serebral palsi üzerindeki etkisinden biraz bahseder misin?

Serebral Palsi, beyin kaynaklı olup, fiziksel veya bilişsel düzeyde etkisini gösteren bir rahatsızlık. Müzik hep ruhsal açıdan düşünülür, ruha iyi gelir, ruhun gıdasıdır denir; fakat müziğin etkisi sadece bununla sınırlı değil. Özellikle beyin görüntüleme sistemlerinin de gelişimiyle birlikte müziğin beyin fonksiyonlarını mucizevi bir şekilde etkilediği görülmekte. Öyle ki, felç olan bir beyin bölümünde dahi müzikal aktivasyon görmeniz mümkün olabilmekte, dolayısıyla da felçli olan bölgeye giden uyarıcı ile birlikte tam bir tedavi değil belki ama zamanla kullanılabilirlik oranında gelişme beklenmekte. Serebral Palsi’de de felçli olan bölgeden kaynaklanan fiziksel engeline yönelik olarak bireyin hem beyninde o bölgeye bilişsel düzeyde bir uyaran göndermekte, aynı zamanda da fiziksel olarak bir enstrüman çalması veya çeşitli dans hareketleri aracılığıyla desteklenmesini sağlamaya çalışıyorum. Bu yalnızca Serebral Palside değil, Otizm, Down Sendromu, Mental Retardasyon gibi çeşitli özel gereksinim gerektiren durumlarda da normal gelişim gösteren çocuk ve bireylerde de aynı şekilde etkili olmakta.

Son olarak ben de tekrardan hem sana hem Korsan Edebiyat oluşumuna bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Dinleyicilerimize de şunu söylemek isterim ki; önemli olan O Son Bira’yı dinlemek, takip etmek değil; kaliteli müzik dinlenilmesi. Müziğin; bedenin eğlencesi için bir araç olarak değil; akıl ve ruhun huzuru için bir amaç olarak kullanılması önemli olmalı. Bir Kızılderili sözü ile de görüşmek üzere diyelim; “Dur, dinle! Hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın!”

O Son Bira’yı aşağıdaki adreslerden takip edebilirsiniz:
Facebook: https://www.facebook.com/saba.profile/https://www.facebook.com/groups/osonbira/
O Son Bira Mini Belgesel: https://www.youtube.com/watch?v=RpbiZjxfV-M

Erdem Ocak’ı aşağıdaki adresten takip edebilirsiniz: 
Youtube: https://www.youtube.com/channel/UCzfQneZ333T8J-WFcBwf_Cw

Hakkında antropolog

15 Mart 1995, Ankara. Beytepe İlköğretim Okulu, Karakusunlar İ.M.K.B. Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü. https://twitter.com/saykodelikdesik https://www.facebook.com/batuhanezgu95

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*