Unutulan
  1. Anasayfa
  2. Öykü
Trendlerdeki Yazı

Unutulan

0

Unutulan

Şehrin tekinsiz sokaklarında yürümeyi özlemişti. Arka sokaklara dalmayı, herkesin unuttuğu yerlerde gezip, unutulan, hor görülen insanların hayat hikayelerini dinlemeyi istiyordu. Eskiden oysa böyle evde mi otururdu bütün gece? Sabaha kadar sakaklardaydı, o mekân senin bu mekân benim gezer; sonunda geceyi aynı çorbacıda bitirirdi. Diğerleri onunla işkembe çorbası içmediği için dalga geçiyorlardı. Onun favorisi ise süzme mercimekti. Üstüne bir de tereyağı ve kırmızı pul biber of… Kalkıp gitsem diye düşündü, ne zamandır dışarı çıkmıyordu. Ama artık geçti bunlar için. Adı üstünde geçmiş… Ne eskisi kadar gençti ne de kalkıp gidecek enerjisi vardı. Oturduğu koltuktan yavaşça doğruldu, elindeki kitabı ters çevirerek sehpanın üstüne koydu. Dara düştüğü zamanlarda yaptığı gibi kendini Anna Karanina’nın kollarına bırakmıştı. Kalktı, kendine bir bardak daha viski koydu. Amber renkli sıvı kristal bardağı doldururken şişeden gözlerini alamıyordu. Elinde şişe, bir süre ayakta kalakaldı. Neden evdeydi, sokakta değil, kendini neden erkenden emekliye ayırmıştı sanki, onun yaşındakiler hâlâ çalışıyordu hem de elindeki viski gibi yıllanmış, olgunlaşmışlardı, tabii hepsi değil, bazıları acılaşmıştı yıllar içinde. Dilleri sivrilmiş, kalemleri keskinleşmiş ama yoldan sapmışlardı. Beraber mesleğe başladıklarında ne kadar kalabalıklardı oysa! Bir zamanlar yerinde olmayı hayal ettiği gazeteci abileri, muhabirler, fotoğrafçılar, köşe yazarları bir de onun gibi çaylaklar… Şimdi ne kadar eksilmişlerdi. Doğru söyleyenler kovulmuş, sürülmüş; yalancılar ise baş tacı edilmişti. Eskilerin tabiriyle, “ayaklar baş olmuş”tu! O ise kendini bir anda işsiz bulmuştu. Medyada kartlar yeniden dağıtılırken o yanlış taraftaydı. Oysa bugüne kadar hep arakası sağlam insanlara dayamıştı sırtını, güçlünün yanında olmuştu. Değişen zamanda kimin ne derece güçlü olduğu belli olmuyordu artık. İşsiz kaldıktan sonra bütün tuşlara aynı anda basarak dört koldan tüm tanıdıklara haber saldı, yeni oluşumlarda kendine yer aradı ama bir kere olmayınca olmuyordu işte. Düzen değişmişti ve bu yeni düzende ona yer yoktu. Anlaması zaman aldı, kabul etmesi ise çok zor oldu. İş bulamayınca hayata küstü, tanıdıklar birer ikişer ellerini çektiler üstünden. Göz önünde olmayınca unutulmak kolaydı. Şimdi oturduğu köşede eski güzel, hareketli günlerin hatırasıyla hayata tutunmaya çalışıyordu.

“Yalan söyleme kendine, sen neden işsiz kaldığını biliyorsun,”

Sesin peşine takılıp düşünmek istemiyordu, defalarca düşünmüştü. Hâlâ kendini suçlu görmüyordu, bugün olsa aynısını yapardı. Yapar mıydı? Geçen onca zamana, deneyime rağmen gerçekten aynısını yapar mıydı? Hem de sonucunun böyle olacağını bilerek… Viskiyi bir dikişte içti. Bardağı bir daha doldurdu. Canı sigara çekmişti. Ama iki ay olmuştu bırakalı. Koltuğuna oturdu, kitaba gömüldü. Anna’nın sıcacık kolları, bembeyaz göğsü avuturdu onu.

“Unuttun mu beni?” kulağına fısıldayan ses ile irkildi ama aldırış etmeyecekti. Kitaba geri döndü. Anna avuturdu onu, onun aşkı, hırsı, ihtirası ikisine de yeterdi.

“Unuttun mu beni?” ses biraz daha güçlüydü şimdi ama yine duymamazlıktan geldi. Kitabı okumaya devam etmeliydi.

“Unuttun mu beni? Ses daha güçlüydü şimdi, daha yüksek tondan hesap soruyordu. Anna’yı fırlatıp kenara attı, zaten defalarca okumuştu. Her gün bu saatlerde başlıyordu bu ses, unuttun mu beni, hep aynı terane…

Pencereye yaklaştı, perdeyi çekti, camı açtı. Dışardan gelen soğuk hava yüzüne çarpınca içi titredi. Derin bir nefes aldı, öksürmeye başladı. Ne kokuyordu şehir, her geçen gün sanki hava daha çok ağırlaşıyordu. İs, pislik, yoksulluk, yabancılık, yalnızlık, seks, uyuşturucu, alkol, suç kokuyordu…

“Sen bu kokuyu iyi bilirsin,” dedi ses. Bu gece gitmeye niyeti yoktu anlaşılan.

“En çok da suçu bilirsin, ihaneti, yalan haberi, şerefsizliği,”

“Yeter,” diye bağırdı. Camdan dışarı bakıyordu hâlâ. Gece yarısını çoktan geçmesine rağmen şehir hâlâ uyumuyordu. Işıl ışıldı sokaklar. Buraya gelen birinin bu manzara karşısında büyülenmeme ihtimali yoktu. Onun ise… O biliyordu bu ışıkların altında yatan dramı, pisliği.

“Konuşsana,” duymak istemiyordu. Eğer duyarsa biliyordu neler olacağını. O ana geri dönecekti.

“Yapma,” dedi. “Bedelini ödediğim yetmez mi?”

“Yetmez,”

“Yeter, yeter artık,” camı kapadı. Salondaki kanepeye attı kendini, gözlerini kapattı. Görüntüler peşi sıra doluşmaya başlamıştı bile. Mesleğinin zirvesi, ülkenin en çok konuşulan, en sansasyonel gazetecisi…

“Beni kullandın, yalan olduğunu biliyordun,” biliyordu. Başından beri böyle olacağını biliyordu. Çok güzeldi, güzellik her zaman satardı. Seni bir numara yapacağım demişti, yapmıştı kısa süreliğine de olsa. Sonra işler hangi noktada ters gitmişti?

“Seninle olmadım diye değil mi tüm bunlar?” istemiş miydi onu gerçekten. Herkesi istiyordu o zamanlar, doymuyordu, paraya, üne, kadına, eğlenceye, alkole, hiçbirine doymuyordu. Hepsini istiyordu. Sonra o gitti. Bitiririm seni, dedi. Elinden geleni yaptı. Yalan haberler, iftiralar. Hızla kan kaybediyordu… O ise oturmuş zaferinin tadını çıkarıyordu.

Sonrası uçurumdan aşağı yuvarlanış. Kan dolu küvet. Genç şarkıcının yasa boğan ölümü. İnsanlar konuşuyor. Ben bir şey yapmadım, sadece yalan haber yaptım, insanlar unuturdu, hep unutur, önemsiz bunlar, haber değeri yok, bugün konuşurlar, yarın kim olduğunu bile hatırlamazlar.

“Seni hatırlıyorlar ama, ne yaptığını da asla unutmadılar,”

“Yanılıyorsun, unuttular, hep unuturlar,” ikisi de susmuştu şimdi. Unuttular diye tekrarladı. Unuttular.

 

Yazarın (Zeyno) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.

Korsan Edebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.

Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

– Unutulan

Paylaş
İlginizi Çekebilir
yağmur

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir