Son Haberler
Anasayfa » Filmlere Dair » Mutluluk Şehri – City Of Joy
City of Joy

Mutluluk Şehri – City Of Joy

74 dk / ABD, Demokratik Kongo Cum. / 2016

Yönetmen: Madeleine Gavin

Dil: Fransızca, İngilizce

 

20 yıllık şiddetle yıkılmış Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusu sıklıkla “Kadın olmak için dünyanın en kötü yeri” olarak nitelendiriliyor. Gavin’in ilk yönetmenlik deneyimi olan Mutluluk Şehri, Kongo’nun doğusunda yer alan ve filme ismini veren, liderlik merkezi olan City of Joy’un ilk mezunları Dr. Dennis Mukwege (2016 Nobel Barış Ödülü adayı), kadın hakları aktivisti Christine Schuler-Deschryver ve radikal feminist Eve Ensler… Film, bu 3 kişinin birlikte kurduğu şehrin yaşanan sömürü ve tecavüzlere karşı mücadelesini konu alıyor.

Gerçekten Mutluluk Şehri mi diye sormadan edemiyorum ilk başta. Savaş ülkesinde birçok acı ve kayıp yaşarken bir de herkesçe bilinen bir durum olarak karşımıza çıkan tecavüze uğrayan kadınlar… Çok küçük yaşlarda acımasızca yaşanan hikayeler. Her köyde bilinen korkudan uyuyamayan kadınlar, insanlar. Şu soruyu soruyorum kendime, “Bunca büyük devletler, ülkeler varken; neden kimse bir şey yapmadı?” O halde insanlar sadece kendi işine gelen haksızlıkları mı savunur? Tecavüzler bir savaş aracı, ele geçirmek olarak kullanılmış. Kadın aracılığıyla sahip olunan en azından olunduğu zannedilen topraklar. Kadın, yüzyıllardır atamadığı sancısını tekrar tekrar çekiyor. Sahip olunan kadın burada da ön planda. Erkekler kendilerini kötü görüyor, baba yahut eş tecavüze uğrayan kadın yüzünden utanç duyuyor ve onu uzaklaştırıyor. Aileler bozuluyor düzenler yıkılıyor. Suçlanan yine kadın, yine kadın… Belgeseli izleyip de içinde bir parça da olsa öfkelenmemek elde değil.

Öldürmenin bu kadar normalleştirildiği ve bunun aracılığıyla toprakların kazanıldığı dünyada aslında böylesine aciz bir yol şaşırtmıyor. Aslında şaşırmamamız da bir o kadar düşündürücü. Bir insan bedenine istemsizce istediği şeyleri yapmak işte bunu benim aklım almıyor. Sonra bir şehir oluşturuluyor: City Of Joy (Mutluluk Şehri). “Neden,” diyorum, “kendine sınırları çizip orada kalmak zorunda kalan yine kadın? Eğitim görmesi gereken, öğrenmesi gereken neden kadın?” Sonra anlıyorum ki aslında o kadar bilinçsiz ve bilince sahip olamayacak insanlar ki bunlar, sadece ve sadece buradaki kadınlar bir şey yapabilir. Sadece tecavüze uğrayan kadınlarla aşılamaz kadın, erkek, ülke ayırmaksızın birçok konuda kocaman bir bütün olmalıyız. Sorunları parçaya ayrıldıkça aslında azalıyoruz. Birçok yanlış konusunda hem fikir olabilecekken bizi durduran nedir?

Bilince sahip olup hatta yetecek güce de sahip olup bir şey yapmayan devletler hakkında düşünelim. Belgeselin 8. Dakikasında tek tek sayıyor ülkeleri. Bu ülkeler neden bir şey yapmıyor? Gerçekten neden yapmıyor. Koloni ülkelerinin de kadınların da ten renklerine göre birilerine göre farklı sayılan insanlarında ortak paydası bu olsa gerek. İnsanlar bu kadar kötülüğü rahatça yapabiliyorken arada kalan her kimse bilinçlenmeli. İşte mutluluk şehri kadınları bir araya getirip güçlü olmayı ve bununla nasıl savaşmaları gerekeceğini gösteriyor. Çünkü karşılarında bunlara izin veren de durumun oldukça bilincinde.

Kadınlar, vajinalarını hiç görmemiş ve hep utanmışlar bundan. Utanması gerekenler… Gerçekten bu belgesel hakkında yazmak birçok konuda olduğu gibi zor. Vajinasına bakmayan bundan utanan kadınlar, kendilerini çirkin bulan kadınlar. Düşünmemiz isteneni değil kendi bilincimizle düşünmeliyiz her birimiz. Kurulan güzellik algıları, oluşturulan güç algıları, sahip olunan toprak parçaları, önemsenmeyen doğa ve canlılar düşünmeyi bıraktığımız ne varsa ellerimizde aşağı doğru indiğimiz ekranı resimler beğenmek, anlık farkındalık postları atmak yerine uzun soluklu düşünmeli ve bununla da kalmamalıyız. Kendimizden bedenimizden uzaklaşmamalı ve kendimizi sevmeli, tanımalıyız. Değinecek onca konu varken bunları başka başka başlıklara saklamak istiyorum. Sadece benim önerim bu belgeseli biraz sorgulayarak izlemeniz olacak. Sadece küçücük bir şehir kurulmuş ve kendileri için büyük şeyler değişmiş. Kurulan düzenin rayından biraz çıksak, bize hazırlanan düşünmemiz istenilen şeyleri bir kenara bırakıp burada olduğu gibi bir adım atıp yaptığımız bir şeyi bile değiştirsek kocaman bir bütünün parçası oluruz. Belgeseldeki slogan “Acıyı güce dönüştür!”, ben bu sloganı doğru bulmuyorum. Bir konu hakkında mücadele vermek için illa birilerinin acı çekmesi ya da içimizde o acı olmasına gerek yok. Yazımı şu cümlelerle bitirmek istiyorum:

Çocuklar uzun bacaklara sahip olmak istiyor. Tek amaçları bu çünkü daha hızlı koşup tecavüz ya da öldürülmekten kaçacaklar. Peki arkasından gelen kişi kim?

Hakkında Sine Elif

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*