Salon
Herkes gittiğinde içimdeki sessizlik tüm salonu kapladı. İçimden bir şarkıyı mırıldanmak geçti ama sessizlik buna izin vermedi. Sessizlik çok güçlüydü. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Benim saatlerim başlamıştı artık. Koskoca bir salonda bir başıma oturuyordum. Yaklaşık yarım saat önce onlarca insanın doldurduğu bu yerin en sonunda bana kalacağını kim bilebilirdi ki? Ben biliyordum… Çünkü hep böyle olmuştu. Herkes bir heyecanla gelip vaktini geçirdikten sonra gider ve kalan hep ben olurdum. Ardından kırık dökük ne varsa toplar, kirlenen duvarları siler, çöpleri atıp yeniden misafirleri beklemeye koyulurdum. Bu işi iyi yapıyordum. Gelenler sanki ilk defa kendileri adım atıyormuş hissine kapılır, bu salonda uzunca bir süre kalacaklarına inanırlardı. Fakat bir döngünün içinde vakitlerini doldurmayı beklerlerdi. Ben biliyordum bunun böyle olduğunu. Ama bir umut döngünün kırılacağı umudunu da taşıyordum. Bu zamana kadar kırılmadı. Gelen herkes gitti. Giden çoğu insan bir daha hiç uğramadı buraya. Uğrayanlar da eskisi gibi şen şakrak olmadı. Bir görev gibi bir zorunluluktan dolayı buradaydılar. Hemen gitmeyi arzulayan bakışlarla çevreyi süzdüler ve gecenin sonunda gittiler, ben kaldım…
Gitmek… Belki de doğrusu buydu. Yanlış olan benim ısrarım olabilirdi. Bu ısrarlı bekleyişim, inadım ne işe yaradı? Hiç!
Bir şeyler için çabalamak, başkalarının da aynı şekilde çabalaması gerektiğini düşünmek belki de en büyük hata… Salon boş kalabilir, salon şen şakrak günlerin ardından sessizliğe bürünebilir. Hiçbir şeyin önemi yok. Önemli olarak gördüğümüz şeyler, tasarlayıp diktiğimiz bir üniformayla kutsallaştırdığımız şeylere dönüşüyor. Onları kutsadıkça da yeni sınırlar, yeni bayraklar, yeni yeminler ve yeni cepheler ortaya çıkıyor…
Sanırım artık bir salonun varlığı bile pek çoğumuz için soyut bir şeye dönüştü. Bir salonun varlığının bir araya gelinmesini gerektirdiği gerçek, bireysellik çağı için demode bir eylem… Birliktelikler, destek verişler bile artık bireysel bir hal almış durumda. Çok kötü bir şeyin ardından birbirinin kopyası mesajlarla gönül ferahlatma seanslarına karşı tepkisiz gözlerle çevreme bakınıyorum. Suçlu muyum herkesin kopya tepkilerini kopyalamadığım için? Sanırım toplumsal yozlaşmanın bireysel evrimini yaşıyorum. Toplum yozlaşırken belli kılıflarla bunu gizliyor, ben ise toplumun bu yozlaşmış ve gizlenen tavrına karşı daha net bir şekilde ortaya çıkıyorum. Belki de ruhsuzlaşıyorum…
Ben kendimi biliyorum. Bu salonda olmaktan sıkılmayacağım. Bazen bağırıp çağıracağım ama yine de burada olacağım… Belki eski görkemli günlerine hiç erişemeyecek bu salon, ama güzel günler için çabalayacağım… Kimsenin çabalamasını da beklemeyeceğim.
Şimdi uzunca bir süre; salonu tekrardan temizleyecek, boyayıp cilalayacak, paslanan korkuluklarını yenileyecek, camlarını bir elden geçirecek ve ilk günkü halinden daha iyi bir hale getirmek için çabalayacağım… Çok işim var ama isyan etmiyorum. Çünkü ısrarlı bir saloncu olmak bunu gerektirir…
Yazarın (KorsanKalem) diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
Korsan Edebiyat’ı instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.
Haftalık bültenimize ücretsiz abone olup gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.
– Salon


Salonu hep uzaktan izliyor olacağız. Seni var eden, seni sen yapan şey o salon. Orada olmaya devam etmen senin varoluşsal gerçekliğin! Kendin olarak haykırma devam