Anasayfa » Araştırmalar » Mustafa GÖKÇEK Makaleleri-3/Son

Mustafa GÖKÇEK Makaleleri-3/Son

BİR YAŞAM VE BİR ÖYKÜ: “BALZAC’IN ÖYKÜSÜ… 

Eserin hemen hemen en güzel yerlerinden olan ‘Balzac’ın ölümünü anlatan şu parçayı alıyorum: “Saat dokuzda kapı tekrar çalındı. Hizmetçi kızlardan biri açmaya gitti. Böyle geç vakit kim gelebilirdi? Ay ışığında, kısa boylu, tıknazca bir adam adını söyledi; ‘Victor Hugo’… Şair zemin katında, tavanı son derece alçak olan salona girdi; ‘David d’Angers’in yaptığı büst buradaydı. Altı tane yaldızlı heykelciğe dayanan beyzi bir masanın üstünde bir mum yanıyordu. Başka bir kadın ağlaya ağlaya şairin yanına gelip izahat verdi: “Mösyö ölmek üzere! Madam odasına çekildi. Doktorlar dünden beri kendisiyle meşgul olmuyorlar. Saat on birden beri hırıltı devam ediyor, gözleri de görmüyor. Sabahı bulmaz herhalde… Eğer arzu ederseniz, gidip size henüz yatmamış olan ‘M. de Surville’i çağırayım.” Kadın odadan çıkıp gitti. “Bir müddet bekledim. Mumun ışığı salonun muhteşem eşyasını, ‘Porbus’le, Holbein’in duvarlarda asılı duran o güzel tablolarını çok hafif bir şekilde aydınlatıyordu. Bu karanlık odada mermer büst, ölmek üzere olan adamın hayaletini andırıyordu. Bütün evde bir ölü kokusu vardı.” ‘Victor Hugo’ sonra yatak odasına giriyor. ‘Balzac’ akajudan bir karyolada yatmaktadır. Başı kırmızı damaskadan bir yastık üzerindedir. ‘Michel’ adlı bir uşakla, hastabakıcı beklemektedirler.

Başucunda yanan mum, duvarda asılı duran Balzac’ın gençlik portresini aydınlatmaktadır. “‘Hugo’, ‘Balzac’ın terli elini avucunun içine alıp, sıktı. Romancının eli bu tazyike mukabele etmedi. Hasta bakıcı kadın: “Gün doğarken ölecek” dedi. Hugo, evine döndüğü zaman, dostlarına: “Avrupa büyük bir dâhi kaybediyor” dedi. Saat on bir buçukta her şey bitti. Eseriyle yıpranan, tükenen içindeki iblis tarafından katledilen ‘Balzac’ ölmüştü…

‘Balzac’ın hayatını okuyup bitirdiğiniz zaman uçsuz bucaksız bir geziden dönmüş gibi oluyoruz…

O kadar çok şey görmüş, o kadar çok şey yaşamış ve öğrenmiş bir insan gibi. Bütün bunları toplu bir halde anlatmak öylesine güç ve imkânsız. Romanın büyük üstadı ‘Balzac’la bu eseri okuduktan sonra, daha yakın dost olduğumuzu, çocukluğundan ölümüne kadar, en gizli anlarında, sıkıntılarında, sevinçlerinde beraber yaşadığımızı o devrin içinde var olduğumuzu sanıyoruz.

21 Ağustos 1850 günü hafif bir yağmur altında, ‘Dumas’ ‘Sainte Beuve’, ‘Berlioz’ ‘Hugo’, ‘A. Thomas’ larla birlikte bulvar boyuna ilerleyen cenaze alayında yer aldığımızı hissediyoruz. ‘Hugo’ nun mezarı başında söylediği, unutulmaz sözleri dinliyoruz: “Toprağa indirdiğimiz insan, arkasından bütün bir milletin gözyaşı dökmesine, matem tutmasına sebep olan insanlardan biridir. Medeniyetin tekâmülünde kılıçla dünyaya hükmedenleri, zekâlarıyla dünyaya hükmedenler takip eder diye bir kanun varmış gibi geliyor insana… Nitekim ‘Richelieu’ den sonra XVII. yüzyılın meşhur ‘Pléiade’ını, ‘Napoléon’dan sonra da XIX. yüzyılın, ‘Balzac’ın da dâhil bulunduğu kuvvetli yazarlar zümresini görüyoruz… ‘M. de Balzac’ en büyük yazarların da üstünde yer almıştı… Bütün kitapları bir tek kitap teşkil eder; canlı, aydınlık, erin bir kitap; bütün muasır medeniyetin, hakikate uygun bir hava ile karışık olarak bilmem nasıl bir korku ve dehşet içinde gidip, geldiğini hareket ettiğini gösteren bir kitap, şairin komedya adını verdiği, bununla beraber pekâlâ tarih adını da verebileceği harikulade bir kitap…”

Kısacası, ‘Balzac’ın hayatı Türk aydınının seve seve okuyacağı sayısı sayılı eserlerden biridir. Hele ‘Balzac’ı, ‘Balzac’ romanlarını sevenler, o eşi, benzeri olmayan büyük hayal adamından, o büyük âşıktan, o sevimli serüvenciden bahseden bu koca kitabı, ‘Nerval’in dediği gibi: “içleri açılarak” okuyacaklardır…

Hakkında Misafir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*