Son Haberler
Anasayfa » Amelie » Kuşlar Yasına Gider

Kuşlar Yasına Gider

Ne söyleyip, ne yazacağımı bilemediğim bir zamanda kağıda kaleme sarılmak sanırım psikolojik süreç açısından zihnime mukayyet olmama yardımcı oluyor…

Beklemek nasıl bir şey, sanırım herkes kendine göre bilir… Tanımla deseler, iki kelimeyi bir araya getirip bir tanım yapılamayacak kadar tarifsiz bir eylem. Sonunu bilmeden yaptığımız her şey, bu hisle müsemmadır çünkü. Umutla harmanlamaya çalışırız aklımızdakileri, gönlümüzün içinde mis kokulu erguvanların olduğu bir bahçe yeşertiriz inadına; kokusu yayılır, umut olur: “Sonu güzel olacak, Allah büyük.” Bu arada unuturuz acizliğimizi, “hep kendi istediğimiz gibi olsa ne güzel olur”un iç geçiriciliğine kapılıp, göremeyiz, hissedemeyiz, bilemeyiz. Bekleriz işte… Sabırla, inatla; nereye kadar? Sanırım bu sorunun cevabında gizli “beklemenin altın ödülleri”. Sabır ve inadın ne kadar çoksa, ödülün de o kadar büyük…Bu bekleyiş aile üyelerinden biri ile ilgili olduğunda, sabır da inat da olabilirliğin en altında.

Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider” romanının bana düşündürdükleri bunlar. “İçimdeki ses uzaklara çekilmişti.” diye vurucu bir cümleyle başlıyor. İçindeki sesi uzaklara çekilen biri nasıldır ki? O sesin tekrar duyulması için ne gerekir? Böyle zor bir işi kim yüklenir? Daha da önemlisi, Suskunlar Tekkesi’ne gönüllü çekilmiş biri için böyle bir ihtimal mümkün olabilir mi?

Babası kansere yakalanan karakterimizin, babasının son dönemlerinde Ankara-Denizli arasında hem ailesine hem de kendisine yaptığı  yolculuğun “Temiz bir Türkçe” ile anlatımı “Kuşlar Yasına Gider”. Her yolculukta bir başka sanatçı size eşlik ediyor, Neşet Baba’dan Erkan Oğur’a, Kazancı Bedih’ten Bekçi Bakır’a. Her melodi, bozkırda güneşle birleşip yüreği kavuran bir kor haline geliyor. O erik ağacı devrildiğinde, “erik değil de babam devrildi sanki, canım acıdı” diyen siz oluyorsunuz. Kitabı okurken özellikle Köroğlu Beli’ni aşıp Gömü’ye her yaklaştığınızda siz de vitesi küçültüp, arabayı yavaşlatırken buluyorsunuz kendinizi. Romanın sonunda ise ruhunuz dağlanıyor. Her zerresinde bir insana acıyı bu kadar derinden hissettirebilen nadir bir karakterle çıktığınız yolda, 245. sayfaya geldiğinizde şöyle bir cümle ile karşılaşıyorsunuz:

“Dünya gözyaşlarımın içindeydi artık, dünya bulanıktı, dünya ıslaktı ve dünya kalın uğultular eşliğinde, etrafa buğular saçarak, hafif hafif titriyordu.”

Bu cümleleri okuyunca Goethe’nin tabir ettiği elleri, kafası ve yüreğiyle çalışan “sanatkar” tanımı geldi aklıma. Yazar, yüreğiyle çalışmaktan öte yüreğiyle harmanlamış kitabı. Şu günlerde böyle yürekle harmanlanan kitaplar bulmak çok zor. Kendinize bir iyilik yapın, mutlaka okuyun…

Hakkında Amelie

Usagi. Amelie. Panda. Koza.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*