Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Konuk Yazar Emre Akkol – Guguk Kuşu
guguk-kuşu

Konuk Yazar Emre Akkol – Guguk Kuşu

Geri sayım başlamıştı. Kalbinin çarpışı her seferinde biraz daha şiddetleniyor ve hızlanıyordu. Bunun nedeni bir insanın yuvasına gizlice girmesi değildi. Hatta bu durum umurunda bile değildi şu an. Çünkü birazdan o çıkacaktı ve bülbülleri bile kıskandıracak sesiyle güneşi daha parlak bir hale getirecekti. Dediklerinden tek bir kelime anlayamasa da günlerce dinleyebilirdi o güzel sesi. Ki zaten tek bir kelimesini bile anlayamıyordu dediklerinin. Kullandığı dil bu çevredeki dillere benzemiyordu. Başka bir memleketten göç etmiş olmalıydı. Peki bu insanların eline nasıl düşmüştü? Papağan ve muhabbet kuşlarını kafeslerde tutmalarını az da olsa anlayabiliyordu. Sonuçta onlar insan dilinden anlıyorlardı. Ama bir guguk kuşunu kafeste tutmak tam anlamıyla saçmalıktı. Şu insanlarda tavuklardaki kadar vicdan yoktu gerçekten.

Zaman gittikçe daralıyordu. Artık kalbinin çarpıntısı bütün vücudunu sallayacak şiddete ulaşmıştı. Gagasındaki papatyayı masanın üzerine bıraktı ve son kez tüylerini düzeltti gagasıyla. Bu kez kesindi. Yuvasından çıktığı gibi gidecekti yanına ve ağzındaki papatyayı ona verip “Öyle güzelsin ki kelebek koysunlar yoluna.” diyecekti. Yakın dostu olan bir muhabbet kuşundan duymuştu bu sözü. O da eskiden evinde kaldığı bir insandan duymuştu. Aslında “Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna.” diyormuş insanlar ama bu şekli biraz ürkütücü gelmişti ona. ‘Hem onun yolunda bir kuş olacaksa o kuş ben olmalıyım.’ diye düşünmüştü. Bu yüzden biraz değiştirmişti sözü. İşte bu sözü söyledikten sonra da birlikte kaçmayı teklif edecekti. Olur da kabul ederse, destandaki sevdiği için kayaları delen ağaçkakan gibi bu evin duvarlarını delebilirdi gagasıyla. Delebilirdi de ya kabul etmezse… İşte o zaman da bir başka destandaki Anka kuşu gibi yanıp kül olabilirdi aşkından.

Artık kafesin hemen altında dönen kırmızı çubuğa odaklanmıştı tamamen. O kırmızı çubuk ve iki tane olan siyah çubuklardan büyük olanı üst üste gelecek şekilde kafesi gösterdiğinde kısa bir süre de olsa dışarı çıkacaktı sevdiceği. Son turundaydı kırmızı çubuk. Ama o son turunu gagasından kaçmaya çalışan bir solucan kadar yavaş atıyordu. Yavaş da olsa son kez çıt sesini çıkardı ve uzun siyah çubuğun üzerine geldi. Önce kafesin kapısı iki yana açıldı ve ardından ballı kuş yeminden bile daha tatlı sesiyle sevdiceği çıktı kafesinden. Bizim guguk kuşu bir süre baktı ona hayran bakışlarla ve ardından ona doğru kanat çırpmaya başladı. Tam yanına varmak üzereyken masanın üzerinde unuttuğu papatya geldi aklına. Ani bir manevrayla geri döndü ve masanın üzerinden papatyayı alıp tekrar harekete geçti. Hemen onun tutunduğu ağaç dalının arkasına kondu. Cesaretini topladı ve ağzındaki papatya onu zorlasa da konuşmaya başladı: “Öyle güzelsin ki kelebek koysunlar yoluna.” Bu sözü söyledikten sonra bir an her yer karardı sanki ve sonrasında tekrar normale döndü. Ardından sevdiceğinin yüzünü görebilmek için kafasını kaldırdı. Ama sevdiceği arkasını dönmeye dahi tenezzül etmemişti. Varlığından haberdar değilmiş gibi önüne bakıp ötmeye devam ediyordu. Bizim guguk kuşu bozuldu bu duruma. Kendini fark ettirmeliydi. Gagasını yaklaştırdı onun kanadına doğru ve yavaşça dokundu. Ama tüyleri bir kuş tüyü gibi yumuşak değildi. Emin olabilmek için bu kez biraz daha sert dokundu. Ama sonuç yine aynı. Tüyleri plastik gibiydi. Bir umut gagasına dokundu ama o da aynı. Gözlerine baktı. Donuk göz bebekleri hareket etmekten acizdi. Plastikti her şey. Günlerdir içinde biriktirdiği aşk, dizdiği övgüler, kurduğu hayaller… Hepsi insan yapımı plastik bir kuşaydı. Şu an üzerinde durduğu ağaç dalı bile plastiktendi ve yuvanın içine doğru hareket etmeye başlamıştı.

Plastik ağaç dalının üzerinde hayal kırıklığı yaşamak için fazla zamanı yoktu. O da uçtu hemen masanın üzerine doğru. Masanın üzerinden son kez baktı o âşık olduğu plastik kuşa. Günlerdir içinde biriktirdiği aşk, ona dizdiği övgüler içinde şişiyordu sanki. Şişiyordu şişmesine de patlamaya pek niyeti yok gibiydi. Garip bir şeydi bu his. Bir uçsa geçecekti sanki. Bir uçsa… Ağzındaki papatyayı masanın üzerine bıraktı. İhtiyacı kalmamıştı artık ona. Gözünü pencereden dışarı, gerçek dünyaya çevirdi. Açtı kanatlarını ve çırpabildiği en hızlı şekilde kanat çırparak karıştı gökyüzünün maviliğine.

Hakkında Misafir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*