korsan kalem korsan medya alanya Klasiklerden Korkma!/OBLOMOV - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » AyCadısı » Klasiklerden Korkma!/OBLOMOV
oblomov

Klasiklerden Korkma!/OBLOMOV

OBLOMOV / Ivan GONÇAROV

İletişim Yayınları

Çeviri: Ergin Altay

615 Sayfa

#KlasiklerdenKorkma Serisi’nin 3. eseri ile merhabalar, Dostlar…

Hepimiz, acı çeken, haksızlığa uğrayan, sömürülen hatta aşk konusunda başına gelmedik kalmayan kahramanların hikayelerini ayıla bayıla okumayı çok severiz. Ana karakter ile ağlar, üzülür, onun intikamıyla ya da zekasının parlaklığı ile de mutlanır, ilahi adalete şükreder ve mutlu bir şekilde romanın kapağını kapatırız… Buna: Doygunluk, deriz. Bu tür romanlardaki ana karaktere, baş role ‘Protagonist’ deniyor. Örneğin: Monte Cristo Kontu (A. Dumas) ‘daki Edmond Dantes bir Protagonist’tir. Ya da Sefiller (V.Hugo) ‘deki Jean Valjean karakteri… Ölümü kucakladıklarında da gözlerimizden akan yaşlara pek engel olduğumuz söylenemez. Anna Karenina (L. Tolstoy) ‘daki gibi…

Son dört günde ise, bu terimin yani Protagonist ‘in tam tersi yani anti-kahraman, muhalif, karşıt, ama benim için Ölümsüzler Listesi’nin en başına kurulmuş olan bir ‘Antagonist’ ile tanışmanızı istiyorum: İlya İlyiç OBLOMOV… Dostoyevski’nin muhteşem eseri, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov gibi, Camus’un Yabancı’sı Meursault gibi…

Dikkat!!!

Az önce tanıştığınız karakter, İlya İlyiç Oblomov, Antagonist’lerin Şah’ıdır.

Karakteristik bir özellik halini almış olan, Oblomovluk’ un isim babası, Gonçarov’un kıymetlisi, Lenin’in korkulu rüyasıdır, Oblomov…

Denilen odur ki, hazırlanma ve basılma süresi 10 yılı geçmiş olan roman 1859’da yayımlandığında, Rusya’da okuma yazma bilen herkes tarafından okunmuştur. Dünya’da halen güncelliğini koruyan, birçok dile çevrilmiş, en ünlü Rus Klasikleri’nden biri ve evrensel bir tanımın isim babasıdır: Oblomov.

Oblom; Rusça’da köken olarak “Enkaz”, Azerice’de ise “Tembel” demekmiş.’Tembel’ tanımı bana, Oblomov’a haksızlık gibi geldiğinden, ‘Enkaz’ tanımı, Oblomov’a çok daha uygun fikrimce.

“İlya İlyiç Oblomov bir sabah, Gorohovaya Sokağı’nda, neredeyse bir taşra kasabasının nüfusu kadar kiracısı olan apartmanlardan birindeki dairesinde, yatağında uzanıyordu…” ile başlıyor şaheser… 30’lu yaşlarda, yakışıklı sayılabilecek bir derebeyi, İlya. Dürüst, iyi niyetli, temiz kalpli biriyken, aşık olmayı bile kendi korkularına, şartlarına, nihilizmine, devinimsizliğine bağlamayı tercih eden biri. Feodal köklere sahip, muhafazakâr, devinim ve değişimleri elinden geldiğince reddeden, Doğu Kültürüyle yetişmiş, yaşayışları -Yarın bugüne, öbür gün de yarına benzemese derde düşecek- bir aileden gelen aristokrat bir mirasyedi, O. Ülkesinin içinde bulunduğu şartlardan uzak kalmayı, toplumu hatta kendi bireyselliğini yok saymayı seçmiş bir ÖTEKİ. Okuruna yaşanmışlıklarından ötürü verebileceği bir fikir ya da edindireceği bir tecrübe olmayan, aksine bolca arzuları, düşleri ve beklentileri olan, her şeyi çok güzel teorize eden, ama pratikte asla var olmayan, olamayan, olmamayı seçen biri Oblomov. Durma eyleminin ta kendisi anlayacağınız…

Asimetrik karakterlerle örülü bir roman Oblomov. Örneğin, İlya’nın en yakın arkadaşı Stoltz. Oblomov’un tam aksi bir karakter. Yeniliğin, Burjuvazinin, Batı Kültürü’nün, çalışkanlığın, devinimin, kuralcılığın simgesi. Âşık olduğu ama son anda, korkularına ve devinimsizliğine üstelik kendisini aşağılayan bir mektup yazarak, kurban ettiği Olga’da ona keza. Tuttuğunu koparan, dürüst, fedakâr ve cesur bir kadınken, aynı zamanda Rus Kadını’nın yeni yüzü ve simgesi oluveriyor romanda.

Immanuel Kant, özgürlüğü insanın bilinçli olarak alacağı hazdan sorumlulukları dolayısıyla vazgeçmesi olarak yorumlamış. Özgürlüğün bir başka açıdan imgesi olan Oblomov, aynı zamanda yaşamsal seçimlerini, kendisinden önce belirlenmiş, oluşumunda hiç bir katkısı olmayan, göreceli ahlak yasalarından da arındırmıştır.

Gonçarov’un, OBLOMOV’u yazma amacı:

Çok sevdiği Rus Toplumu için, olması gerektiğini düşündüğü bir idealin karşıtını çok daha koyu çizgilerle yazarak, aslında İlya’yı değil, Stoltz’u ön plana çıkarmaktı fikrimce. Zira eserin kurgusu psikolojik çözümlemelere olanak tanıdığı ölçüde, sosyolojik analizlere de kafa yorulmasına imkân tanıyor. Mukayese yapma hakkı tanıyor okuruna. Oblomov ile Stoltz’u, Olga ile İlya’nın sonradan evlendiği Agafya’yı rahatça karşılaştırılabilinir kılıyor yazar. Bir diğer anlamıyla da Oblomov’un hayal ettiği hayatı, Ştoltz yaşıyor.

Ştoltz, Gonçarov’un da rüyasıdır: Sürekli çalışmak, hareket etmek, etrafı durmadan kolaçan etmek, köhneliği yıkıp yeniliğe sarılmak, üretmek, yenilenmek, güçlenmek ve kazanmak…. Dolayısıyla, sosyolojik açıdan kişiler değil, toplumsal değerler ve durumlar ön plana çıkıyor. Eski-Yeni, Burjuvazi-Aristokrasi, Kapitalizm-Feodalizm ve elbette Doğu-Batı karşılaştırması yapmaksa Oblomov’u okuyanlar için kaçınılmaz bir şans…

Marks ve Engels Komünist Manifesto’yu 1848 de yayınladılar. İşin özü OBLOMOV, böyle bir ortamda yazılmış, kotarılmış, düşünülmüş ve yayımlanmış bir eser…

Uzun lafın kısası; İlya İlyiç Oblomov, hantal Rus Aristokrasisi iken, Stoltz Avrupa Burjuvazisi’dir ve basitliği, sadeliği, kuralcılığı, çalışkanlığı ve bağlılığı ile tüm dünyayı sarsan Sanayii Devrimi sonrası Rus insanının olması gereken ideal tiptir.

Veee ZAHAR…

Efendi Oblomov -Köle Zahar ilişkisini anlatmak… İmkânsız!

Eserde, Rus Köylüsü’nün temsilidir Zahar… İlya’nın elinde büyüdüğü, küçük hesaplar peşinde koşan, cahil ama sonuna değin sadık, en az İlya kadar Oblomovluk yaşayan bir uşak, Zahar. Uşak dediğime bakmayın, aslında kendisi, İlya’dan çok daha hareketli ve sosyal olduğundan asıl efendi ta kendisidir…!

Alıntılar…

*** Oblomov, Stoltz’a: “Her şeyi biliyorum, anlıyorum, ama ne gücüm var, ne iradem. Bana güç ve irade ver, beni nereye istersen götür…” der çaresizce.

*** “Yaşamımda hiç fırtınalar ve şoklar olmadı. Hiçbir şey yitirmedim. Vicdanımı rahatsız eden hiçbir şey olmadı. Neden her şeyin böylesine harcanıp gittiğini Tanrı bilir… Sorun, yaşamımda yıkıcı ya da yapıcı bir ateşin hiç yanmamış olması?”

*** “Toplum! Senin beni bu adamların içine götürmen, onlardan iyice nefret etmem için herhalde. Hayat; amma da hayat ha… Ne bulabilir insan orada? Fikir meseleleri mi var? Duygu meseleleri mi var? Bu hayatın bir ekseni yok: derin, hayati hiçbir anlamı yok. Bütün bu salon adamları benden çok daha uyuşuk, benden çok daha ölü. Hayattaki gayeleri ne? Benim gibi yatakta uzanmıyorlar, ama bütün gün sinekler gibi aşağı yukarı inip çıkıyorlar. Ne çıkıyor bunlardan? Bir odaya girersin, bakarsın herkes karşılıklı oturmuş, ciddi ciddi duruyor. Yaptıkları ne? İskambil oynuyorlar… Diyecek yok. Güzel bir hayat doğrusu! Yaşamak isteyen bir ruh için ne yaman bir örnek! Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?”

Sevgiylekalın…

Hakkında Aycadısı

Merhabalar... Aslen Bursalı,İstanbul'da büyüyen,en sonunda da ANNE olabilmek için o koca, şişman,kart kentten arkasına bakmadan İzmir'e göç edip,her bişeye sıfırdan başlayan, cesur bir kocası olan,okuyup yazan,sanatın her haliyle ilgili bir yazma sevdalısıyım...Aynı zamanda da uslanmaz bir Romantik! Ve buradayım.Üretmek,paylaşmak ve fark yaratmak için. Şu an 12 yaşında olan oğlum Deniz'e ve güzeller güzeli tüm çocuklara daha güzel bir Dünya bırakabilmek için... Sevgiyi,saygıyı,hayatı,masumiyetin güzelliğini,sabrın erdemini ,paylaşmanın eşsizliğini soluyabilmek için... Buraya kadar okuduğunuza göre,şimdi birbirimize sarılıp,yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile yeni hazineler bulmak için keşfedilmemiş adalara yelken açıp,KORSAN'lığa birlikte devam edebiliriz. Sevgiylekalın!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat