Son Haberler
Anasayfa » AyCadısı » Halide Edib’in HANDAN’ı…
HALİDE EDİB ADIVAR

Halide Edib’in HANDAN’ı…

HANDAN / HALİDE EDİB ADIVAR  ( 1884 – 1964 )

Çağdaş Türk Edebiyatı’nda, belki de hakkında en çok konuşulan, tartışılan, eleştirilen hatta yerilen romancılardan biriyle selamlıyorum sizi. Birbirinden keskin sıfatları, askeri rütbesi, sivri çıkışları, siyasi eleştirileri, dik duruşu, feminist söylemleri, keskin durum analizleri ve elbette fedakarlıklarıyla benim için çok büyük bir yazar olan; Halide Edib ile…

Onun hakkında bildiğiniz/duyduğunuz her şeyi ve elbette önyargılarınızı şimdi sakince bir kenara bırakın lütfen. Zira 80 yıl yaşamış olan bu kadın ne size benziyor ne de bana… Hangimiz hem Padişahlık (Monarşi ya da İstibdat), hem Meşrutiyet (Osmanlı İmparatorluğu’nda, 1876–1878 arasında I. Meşrutiyet ve 1908–1918 arasında II. Meşrutiyet olarak adlandırılan tarihsel dönemlerin ortak adı.), hem de Cumhuriyet’i, “üçü bir arada” kıvamında yaşadık ki?!

Yookk öyle havadan atmak yok! Yanlış anlaşılmasın, niyetim politik bir tartışma yaratmak /zemin hazırlamak falan değil. Kaldı ki buna gerek de yok. Emin olun en az sizin kadar seviyor ve sayıyorum Mustafa Kemal ATATÜRK’ü.

Ammaaa zihnimde yadsınamayacak sert bir kaya gibi canlanan, jilet bir asker görünümünde selama duran, İstanbul’un işgalinde meydanlarda sesi kısılana değin mitingler düzenleyen, kalemini kılıç gibi kullanmaktan çekinmeyen cevval bir kadını, Halide Edib Hanımefendi’yi de görmezden gelemem doğrusu. Hakkı’nın hakkını, Hakkı’ya teslim etmek lazım gelir değil mi? Yoksa neden okuyoruz? Biri söylesin/anlatsın inandıklarını sen, ben dinleyelim!!!

Açıklayacağım da zaten neden böyle düşündüğümü. Sonra yine siz yolunuza ben yoluma giderim olur mu?

Halide Edib Adıvar’ın boy boy başarılarından ya da kaliteli eğitiminden falan bahsedecek değilim. Asıl yazmak istediğim konular başka. Eserlerini okuduğunuzda ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız ama, okumayanlar da vardır ya da önyargılı düşünüp kendince Adıvar’ı “okuma reddi gurubuna” koyanlar da olabilir diye aklıma takılanları yazmak istiyorum izninizle.

Okuduklarımdan öğrendim ki; Adıvar’ın Cumhuriyet’e ve Demokrasi’ye ayak uydurmaya çalışan yeni Türkiye ile derdi var-mış. Evet dert!

Maddeler halinde kısaca yazayım:

*Modernleşme… Bu süreçte, “Batılılaşma”yı giyim-kuşam ya da kuramsal Bilim/Felsefe zanneden, deneyselliğe hiç yüz vermeyen ve inanmayan zihniyetle savaşma derdi. Özgürlük, Demokrasi ve özellikle Kadın Hakları konularında hiç durmadan öğrenmeye ve öğretmeye çalışması. Batılılaşma derken, Handan romanı girsin devreye; eserin baş karakteri saçının telinden ayak tırnağına kadar güzel bir kadın olmasına rağmen modernizmi “erkek gibi” tabir edilen yönleriyle ele alan ve tavırlarına da yansıtan tutkulu bir kadın. Hemcinslerinin aksine anarşist tavırları, hercai görünümü, bilim ve felsefeyle ilgilenmesi açılarından adeta bir aynadır Adıvar için. Zaten Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Handan romanına; “Adıvar’ın Otobiyografyası’dır.” demiş. Aralarının pek iyi olduğu söylenemez elbette. Zira Yakup Kadri, Adıvar’ı Narsist ve fazlasıyla Maskülen bulduğunu her fırsatta/yazısında dile getirmiş. Hatta onun ERİL EDEBİYAT (Erkek egemen tavrın hüküm sürdüğü edebi tür) konusunda Ziya Gökalp’i bol bol örnek alırken, aynı siyasi gazetede yazdığı kadın yazarları yok saydığını bile iddia etmiş. (Fatma Aliye Hanım, Emine Semiye Hanım gibi…)

*Eğitim… (Heyhat! Hâlâ değişen bir şey yok ama Adıvar, daha o zamanlardan kafaya fena takmış bu durumu…!!!) Vurun Kahpeye’de Öğretmen Aliye’dir eğitim. Sinekli Bakkal’da Rabia’dır. Tatarcık’da ise bağnaz imamın oğlu Safa’dır. Handan’da ise Handan’ın ta kendisidir.

*Tutuculuk… Eğitim konusunda verdiğim eser örneklerine, eserlerdeki kahramanları linç etmeye çalışan, aşırı bağnaz ve Din’i tamamen kulaktan dolma bilgilerle ve içi boş hurafelerle kendi lehine kullanan ve karşısındakini hayasızca ve sınırsızca yargılama hakkını, hatta linç etme hakkını kendinde görenleri ekleyebilirsiniz. İşte burada devreye Adıvar’ın kendince eserlerine atadığı yeni Türk Aydınları giriyor. Tutucular var ama onlarla kanının son damlasına kadar savaşan, ders niteliğinde replikler söyleyen kahramanlar da var.

*Ahlaki Çöküntü… Özellikle Fransız dili ve edebiyatından ziyadesiyle etkilenen ve Batılılaşma’yı “Monşer!” kelimesinden ibaret sayanların Kültür’ü, eğlence ve sefahate dalma ile karıştırmasına da takmıştır mesela!

*Siyaset ve Devlet… Kendime sorduğum bir soruyu bırakıyorum buraya: Birbirinden farklı üç şekilde yönetilen bir ülkede doğmuş/büyümüş/yaşamış olmak, şans mıdır? Şanssızlık mı? Peki ya ülken için savaştığında, devleti ya da ideolojisini eleştirme hakkını kendinde bulur musun? Etten kemikten ve de bolca egoizmle soslandırılmış varlıklarız alt tarafı… Ve beklentilerimiz, verdiklerimizle karşılığını bulmayabilir.

Victor Hugo değil miydi devleti eleştiren ve hayatının 20 yılını sürgünde geçiren? Ya da günümüze bakalım: Aklıma ilk gelen isim Müzisyen Goran Bregoviç ve Sinema Yönetmeni Emir Kusturica… E ama bu sürgün durumu onların sanatçı kimliğinden bir şeyler alıp götürüyor mu? Benim nazarımda; hayır! Ya diğerleri? Hugo’yu Hugo olarak kabul ediyoruz da yine hayatının son 14 yılını sürgünde geçiren Adıvar’ı neden yerden yere vurmaktan imtina etmiyoruz? Buna aklım ermiyor doğrusu…

Handan… Âşık olduğu her adamın, kendisini yok edercesine takındığı tavırlarla gözlerindeki ışığı kaybeden, enfes bir roman kahramanı olarak kalacaksın bende. Ve Ölümsüz!

Sevgiylekalın..:)

Hakkında Aycadısı

Merhabalar... Aslen Bursalı,İstanbul'da büyüyen,en sonunda da ANNE olabilmek için o koca, şişman,kart kentten arkasına bakmadan İzmir'e göç edip,her bişeye sıfırdan başlayan, cesur bir kocası olan,okuyup yazan,sanatın her haliyle ilgili bir yazma sevdalısıyım...Aynı zamanda da uslanmaz bir Romantik! Ve buradayım.Üretmek,paylaşmak ve fark yaratmak için. Şu an 12 yaşında olan oğlum Deniz'e ve güzeller güzeli tüm çocuklara daha güzel bir Dünya bırakabilmek için... Sevgiyi,saygıyı,hayatı,masumiyetin güzelliğini,sabrın erdemini ,paylaşmanın eşsizliğini soluyabilmek için... Buraya kadar okuduğunuza göre,şimdi birbirimize sarılıp,yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile yeni hazineler bulmak için keşfedilmemiş adalara yelken açıp,KORSAN'lığa birlikte devam edebiliriz. Sevgiylekalın!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*