korsan kalem korsan medya alanya Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(31) - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(31)
feridun andaç mektup

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(31)

BİR YAZI ADASI KURABİLMEK…

Galata, 04 Mayıs 2018

Sevgili Kalemdaşım,

Bugün sabah beri günüm Beyoğlu’nda geçti. Öteden beri yazmayı düşündüğüm “Beyoğlu’nun Pasajları” sanrım depreşti. Evet, “sanrı” diyorum; bir yerde yazıp yazıp durduğunuz ama bir türlü yol almayıp beklettiğiniz bir yazı serüveni bazen sanrılı bir aşka benziyor. Ne siz ondan kopabiliyorsunuz ne de o sizden.

     

Geçmişte, “Paris’in Pasajları”nı yazmak için kendimi taşıdığım kente gene yüzümü dönerken, bu kez o ilk sanrı beni yokladı. Bu nedenle de gelip bir tam günümü burada geçirmeye karar kıldım. Çünkü yeniden pasajlar için kalkıp Paris’e gideceğim. Ki, Paris kitabımın yeni basımında pasajlar bölümünü genişletmek istiyorum.
Kuşkusuz bu çalışmamı bir tür “proje”ye dönüştürüp fotoğraf sanatçısı dostum Nevzat Çakır’la paylaşmıştım önce. Ardından da iki kişilik çalışmayla yetinmeyip, belirlediğim 21 pasajı birçok fotoğraf sanatçısıyla kotarmaya karar kılmıştık. Kim hangi pasajı çalışacak diye de belirlemiştik. Bunun ayrıntısına girmeyeceğim, ama size bu tür “kolektif” çalışmanın ne denli ufuk açıcı olduğunu hatırlatırken, handikaplarını da belirtmek isterim. Ama ben daha çok ilkinden yanayım bunun, diğerini düşünürseniz adım atamazsınız!

           

Sizin nicedir bana da taşıdığınız şu “ada”lar projeniz, aslında benim de zihnimde/duygularımda öteden beri var olan bir yazı yolu. Ki, belki göz atmışsınızdır; “Susan Bir Yerin Dili” deneme kitabımda bunun ilk adımını atmış, tümüyle Bozcaada’da metinlerini (orada yazılan) bu deneme kitabıma taşımıştım ve o dönemlerde Ada’yı resimleyen ressam dostum Solmaz Aksoy da resimleriyle bu kitabıma konuk olmuştu.

Evet, imlediğiniz doğru; biriktirerek yazan biriyimdir. Bu nedenle ortaya konulan kitaplarımdan daha çoğu masamda/çekmecemde/tezgâhımda ve belleğimdedir.

Size sıklıkla gidilerek yazılabileceğinden söz eder dururum. Bir yere, bir düşe, bir insana, bir düşünceye, bir duyguya… Ve elbette ki belleğinize, hatırladıklarınıza… Tüm bunlarla yaratacağınız kendi zamanınıza. İşte o “zaman”dır size kendi “yazı adası”nı kurduracak olan. Bu zamanı ele geçirmenin hiç de kolay olmadığını düşünürüm.

Size söz etmişimdir belki, Şule Gurbüz’ün anlatılarını/anlatıcılığını severim. Hele onun yaman bir saat/zaman ustası olduğunu öğrendikten sonra anlatılarını/o saklı tuttuğu “yazar” kimliğini daha da sever oldum.

Yazmış olmalıyım bir yerde, gözünüzden kaçmış olabilir; onun ilk “minik” kitabı Kambur’u Kadıköy-Taksim dolmuşunda okuyordum. Kitap yeni çıkmıştı, avuç içi kadar cep kitabıydı. Ön sırada birine gözüm ilişmişti. Yandan dikkatlice bakıyordum, bir yerde pul kadar fotoğrafını görmüştüm, ki belleğim yanıltmaz beni; bunun Şule Gürbüz olduğunu söylesem size! Tabii ki uzanıp da; “Sizin kitabınızı okuyorum demedim, içimden gülümsedim.” Sonra da kitaba dair yazdım elbette. Başkası olsa aldırmaz belki, “amaaann sen de” der geçer. Ama bilirsiniz ne denli meraklı olduğumu. Bu meraktır beni bir dolu yazarın fotoğraflarını çekmeye yöneltti uzun yıllardır. Çoğunun el yazılarını birkaç defterde topladım.

Bilim/sanat/yazı meraktan doğar bence!

Şimdi de günlerdir, pasajlarla birlikte “Saatler: Zamanın Durduğu Yer” kitap projem beni yoklayıp duruyor. O nedenle de Gürbüz’ün danışmanlığını yaptığı bir serginin kitabı Zamanın Görünen Yüzü: Saatler elimden düşmüyor.

Yıllardır, Anadolu’nun birçok yerinde saat kulelerini ve yurtdışında ise gördüğüm her yerdeki saatlerin fotoğraflarını çeker dururum. Aldığım notlar, yazdığım yazılarla bu da birikmiş durumda. Önümde bir başka dosya “Atlar”. Ki bu konuda yazdıklarımı, çizimlerimi biliyorsunuz. Eser Tütel ile birlikte bir “At/lar” kitabı yapmayı planlamıştık Dünya’dayken, ama onun ömrü vefa etmemişti, ben de rafa kaldırmıştım.

Bunların birkaçından size söz etmem şu biriktirerek çalışmak… Italo Calvino da bu soy yazarlardan. Konularını dosyalarında biriktiren biriydi o da. Aziz Nesin’in de böyle bir yanı vardı. Yaşar Kemal zihninde taşırdı her şeyi. Fakir Baykurt notlar alırdı, onun da yazı dosyaları vardı. Bakın bu da başlı başına bir yazı/çalışma konusu size!

O nedenle sizin/benim şu “Adalar” dosyalarımız elbette bir gün önümüze gelecek, “artık bizi yazın diyecek”. Gene de ben bunu yalnız kurmanızı öneririm. Zira bunu ben de tek başıma kotarmaktan yanayım. Çünkü ada metaforu bambaşka bir iş/uğraş, yolculuklar ister. Eninde sonunda bir deniz/denizci kitabı yazacak değiliz. Üstelik bunlar “hayali adalar” da olmayacağına göre; yarı düş, yarı metafor ama tümüyle Akdeniz’in adalarını içeren bir ada kitabı. Ama önce size derim ki şu kendi yazı adanızı kurmanız.

Bunun da öyle uluorta yapılacak bir şey olmadığını bilirsiniz artık. Kendi yaşama biçiminiz, algı yordamınız, mekân duygunuz/yeriniz, araç gereçlerinize göre biçimlenebileceğini bilmelisiniz artık.

Evet, Galata’da gelip bir süre Suriye Pasajı’nda eyleştim. Sonra da Hacopulo’nun avlusunda çay molası.

Birazdan kalkıp Welldone’a gidip mutat köşemde oturup Walter Benjamin’in Pasajlar’ını okumamı sürdürüp notlar çıkaracağım.

        

Sevgilerimle.

FA.

Not: Fotoğraflar sevgili Feridun Andaç Hoca’mıza aittir… Teşekkürler.:))

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat