Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(29)

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(29)

BEKLEYEN ZAMAN

Urla, 07 Nisan 2018

Sevgili Kalemdaşım,

Yazarak bir bellek oluşturduğumuz kesin. Yazıda olmak, yazmak düşüncesinin bir parçası elbette. Ama kendini tümüyle yazıda konumlandırmak bu düşüncenin de ötesine geçirir sizi. Yani demem o ki, daha farklı sorumluluklarla yükümlenirsiniz.

Bu da, dünyayı algınızdan tutun yaşama biçiminize kadar her bir şeyinize yansır.

Belki de buna yazı için yaşamak diyebiliriz. Yani söz gene Marquez’in tanımına geliyor: Anlatmak için yaşamak.

      

Bunun sizden istediği bir hayatı yaşamaya hazır mısınız, gibisinden sorular sorarak ne kendimizi ne de başkalarını yönlendirebiliriz. Ama şu da var ki hayatın akışına kapılarak da oraya varamayız.

Burada bir yaşama düsturu kadar hayata karşı aşkınlık bakışı da gerekir diye düşünürüm. Bu hem o belleğin oluşturulabilmesi için gereklidir, hem de öylesi belleklere dönerek yazıda kendinizi var etme yolculuğunuzun rotasını çizmede…

O nedenledir ki seçilmiş okumalar kadar seçilmiş yaşamlara gitmek kaçınılmaz.

Yazan insan kendi iç zamanını yaratan insandır. Oradaki gizil dünyasının rehberi duyguları kadar seçimleridir de. Ötede kendisine yüklenen eğitimi/mesleğinin becerileri, aile ve çevreden edindikleri ise bambaşka yükümlülükler getirir ona.

Şimdi burada, Urla’nın sokaklarında gezinirken karşıma çıkan Necati Cumalı’nın müzeye dönüştürülen evi biraz da yazan insanın bekleyen zamanını düşündürttü bana.

Evet, o, yazdıklarıyla biraz buradaydı. Ama onun yazdıklarının artık hiçbir izi yoktu bu kasabada. Ve kitaplarının izini sürdüm biraz, tek bir kitabı bile çıkmamıştı karşıma.

Peki bunu yazarın yazdığının gücünü yitirmesine mi bağlayacağız yoksa toplumun yazarın bekleyen zamanına yetişemediğine mi? Belki de keşfine demeli!

Ben hâlâ toplumun Necati Cumalı vari yazarların yazdıklarına erişemediğini düşünürüm. Oysa yazıp anlattıkları öyle toplumun çok da ilerisinde değildi. Ama insana insanı gösterip toplumu anlatıyordu ve insanın insana gidişini… Hatırlayın öykülerini, romanlarını: Susuz Yaz’ı, Ay Büyürken Uyuyamam’ı, Tütün Zamanı’nı, Yağmurlar ve Toprakları’nı…

Edebiyatın belleğine bakınca yazarın kendini nerede/nasıl konumlandırdığını da düşünürüz ister istemez. Belki de bizi bu soy kurucu yazarlara, yani toplumu anlama/tanıma/anlatmak derdi olanlara götüren de budur. Eğer ki bir başlama noktası arıyorsan bunun önemini de görmemiz gerekir.

Evet bugünün yazarı bugünü yazmalı, ama düne dönmeli ve yarına taşınabilecekleri de görerek yazmalı derim.

Size buradan izlenimlerimi yazmak isterdim. Ama öyle kısa zaman dilimine sığdırdığım gözlemlerimin yanıltıcı olabileceğini düşünerek Urla’dan çok söz etmek istemiyorum. Yalnız gördüğüm tek şey var ki giderek yerel dokunun bozulduğu, böylesi yerlerdeki tarımsal alanların da, dahası tarımsal üretimin de başka bir seyre dönüştüğü…

İnsanlar buraya gelip yerleşiyor. Ben de sizin gibi şunu merak ediyorum, acaba burayı yazmak gibi bir dertleri var mı? Yani sözü Cumalı’nın bıraktığı yerden alıp en azından bugüne taşımak gibi bir çabaları…

Bence iyi edebiyat asıl buradan başlıyor işte. Hep söylerim ya size de yerel/bölgesel edebiyat olmadan evrensel bir edebiyatın dilini/bakışını kurmanız zordur. Bunu da bir başka mektubumda sizinle konuşalım.

Hadi, dönün ve şimdi kendi Ege’nizi yazın siz de.

Sevgilerimle.

Not: Fotoğraflar Sayın Feridun Andaç’a aittir. Teşekkürler…

Hakkında Feridun Andaç

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*