korsan kalem korsan medya alanya Feridun Andaç/ Genç Meslektaşıma Mektuplar:(28) - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Feridun Andaç » Feridun Andaç/ Genç Meslektaşıma Mektuplar:(28)

Feridun Andaç/ Genç Meslektaşıma Mektuplar:(28)

DUYGU TUFANINDAN GEÇMEK

Alemdağ, 29 Mart 2018

Sevgili Kalemdaşım,

Sıklıkla şunu söylediğimi hatırlamalısınız: Acı yaratıcıdır. Bazen de şöyle dediğimi hatırlarsanız: Öfke duyduğum için yazıyorum.

Yazan insan uçlarda gezinir evet. Ama bu onu bir “deccal” yapmaz. Dahası öylesini olmak, öylesine dönüşmek için yazmaz. Bazen yaşamak duygusu, bazen de yazmak duygusu ağır basar. Biri diğerine ön verir, diğeri de birinin sağalması için ön ayak olur.

Yazmak böylesi bir içselleşmeden doğar derim. O nedenle yaşamasız yazmak ne mümkün! Bilirsiniz ki bu yaşadığını yazmak anlamına da gelmez. Şimdi size sunduğum şu iki kısa metin öylesi bir duygu tufanıyla yazılmıştır. Bunu ise hayatın tersi ve yüzü olarak okuyabilirsiniz. Bir duyguyu, bir düşünceyi asla içselleştiremeden yazamazsınız. Eğer ki yaşananı/hissedileni ötelere taşımak istiyorsanız böylece kendinizden uzak tutar, ama bir o kadar da kendinizi vererek yaşabilirsiniz. Benim yaptığım da biraz bu. Uzağı yakın kılarken, yakını da uzaklaştırarak sözün simyasına dönüyorum kimi kez. Derdim ne şiirsel söz dökmek ne de hayatın taşıdığı gerçekliğin tözünü şiirselleştirmek. Algımı yaşama, yaşanmışlıkların izdüşümlerine döndürürken o sızının çakıp çakıp sönen yalımlarına katıyorum. Ama asla tutup birinin öyküsünü birebir yazmıyor, anlatmıyorum.

Size de önerim; hayal gücünüze başvurun, sezgileriniz sizi bir yere kadar taşır, ama gözlemleriniz ve deneyimleriniz her zaman yazınızın debisinde durandır. Eğer ki siz salt yazmak için yaşamaya gidiyorsanız, hayatın saydamlığını yitirirsiniz orada. Yaşamaların izleyicisi/gözlemcisi kesilin; ama bırakın kendini yazdırsın hayat size. Eğer ki yazılmaya değer yanı varsa, o “şey” gelip bulur sizi. Kendi yazmak eyleminizle ilgilenin, her gün yeni sözcükleri buluşturun, yeni dünyalar kurun anlatın. Yazmak birinden işaret fişeği beklemez, bunun için de birinin hayatına gitmenize gerek yok, bunu siz yaratarak da yazarsınız. Şunu sıklıkla söylerim; bardaktaki suyun masanın üzerinde duruyor olması yeterlidir sizin bu üçlüye dair bir şeyleri anlatabilmeniz için.

 

GECESİ YOK

Yaşamak diyordu savrulmalarına. Adını unutarak, kimliğini, benliğini hiçe sayarak… Gittiği her yoldan kırılıp ezinçlerle yıkıntılarla dönerek yaşadıklarına bir ad da bulamıyordu başkaca.

Şimdi, kıyısında durmaktan usanç duyduğun bir duyguyla baş başasın. Akkor gibi zamanı dülger balığının şaşkın gözlerine çeviren yabanlık uzaklaştırıyor seni. İçindeki cevheri öldürmek, sözcüklerini bir bir silmek isteyen umursamazlık çekip alıyor seni onun kıyısından.

Yaşamak diyordu madem, bırak elemlerin ateşine sarılsın gitsin. Kendi gecesinde ses olsun, kendi yalnızlığına sarsın yaban bedenleri; içinizdeki ırmaklardan kov o koygun sözlerini. Gitsin, kendi gecesizliğine dil olsun.

Yaşamak diyordu ya; “kendi göğümde uçmak istiyorum, kendi zamanımda yaşamak,” diye nitelendirdiğini… Bırak kendi alevinde yansın. Kıyısız olmak istiyordu madem, neden bir liman olmak derdindesin?

Şimdi, gecesine küsen rüyalardasın artık. Ne uyandır içindeki sevincin duyuşunu, ne de git sesine eşlik edemeyen bakışına… Zaman ötenizde artık, öyle ki bir ipucu bile yok özlemlerinize dair.

Yaşamasız yaşam diyordun içinde bu ıssızlığa. Evet, bir ıssızlıktı gidip gidip gelmeleri; bir çağdan bir çağa geçiş sanrıları gibiydi her atağı… Sonra aldanış çığlığını andıran yalanların şafağı…

Yaşamak diyordu ya kendi acemiliklerinin rengine… Hani uzatıp elini, gözlerini bulandırıyordu ya mor renklere… Belki aldanışı kendindeydi, esridiği tenin hazzı çekiyordu içine içine bedenini. Yaban sözler etmesi bahanesiydi kırılganlığının… İçindeki deli çağlar gitmeyi seçmişti bile, kendilerini köpük köpük kılan arzulara.

Gecesi yoktu, gündüzünü sayıklama boşuna. Bırak o elem çadırlarının rengini, ülfetini çekeni de sorma. Mademki söz aranızda yaban şimdi, her sesin tınısı sorgu, her duygulanış öfkeli dil… Unut gecesini. Kendine yâr olmayan gecesiz düş, yağmursuz bulut, bahçıvansız bahçedir. Bırak yansın içinizdeki alev. O kendi yangınının gecesinde, sense küllenen ateşlerinin ırmağındasın artık.

OLANAKSIZLIK

Söz tutulması…

Artık konuşulmuyor hiçbir şey. Bilincin kapıları da örtüldü. Gözeneksiz bir hayatın soluğu olabilecek bakışlarla yol alıyoruz.

Umursamadıklarımız yaralayıcı yanlarımızdır aslında.

Geçitsiz kılıyoruz her şeyi aramızda.

Işık kadar dayanıklı değil yüreklerimiz. Duygu reçeteleri yapmışız gözyaşlarımızı. Avunç çarşılarında gezinen elemden kime ne…

Burma’ya dair bir film izliyorsun. Mymar, haritasız kalmış bir ülke. Gözyaşlarını kelâm etmiş birileri, Tanrı’yla aralarındaki mesafeyi kısaltmak derdinde.

Öfkeli dil yıkıcıdır her zaman.

Hadi, avuntularını öğret bana. Bir de küllenen ateşlerini.

Şimdi, derim ki size; bazen geçtiğiniz tufanları dindirilmiş duygularınızla yazın. Ama birilerini etkilemek için değil, içinizin sesini, yalnızca o sesi dinleyerek yazın; yani kendiniz olun sevgili kalemdaşım. Göreceksiniz kendine yazarak dokunan insan başkalarına da dokunur. Bir örnek mi soruyorsunuz; Sait Faik’in anlatıları karşınızda işte, Çehov’un acısını ironisini taşıyan metinleri, Neruda’nın dünyayı çağıran sesi… Leylâ Erbil’in o akkor vari anlatılarını dönüp okuyun; Karanlığın Günü, Tuhaf Bir Kadın, Kalan, Tuhaf Bir Erkek ve Cüce’sini okuyun…

Sevgilerimle.

FA.

Not: Fotoğraflar Sayın Feridun Andaç’a aittir. Teşekkürler, Öğretmenim.

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat