korsan kalem korsan medya alanya Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(27) - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Mektup » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(27)

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar:(27)

 

HER YOLCULUK  DÖNÜŞSÜZLÜK  İMGESİNİ TAŞIR

                                                                                                                  Doğu Ekspresi , 18 Mart  2018

Sevgili Kalemdaşım,

Size bir tren yolculuğunu baştan sona anlatmak isterdim. Ama bu yolculuk notlarımı şimdilik kendimde saklı tutmak istiyorum. Bunu da bir ritüele dönüştürmeden kendi doğallığı içinde yaşadığım için, “şimdilik” diyorum.

Gene de okuyan/yazan/düşünen biri olarak yolculukların besleyiciliğinden söz eder dururum. Bu son yolculuğumun başından sonuna seyrini tümüyle size anlatsam, sanırım söylediklerimin anlamını daha iyi görürsünüz. Benim ‘giderek yazılır’ sözümü kanıtlayan bir durumdur da bu üstelik.

Yazarın asıl tanıklığı da burada yatar, yani onun asal işi masa başında gibi görülse de; bence, orası yaratıcılığının sonuç arenasıdır. Asıl giderek gözleyip ettiklerinin taşıdıklarıyla yazısının debisini oluşturur.

     

Sıklıkla “masa başı yazarlığı”nı eleştiririm. Bunun da insanı/toplumu tanımaktan uzaklaştıran bir tutum olduğunu belirtirim üstelik. Eğer yaşadığınız çağa/döneme/bu dönemin insanına dair bir şey anlatacaksanız, gitmeniz/görmeniz/gözleyip tanıklık etmeniz esas.

Bunun sıkıntısını çeken çağdaş yazarların başında Orhan Pamuk’un geldiğini bilirsiniz. Neyi/nasıl yazmak gerektiğini bilse de, uzak olduğu toplumsal hayat onun yazısının önünde engeldir adeta. Yazarak örtüleri açmak, insana/topluma gitmek ister. Yazınızın ortasına tamamen kendi hayatınızı bir yere kadar yerleştirebilirsiniz. Ötesi…

Evet, ötesi gitmektir.

Bunu da bir yol/culuk fantezisi olarak söylemiyorum. Sürekli giden/gören/gözleyen/konuşan biri olarak edindiğim deneyimlerimi size aktarmak istiyorum.

Taşıyıcı bilgiyi kitaplardan, ama deneyimlenmiş yaşama görülerini de hayattan alırız. Bu anlamda yazar için gözlem esastır, evet.

Geçenlerde size Sicilya Konuşmaları’nı örnek verdim Eli Vittorini’nin. Bu romanı yayımlandığında ona şunu sormuşlar hemen: bu sizin hayatınız mı? Yanıtı şu kısaca: “Hayır, ben Milanoluyum, kahramanım Sicilyalı.”

Onun bu romanını okuduğunuzda giderek neyin/nasıl yazılabildiğini görür, gözlersiniz.

Size elbette ki ”bir tren yolculuğundan izlenimler” diye başlayarak yazmayacağıma göre, gene yolculuk ve gitmekten söz etmem gerekirdi ilkten.

Kendimi yönelttiğim ya da yöneldiğim yolculuklar çoğunlukla seçilmiş yolculuklardır. Bu nedenle yola çıkışımın amacı/yönü belli olduğu kadar, yanıma aldığım kitaplar da buna dönüktür çoğunlukla. Ve elbette ki yol notlarımın defterleri kalemleri. İşte işin ritüel yanları bunlardır. Çünkü o yol seyrinde neyi nasıl okuyup, neleri nasıl not edeceğime bakarım. Buna da belli aralıklı zamanlar ayırırım. Gene bilirim ki insana ve bir yere/mekâna gidiyorumdur. Gittiğim her yerde kabuklarımı kırarım. Kendimi dışa çıkarır, konuşan/ izleye/ gören/ gözleyen/ soran/sorgulayan biri olarak ortaya koyarım. Giden insanın, hele hele yazmak için giden birinin başka da şansı yoktur.

Fakir Baykurt’la birkaç kısa yolcuğumuzda gözlediğim bir şey vardı; insanlarla sohbet eder gibi konuşması. Sanırdınız ki kırk yıllık dosttular. Yaşar Kemal’in de böyle bir tarzı vardı. Biri eğitimciydi öncelikle, diğeri de röportaj yazarı. Bu mesleki yeti/beceri/deneyim  bir yazar için her zaman önemlidir. Çehov şunu demez mi; “eğer doktor olmasaydım bu öyküleri yazamazdım!”

Erhan Bener bir gün şunu anlatmıştı bir konuşmamızda: Siyasal’ı bitirdim, hemen müfettişlik sınavlarına girdim. Amacım Anadolu’yu tanımak, gittiğim yerlerde de yazabilmek. Onun ilk anlatıları böyle böyle örülerek ortaya çıkmıştır. Acemiler, Yalnızlar, Oyuncu romanlarını okuyun ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Görüyorsunuz, size bir türlü yolculuğumun yönünü/rotasını/hatta yerini anlatmıyorum. Çünkü bu birkaç günlük tren yolculuğumun anlatımı bir mektuba sığamayacak kadar yoğun/derin/anlamlıydı. Öyle ki tren güzergahı kadar, vardığım yerlerdeki  tanıklığım/gözlemlerim/karşılaştığım insanlarla konuşmalarım, okuduklarım, yol günlüğüm, oradan yazdığım mektuplar, aldığım notlar… Hadi küçük bir sır vereyim size, tam 44 yıl sonra gittiğim Sarıkamış’ın bende yarattığı hayal kırıklığı, gene bir o kadar zaman sonra gördüğüm Kars’ın yaşattığı burukluk…

                      

Evet, bunların her biri benim için başlı başına apayrı yazıların konusu. Çünkü ben oralara nice yıl sonra neler var göreyim diye gitmedim. Yani ne görmek istediklerimi, ne de nostaljik duygularımı “tazelemek” için yola çıkmadım.

Bir ân’ın tanıklığına yüzümü dönerek, bir anlatının izleklerinin nasıl kurulabileceğini de görerek, bu tanıklıklarımı da ona katarak yeni bir metin kurmak için yola çıktım. Siz de gidince, kuracağınız metin de sizinle gider ve başka bir şeye dönüşürsünüz birlikte. Burada iki taraftasınızdır; hem içte hem dışta, hem metinde hem de metin dışında. Kurmak için yola çıktığınızın bilincindesinizdir. Bir de neler görmek istediğinizin. Ama yolculuk öyle bir şeydir ki; her adım sizi farklı kıyılara çekebilir. Orada yeni tanıklıklar vardır, yeni insanlar, yeni yüzleşmeler, içsorgular ve yeni yerleri görmenin yeni zamanları yaşamanın imgesi…

Elimden düşürmediğim kalemim kadar fotoğraf makinem de bunun tanıklığındaydı. Bir de dostuma yazdığım mektuplar.

Size de şimdilik bu kadar yazabiliyorum sevgili kalemdaşım.

Evet, neler okuduğumu/neler yazdığımı merak ediyorsunuzdur eminim. Ama küçük bir ipucu size, eğer yola çıkmaya hazırsanız, şu kitabı önce okuyun, sonra da yanınıza alın: Gitmek/Yola Çıkış (Jean-Luc Nancy).

Sanırım şunu da göreceksinizdir orada, her yolculuk insanın kendi imgesidir biraz da. Üstelik dönüşsüzlükleri de içerir.

Sevgilerimle.

FA.

Not: Fotoğrafların tamamı Feridun Andaç’a aittir. Bizleri , kalemiyle harmanladığı kişisel sergisinde bir gezintiye çıkarıyor Öğretmenimiz bu kez…Çok teşekkür ederiz.

Saygılarımızla.

Hakkında Aycadısı

Merhabalar... Aslen Bursalı,İstanbul'da büyüyen,en sonunda da ANNE olabilmek için o koca, şişman,kart kentten arkasına bakmadan İzmir'e göç edip,her bişeye sıfırdan başlayan, cesur bir kocası olan,okuyup yazan,sanatın her haliyle ilgili bir yazma sevdalısıyım...Aynı zamanda da uslanmaz bir Romantik! Ve buradayım.Üretmek,paylaşmak ve fark yaratmak için. Şu an 12 yaşında olan oğlum Deniz'e ve güzeller güzeli tüm çocuklara daha güzel bir Dünya bırakabilmek için... Sevgiyi,saygıyı,hayatı,masumiyetin güzelliğini,sabrın erdemini ,paylaşmanın eşsizliğini soluyabilmek için... Buraya kadar okuduğunuza göre,şimdi birbirimize sarılıp,yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile yeni hazineler bulmak için keşfedilmemiş adalara yelken açıp,KORSAN'lığa birlikte devam edebiliriz. Sevgiylekalın!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat