Son Haberler
Anasayfa » Feridun Andaç » Feridun Andaç-Genç Meslektaşıma Mektuplar:(20)

Feridun Andaç-Genç Meslektaşıma Mektuplar:(20)

TAŞIYICI ZAMAN

Bursa, 10 Aralık 2017

Sevgili Kalemdaşım;

Orhan Kemal Sempozyumu için geldiğim Bursa‘da kalacağım dört günü planlarken, okuma/yazma defterlerimle kitaplarımı kendi çalışma zamanıma göre ayarlamıştım.

   

Nedir bu derseniz; gidilen /yola düşülen/uzak kalınan zamanları “Ev” in ötesinde başka zamanlar olarak nitelendirdiğimden, gitmenin ruhuna kendimi vererek başka okumalara/yazılara veririm kendimi. Bir de önümü/masamı açık tutarım.

Neden derseniz; gittiğim yerde “açık kitapçı”, “nöbetçi kırtasiyeci” olduğunu (düşünerek değil) bilerek hareket ettiğimden, yeni ama en uçlarda anlatılara, defter ve kalemlere açık tutarım kendimi.

Gelin görün ki; buradaki öncelikli işim Cuma/Cumartesi Orhan Kemal’di.

Salt düzenlenen sempozyumdaki kendi konuşmamı yeniden gözden geçirmek değil, dört oturumlu (ve bir açılış oturumlu), çok konuşmalı “Orhan Kemal Zamanı” na kendimi verebilmek için birkaç Orhan Kemal okumasına da döndüm bu iki gün boyunca.

En başta “İstanbul’dan Çizgiler” kitabı vardı.

Orhan Kemal’in romanları/öyküleri dışında anlattığı başka bir İstanbul gerçeğiyle bizi yüzleştirmesi hep ilgi odağında olmuştur.

Neden derseniz; bir yazarın yaşadığı kente bakma biçimi her daim önemlidir, bence!

Çünkü yazı adasının iki kurulma noktası vardır:

*Çocukluk

*Yaşanan kent

Çocukluk bir anlatıcı için her daim “yitik cennet” tir.

Yaşadığı kent/yer ise onun bütün zamanlarının aynasıdır.

Kitabı birlikte tasarlayıp çizgileriyle Orhan Kemal’in kenti gözlem/anlatma yolculuğuna katılan Ferit Öngören ‘in dile getirdiği şu gerçekliği önemsiyorum:

Orhan Kemal’in İstanbul’a bakışı ilgi çekici bir başkalıkta. Dolaştığımız yerler oysa gecekondulardır. İşte işçiler, taze köylüler, ezilenler diyoruz. Gene de kafasında değişik bir İstanbul geliştirmiş olduğu besbelli.

Kanıksama diyorum sonunda. Doğru mu bu? Baktım, Orhan Kemal’de çok yerli bir şaşırma yeteneği gördüm.

Sanırım bunun ne olduğunu daha iyi görebilmeniz için Orhan Kemal’e başlarken öncelikle bu kitabını, ardından da öykülerini; sonrasında da onun romancılığını var eden şu üç başyapıtını okumanızı öneririm:

* Bereketli Topraklar Üzerinde

* Murtaza

* Eskici Dükkanı

Size baştan sona Sempozyumu anlatacak değilim. Zaman ayırıp uzaklardan kalkıp gelmenizi isterdim. Hem böylece yüz yüze de görüşmüş olurduk.

Bu tür toplantılarda yüz yüzelik kaçınılmaz. Hem yazıp ettiğimiz arenadaki birçok insanla bir araya gelirsiniz, hem de okur-yazar kesimiyle buluşursunuz.

Bu konularda kendimi “sıkılgan” bulsam da; her türlü tanışma/konuşmaya açık dururum. Burada da duvarlarınızı örmeye devam edemezsiniz.

Ben ağırlıklı olarak Orhan Kemal’in “kurucu yazar” kimliği üzerinde durdum. Yapıtı/yaşamıyla getirdiği tanıklığı, kendi yüz yılındaki zamanın ruhuna yansıtma biçimini, nasıl bir edebi bellek oluşturduğunu anlattım.

Evet yeni yazmaya başlayandan, yazıda yol alan her yazı tutkununa Orhan Kemal gereklidir.

Sempozyumun kapanış konuşmasını yapan Adnan Özyalçıner‘in güzel bir tanımıyla; o,” edebiyatımızın ustabaşı” sıdır.

Sonra bu sürede kendime ayırabildiğim zamanlarda yeniden “Kardeş Payı” nı okudum. Onun öyküde neden hâlâ ustalığını koruduğunu bir kez daha gözledim.

Buyurun, size bir “ders” / “çalışma” konusu; bir yazar neden öncelikle bir yerin, o yerin insanının gözlemcisi kesilmelidir?

Sanırım bu konuda Orhan Kemal size çok şey söyleyecektir.

Üstelik “Orhan Kemal Öykü Ödülü” seçkisini okurken, Bursa Nilüfer Belediyesi’nin bu “yılın yazarı” etkinliklerinin nasıl bir birikimi ortaya çıkardığını da gözledim demeliyim.

Bu da, bence edebiyatta “Orhan Kemal aşısı” nın tuttuğunun bir göstergesidir.

Evet, sanırım, doğru söz de budur: Bir edebiyat gelenekle beslenerek, aşılanarak gelişebilir ancak.

Yazar, böylece hem zamanının ruhunu yakalayabilecek hem de yazınsal yeniliklere açık olabilecektir.

Burada kendi zamanıma döndüğümde ise o açık kitapçıyı (Ezgi Kitabevi’ni) ve nöbetçi kırtasiyeciyi gidip buldum.

Yeni defterler, kalemler, kitaplar…

Dönüp dönüp okuyabileceğim iki önemli kitaba göz attım alır almaz:

*Avrupa Romanı Üzerine On Bir Makale / Richard P. Blackmur

*Dünya Edebiyatı Bağlamında Modern Türk Romanı / Azade Seyhan

   

Yeni açtığım bir deftere “Taşıyan Bir Bakışı Olmalı İnsanın” ı yazmaya başladım.

Yağış yağmur demeden kalkıp metroya binerek Şehreküstü’ye gittim, yürüyerek Kapalıçarşı’ya, oradan da Kozahan’a uğrayıp mola verdim.

Bir dostuma iletmek üzere, o anın duyarlılığıyla kısa bir deneme yazdım: “Yağmur, Sen, Kestaneler ve Kırmızı Şemsiye “

Sonra büyük bir merakla “Wittgenstein ‘ın Metresi ” (David Markson) romanını okumaya verdim kendimi.

Beni bu kıyıya getiren “ustabaşı” mız Orhan Kemal’e Bursa Kozahan’dan şunu fısıldıyordum:

“İyi ki varsın Usta!”

Hamiş: Fotoğraflar Sayın Feridun Andaç’a aittir. Teşekkürler Öğretmenim.

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*