Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (38)
vapurlar

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (38)

KAYBETMEDEN YAŞAMAK…

Koru, 17 Ağustos 2018

Sevgili Kalemdaşım;

Yeni mekânımda yakamı bırakmayan, yani anlayacağınız, gecelerimin uyku zamanlarını giderek kaosa dönüştüren rüyalarımla baş edemediğimi görünce; uyuma ânlarımı daha da kısalttım. Hatta öyle ki; bazen çalışma masamda, kitap okuduğum, film izlediğim berjer koltukta ara uykulara kendimi vermeye başladım.

Ama, nafile!

Uyku neredeyse rüya da orada benim için!

Dün de rüyamda çantamı kaybetmiştim! Benim için çantamın kaybı kâbus ötesi bir şey.

Küçük bir yazı masasının alabileceği her şey çantamdadır.

Buna cüzdanlarımı, anahtarlarımı, kalem ve kartuş kutularımı da katarsam; sanırım yirmiyi, otuzu bulan obje/yazı çizi aracıyla çantam bana eşlik eder. Aslında bazen de benim ona eşlik ettiğimi söyleyebilirim!

Böyle bir çantanın rüyadaki kaybı kaos ötesi bir şey, evet! Neyse ki; tam en açmaz yerinde uyanıp kendimi rahatlatıyorum. Ama bunun bir öncesinde de sicim gibi yağan yağmurda araçla geçerken durakta Ahmet Altan’ı görüyorum. Durup durmamakta kararsızım. Elinde bir valiz var. ‘İçerden yeni çıktı,’ diyorum içimden. Ona aracın camını açıp baktığımı görüyor. Arkadan biri itercesine hızla geçiyor aracım. Utanıyorum bir ânda neden durup almadım, diye!

Bu da sanırım başka bir korku!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçenlerde Mehmet Güreli’yle rastlaştığımızda sormuştum, haber alabiliyor musun diye; “Silivri’ye gitmedim, ama kızı Sanem görüşüyor, onunla konuşup haberdar oluyorum,” demişti.

“Rüya Hayatım”, ya da “Rüyadaki Hayatım” diye bir kitap yazsanız neleri anlatırdınız?

Sanırım bunu konuşmuştuk sizinle. Ara ara rüyalarımı yazdığımdan da söz etmiş olmalıyım. Bazılarını bütün ayrıntılarıyla hatırlarsınız, ama bazıları daha uyanırken solup gider.

Marguerite Yourcenar’ın Rüya ve Kader, Adorno’nun Rüya Kayıtları’nı da hatırlatmıştım. Ama bu konuda Freud okumalarım beni yeterince “tatmin” etmiş olmamalı ki; başka okumalara ara ara dönüyorum. Özellikle Rüya Dedim Sana (Héléne Cixous) ile Rüya Mektupları (Asiye Hatun) benim için ilginç gelen kitaplardandı, rüyalarınızı yazmadan önce bunları okumanızı öneririm.

Çocukken rüya yorumları yaptırmaya bayılırdım. Annem, halam, anneannem illallah demişlerdi. Sonunda  “Rüya Tabirleri” kitabını bularak “sorun”u çözümlemiştim. “Sorun” diyorum, çünkü rüya ile başım ta o günlerden beri dertte!

Bir psikanalist dostum, “yazan biri için iyidir bu,” dese de; zihinsel yorgunluk ve çeşitlilik yanı hep düşündürmüştür beni.

ağaç ev

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bazen sorarım da kendime; rüya hangi “uyanık” yanımız acaba? Yoksa yunuslar gibi mi uyuyoruz? Yani uyurken beynimizin yarısı uyanık! Ve gözümüzün biri açık, düşünsenize!

“Rüya”ya döneceğim. Ama şu “kaybetmek” üzerinde durursak; şimdi okuduğum bir romanın (İnsan Dengesi, Margit Schreiner) kahramanı Sarah, anne ve babasını, üvey kardeşini aile içi şiddet sonucu kaybeder. Bundan bir süre sonra da kardeşi Noah intihar eder. Aile İsrail’e bir süre önce Avrupa’dan gelip yerleşmiştir.

20 yaşında “kaybeden” biri olarak karşımıza çıkan Sarah’ın öyküsünü, romanın anlatıcısı yazardan izlerken; gelip onlara katıldığı zamanın bir parçası olması bize onun kaybedenliğinin hayata bakışını nasıl etkilediğini de gösterir.

Sarah bir yerde anlatıcıya şunları söyler:

“Merkezini kaybedersen, o zaman bütün dünya çalkalanır… Bir ânda hiçbir şey yerinde kalmaz…”

Romanı adım adım okurken “Sahaf”/ The Bookshop filmi gelmişti aklıma. Tutkularının ardından giden birinin öyküsü vardı orada da. Bütün zorlukları aşarak istediği kitapçı dükkânını yaşadığı sahil kasabasındaki mekânında açan Florence Green, yöre insanının önyargısı/dar kafalılığı yüzünden kitabevini kapatıp bir kaybeden olarak kasabayı terk eder.

Doğrusu bunları size şunun için anlattım: Şu dile pelesenk edilen tutunamama hikâyelerinden vazgeçip, öykülerinizi artık “kaybetme” temasına daha geniş anlamda bakarak yazmanızı isterim. Ama önce bu kavramın sizdeki çağrışımlarını yazsanız, kendiniz için. Siz ne anlıyorsunuz bundan? Sizde ve hayatınızdaki karşılığı nedir bu kavramın?

Bilin ki yalnızca rüyada kaybetmiyoruz, en büyük kayıplarımız hayatın içindedir. Hele hele tutkularınızın ardından gidiyorsanız.

Okuyun Çehov’un “Üç Yıl” öyküsünü, orada da ne çok kaybeden çıkacaktır karşınıza.

Sahi, Çehov da bir kaybeden değil miydi?!

Sevgilerimle.

FA.

 

feridun andaç

Not: Fotoğraflar için çok teşekkürler Sayın Feridun Andaç…:))

Hakkında Feridun Andaç

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*