Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (36)

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (36)

KEDER İYİDİR , BESLER SİZİ! 

Yolda , 18 Temmuz 2018

Sevgili Kalemdaşım,

F-Andac         mektuplar

Mola yerinden yazıyorum size. Aşk ve erotizm ekseninde yazdığınız öykünüzü yola çıkmadan önce okudum. Size kâğıt üzerine düştüğüm notlarımı iletmeden şunları söylemek isterim: biten bir aşkı içselleştirerek anlatamadığınız gibi, yer yer pornografi ile bunu tetikleyen “şiddet” bu uzun öykünüze denk düşmüyor.

Yani kurmaca bir anlatıda yaşanmışlık hissini bakışınızı her şeye odaklayarak, “bakın neler yaşadım” dercesine, veremezsiniz.

“İyi edebiyat”ın nasıl yapılabildiğini gösteren bir olgu değildir yaşanmışlık. Gözlem, duygu, düşünce, sezgi, başka hayatların magmasını bir araya getiremezseniz “kötü”ye kapı aralarsınız.

Oysa naif bir konuyu yakalamışsınız, hele masumiyet izleğini güzelce betimleyen birkaç cümleniz o pornografik heyecana yenik düşmüş!

Taşrada sıkışıp kalmış genç bir kadının yeni göreve başlayan stajyer bir doktora olan aşkını çizdiğiniz o güzelim kasaba atmosferi gibi anlatabilseydiniz keşke. (Ah, keşke Çehov’u okuyabilseydiniz hissederek, nasıl yazdığını görerek.)

Yer yer birinden dinlenilmiş bir öykü izlenimini veriyor; ki Borges bunu sıklıkla yapar, olabilir de bu. Bir anlatıcı sürekli başından geçenleri anlatmaz. Dahası kuracağınız/kurduğunuz öykünün anlatıcısının kim olduğu önemlidir elbette. Ama bunun da anlatılanı taşıyan / kaldırabilen olması gerekir.

Hikâyesi olan biri (kadın veya erkek) size bir şey anlatabilir veya başından geçeni ya da kendisine dokunanı taşıyabilir. Sizin, burada öyküleştirilmeye değer ne bulduğunuz önemlidir. İşte bunu da içselleştirerek anlatmak için içduyularınızın sesine kulak vererek yazmanız gerekir. Ki, bence, bu da bir ayma ânıyla gelip yazanı/anlatıcıyı bulur. Yani başlangıçta öyle oturup tasarlamazsınız bir öyküyü. Yazarken biçimlenegelir. Bu yanıyla öykü yazmayı biraz şiir yazmaya benzetirim. Bir tınıyı yakalar, o hat üzerinde gidersiniz. Ve bir nefeste yazıp çıkarsınız. Ki, kısa öykü böyle yazılır benim gözümde.

Belki de sizin kısa öykü ile uzun öykü arasında gidip gelmeniz hem zorlayıcı olmuş hem de fazlaca bezeyerek erotizmi değil pornografiyi öne çıkarmışsınız.

Van Gogh vari bir resim çizeceğinize, Botticelli’ye özenmişsiniz adeta! İlle de kontürler net olsun ki, “cinsel aşk” belirginleşsin!

Ne yanılgı!

dünya almanya

Flu bırakacaklarınız öykünüzü güçlü kılabilirdi.

“Başkalarının acısına bakmak,” sözünü sıklıkla dillendiririm.

Eğer ki hikâyesi olan birini sevseydiniz, başkalarının hikâyesini nasıl anlatabileceğinize / kurabileceğinize daha da yakın durabilirdiniz.

İşte bu da hem duygu yoğunluğu hem de empati kurabilme derinliği gerektirir.

Gene de öteki kıyıya geçersek, yani şu “hikâyesi olan birini sevin”e, bir yazar için kaçınılmaz olandır bu. Ne derseniz deyin.

William Faulkner’ı okuyorum şu sıralar. Onun hayatına dair öyküleri, mektupları, biyografileri. Kendisi anlatmasa da, yaşadığı tutkulu aşkların öyküsü… Sanki onu yazının alevine atan da bunlar olmuş. Yazmak için aşka gitmiş demiyorum, aşka gittiği için yazısının ömrünü uzatmış, roman yazabilme fırınına sedir ormanlarını taşımış!

Bunu da geçen gün bir psikanalist dostumla konuşuyorduk, yaratıcılığın zihinsel süreçlerinde belirenin ne olduğuna dair ilginç, bilimsel gözlemlerini aktarmıştı. Beynin çıkardığı salgının duygu düşünce bileşiminde bir ivmeye dönüşebilmesi için “aşk” nesnesi olan bir imgeye yönelişten söz ediyordu dostum.

Onunla bu konuşmaya denk gelen öykünüz sonrasında ise, tutup şu kitabı okumaya yönelmiştim: “Aşk ve Şehvet Üzerine / Romantik ve Cinsel Duyguların Psikanalizi” (Theodor Reik). Bazı kitaplar öyledir, okunma zamanını beklerler. Kitaplığımda bir yerde duruyordu bu iki ciltlik yapıt. Oysa elim, yeni aldığım Edgar Morin’in “Yitik Paradigma İnsan Doğası”na gitmişti, kitaptaki “Delilik Kabiliyeti Olan Bir Hayvan” bölümünü okuyordum. Ama Reik’ın anlatısına geçince (ki, daha didaktik buldum onu), sizin öykünüzde kahramanınızın o “kendinden vazgeçme” halini yalnızca cinsellikte bulması bana çok kaba geldi.

Galiba yazarken yalnızca yaşanmışlığa sığınmak yetmiyor. Hele hele salt kendi deneyimlerinize…

Mutlaka başka şeyler de gerekli.

Nelerdir bunlar derseniz, inanın bir reçetesi yok bunun. Yaza yaza, okuya okuya, hatta yaşaya yaşaya buluyorsunuz tüm bunları. Bakın yazmak da, okumak da tıpkı yaşamak gibi bileşik kaplardan oluşuyor sevgili dostum.

Küsmeyin bana, kırılmayın. Ama öyle yazdığınız için biraz kederlenin. Keder iyidir, besler sizi; daha iyisini kurabilmek için bir sedir ormanı aramaya gidersiniz en azından. Şu an tıpkı benim yaptığımı yapar, bir başınıza ıssız yollara düşersiniz.

Sevgilerimle.

FA.

feridun-andaç

Not: Fotoğraflar için çok teşekkürler Sayın Feridun Andaç…:))

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*