korsan kalem korsan medya alanya Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (33) - Korsan Edebiyat
Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (33)
Ahlat Ağacı

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (33)

ARI KOVANI  OLABİLMEK! 

İzmir, 02 Haziran 2018

Sevgili Kalemdaşım,
Bugün, buradan size yazmak ağır gelecek sanki! Nedenini az çok kestirebiliyorsunuz…
Biraz önce Alsancak’taki sinemadan çıktım. Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filmini izledim.

Feridun Andaç         Feridun Andaç

Filmin bendeki yansılarını/izlerini birileriyle konuşmam gerekiyordu. İzlerken notlar almıştım gerçi.

Etkilendiğiniz bir şey üzerine hemen yazmak yerine birileriyle konuşmayı seçmeniz daha doğru. Hem o etki ile aranıza mesafe koyar, hem de duygularınızın dinmesini beklersiniz.

Ben de öyle yaptım.

Ceylan’ın ilk filmlerindeki yol arkadaşı, dostum Sadık İnce’yi aradım, film üzerine onunla uzun uzun konuştuk. İnce, Ceylan sinemasının ruhunu bilen, onun çalışma/düşünme yordamının neleri içerdiğine tanıklık eden biriydi.

Nuri Bilge’nin kendisini sinemaya nasıl adadığını anlatıp dururdu Sadık.

Bugün geldiği yer, aslında bu adanışının öyküsünü içerir.

Başarı dediğiniz şeyi size taşıyandır “adanış”. Bunun yanına tutkuyu, elbette ki çalışmayı da koymak gerekir. Bir işte, uğraşta yoğunlaşıp derinleşmek ancak böyle olabiliyor.

Seçtiğiniz uğraşın yolu sizden ne istiyorsa onu yapıyorsunuz.

Buna her şey, ama her şey dahil inanın. Bir göze alıştır bu da. Filmdeki uzun tiratlı bir sahneyi izlerken; yerel yazar Süleyman ile Sinan’ın konuşmalarını, doğrusu aklıma siz geldiniz.

Evet, Sinan öfkeliydi. Yazan, yolunu arayan her genç gibi. Ama soruları da vardı yazmak uğraşı ve yazın ortamına dair.

Kıyısında duran/yazıp eden Süleyman da öfkeliydi hayata karşı. Ama gençlere karşı da tahammülsüzdü. Biraz da kendi olma kibri… Onun öfkesinde taşrada/dışarıda kalmanın duruşu vardı. Bu biraz da Nuri Bilge Ceylan’ın söyleminin sorgusuydu. Taşra-merkez ilişkisi… Edebiyatta/sanatta kanonik yapı…

Yazıyı, edebiyatı her yerde ve durumda kurup edebilirsiniz, ama sinemada zordur. Zorun da zorudur. Gene de her ikisinde de nerede durduğunuz/nereden nasıl baktığınız önemlidir her zaman.

Feridun Andaç   Feridun Andaç

Kenyalı romancı Ngũgĩ wa Thiong’o’nun “Bir Buğday Tanesi” romanını okuyorum. Ülkesinin gerçeğine uzak/yakın bakışını Afrika’daki sömürgecilik sonrası duruma ayna tutarak yansıtıyor. Dahası o bakışını kurabilmek için dış’tan iç’e yolculuk yapıyor adeta.

Dış’tan dönüp geldiğinizde, her şey sizi sorgulamaya, eleştiriye iter. Ceylan’ın filminde de bu hem yönetmenin bakışında hem de kahramanının gerçekliğindeki olgudur. Yani insan hep Araf’ta kalıp yazıp yaratamaz. Gerçekliğinize, işlemek istediğiniz konunuza, anlatacağınız hikâyenize daha yakın durup anlatmanız gerekir.

Taşradan çıkıp gelerek dünyaya açılmak, gene dünya bilgisini/deneyimini bilip edinip öğrenerek oluşan bir şey. Yani salt orada durarak/kalarak var olmanız, kendinizi kanıtlamanız zor ötesi bir şeydir.

Sinan’ın dönüş öyküsü Türkiye gerçeğini anlatır bize. Camus’nün “Yabancı”sını okuyan genç adamın yaşam / varoluş sorgusu vardır, döndüğünde gördüklerindeki iğretiliğin / değişmezliğin / düşkünlüğün öfkesi…

O, aldığı “hiç eğitim”le Aile’ye döner. Aile de hiçleşmenin bin bir durumunu yaşamaktadır. Sinan’ın eğitimle bulamadığını dönüp orada bulması mümkün değildir.

Filmin finalinde babasının su kuyusu açmasına kaldığı yerden devam etmesi size de ilkten metafor gibi gelebilir. Ama insanın bir işin/uğraşın/hayatın kazıcısı olmaktan başka yolu olmadığını anlatır biraz da bize Ceylan.

“Ahlat Ağacı”, kökene/bir yere dönüş öyküsündense; biraz da insanın kendisiyle ve yaşadığı yerle/toplumla, ülkeyle, insanıyla yüzleşmesinin öyküsüdür.

Burada asıl dikkat etmeniz gereken bir şeyin de altını çizmek isterim: bu filmi çekmeye Nuri Bilge Ceylan’ı yönelten neydi? Yani onun derdi, meselesi neydi?

Siz, “iyi sahneler var” deyip geçenlere aldırmayın bence. Sinema yalnızca fotoğraftan ibaret değildir.

Ceylan’ın “mesele” olarak gördüğü her şey filmin içinde, her karesinde.

Not alırken es geçtiğim, gözümden kaçan birçok sahneyi yakalamak için filmi bu kez dönüşte yeniden izleyeceğim.

Sanırım buna da değer.

Ahlat Ağacı Feridun Andaç

“Ahlat Ağacı” metaforunun neden sizi çağrıştırdığını da bir sonraki mektubumda anlatırım sanırım.

Uruguaylı devrimci siyasetçi José Mujica, siyasi arenadaki yolculuğundan söz ederken, “Aslolan, bir kovan çubuğu değil, bu çubuğun çevresinde oluşup büyüyen ve tüm verimini bize sunan bir arı kovanı olabilmektir,” diyordu. “Ahlat Ağacı”nı izlerken biraz da bunu hatırlattı bana Nuri Bilge Ceylan… Adım adım nasıl bir arı kovanına dönüştüğünü…

Adanış, tutku, bağlılık, sabır, çalışma… Sanırım sanat yolunu seçenlerin yaşam felsefesi bunlardan geçiyor!

Sevgilerimle.

FA.

Not: Yazıda kullanılan tüm fotoğraflar Sayın Feridun Andaç’ın objektifindendir. Teşekkürler Andaç Hoca’m…:))

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

izmit edebiyat konya edebiyat kocaeli iir adana resim sakarya sanat