Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (32)
KENDİ SESİNİ BULMAK

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (32)

KENDİ SESİNİ BULMAK

Mudanya, 21 Mayıs 2018

Sevgili Kalemdaşım,

Buradan denizi aşıp başka bir kıyıya geçince, bir ânda ülke değiştiriyor gibi oluyorsunuz!

Size şu ân dış manzaralara bakıp gördüklerimi anlatacak değilim. Yazsam, hak vereceğinizi sanırım. Gene de başımı kaldırıp ötelere bakmadan yolculuk boyunca önümdeki küçük masaya kapandım adeta. Defterim, kitabım, kalemlerim. Ara ara pencereden deniz sonsuzluğunu seyretmek… Dalgaların kıvrımına bakarken her ân yunusların çıkabileceği duygusuna kapıldım nedense!

Feridun Andaç Fotoğrafları    Feridun Andaç Fotoğrafları

Zihnim ise biraz geceki filmdeydi. Sanırım size hiç söz etmedim Salinger’den. Belki “Rebel in the Rye” filmini anmış olabilirim. Ama Salinger üzerine yapılan bu belgesel (Yönetmen: Shane Salerno), beni yeniden Salinger anlatılarına döndürdü. Lisede elimden düşürmediğim, Adnan Benk çevirisi “Gönül-Çelen”i gene önüme almıştım. Yani sizin bildiğiniz “Çavdar Tarlasında Çocuklar”.

Doğrusu belgeseli sürekli not tutarak izlediğim için, Salinger’in diğer kitapları da (“Titrek Bacanak”, “Franny ve Zooey”, “Dokuz Öykü”, “Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour Bir Giriş”) elimin altındaydı. Benim için biraz ders dinler gibi bir izlemeydi aslında. Bu da ister istemez yeniden o ilk filme döndürdü beni.

Dünya edebiyat tarihinde sanırım enderdir Salinger vari bir yazınsal yaşam. Hatta onun yazdıklarının etkisi, yazar kimliğini saklı tutma, ortada görünmeme öyküsü…

Belki de ona dair tüm bilinen/bilinmeyenlerin birçok yönünü gösterdiği için film benim için çekici, anlamlı geldi.

Oysa Amerikan edebiyatında benim başlangıçtan beri gözdem olan yazarlar sizin de bildiğiniz Steinbeck, Hemingway, Jack London, Melville, O. Henry, Faulkner… Daha daha sonraları John Cheever, Sherwood Anderson, Carson McCullers, Flannery O’Connor, Raymond Carver…

Salinger’da başka bir şey var. Okuyunca geçmeyen bir anlatıcı. Asıl sizde bıraktığı izlere dönersiniz sonradan.

Galiba kendi sesi olan yazarların en belirgin özelliklerinden biri de budur: okuru/nu hep yanı başında tutmak.

Bunu da yazarın kendisini yazısının/anlatısının magmasına yerleştirmesiyle gerçekleştirebileceğini söylemek isterim.

Yani: Yaşanmışlık başat öge. Hissederek yazmak, bildiğini yazmak, yaşadıklarından yola çıkarak, tanıklıklarının ruhuna yansıyan yanlarını kendi sesine katmak…

Feridun Andaç Fotoğrafları         Feridun Andaç Fotoğrafları

Okuduğum, artık bence bir romana dönüşmeyi bekleyen anlatınızın bana Salinger’i çağrıştırdığını düşündüğüm için bu mektubu yazıyorum size. Aslında buna üst üste geldi de demeliyim.

Belgeselde bir cümle vardı; Salinger bu romanını on yılda yazdı ama otuz yıllık ömrünü taşıdı oraya. Yani bir bakıma da “kült yapıt” diyebileceğimiz şey böyle oluşur. Bir de elbette hep yinelediğim: adanış.

Salinger’in ömrünü “yazıya adanış” olarak görebiliriz. Ve biri sizden istemez bunu; siz ister, böylesi bir hayatı da seçer biçimlersiniz. Onun hayatına giren kadınlar bunu yeterince anlayamadığı için de münzeviliği ve melankolik bir hayatı seçmiştir.

Bilin ki, öylesi bir hayat asla kıyısında durulan bir hayat olamaz, ancak yaşanabilir. Belki de sizin de en temel açmazınız bu. Her şeye iğreti bakmanız, bir yerde/bir şeyde kökleşememeniz, yazıyı hayatınızın merkezine yerleştirememeniz. Bu kararsızlığınızın neden/niçinlerini ancak düşünerek, sorgulayarak aşabilirsiniz.

Sıklıkla duyarsınız benden: Aslolan yaşamda ne istemediğini bilmek.

Anlıyorum roman yazmak istiyorsunuz. Ama aynı anda hem bahçıvanlık yapıp hem de fırında ekmek pişiremezsiniz.

Salinger’i bir adanmışlık örneği olarak o nedenle veriyorum.

Evet, Salinger “kayıp kuşak” sonrasının en özgün yazarlarındandır. Ama bugün aşıldığını düşünürüm gene de. Bu da onun yazarlık/yaşam deneyiminden etkilenemeyeceğimiz anlamına gelmemeli. O, bize, bir yazarın kendi sesini nasıl bulabileceğini ve adanarak nasıl yazılıp yazar olunabileceğini gösterir. Bence, belgeseli ve filmi salt bu açıdan bile izleseniz size çok şey anlatır.

Feridun Andaç Fotoğrafları     Feridun Andaç Fotoğrafları

Geçenlerde yenisini açtığım öykü notları defterime Salinger yeni yazılar ekletti. “Zamaniçi Öyküleri” adını verdiklerime denk gelen izleri yakalamamı sağladı belgesel.

Bir şeyi yaşar, etkilenirsiniz. Ama oturup bunu yazmazsınız. Bunun sizin algınızda açtıklarına döner bakar, hisseder, oradaki öykülenebilecek olanı bulur/seçer oturur yazarsınız. Bence bu roman için de öyledir az çok.

Açın Salinger’in “Esmé İçin –Sevgi ve Yoksunlukla”, “Seymour Bir Giriş”, “Fanny ve Zooey” anlatılarını ve elbette ki “Gönül-Çelen”ini o gözle okuyun; dönüştürerek, kendi sesini yaratarak yazmanın ne anlama gelebildiğini göreceksinizdir eminim.

Yazdığınız ilk kopyada gözlediğim kendi hayatınızı/yaşadıklarınızı birebir çağrıştıran pasajların olması.

Kendini saklamayı ad/yer/zaman/mekân değiştirerek görmeniz ne yanılgı! Oysa ancak bunu yepyeni bir ruh/bakış yaratarak sağlayabilirsiniz.

Belki de salt bunları bize gösterdiği için bile Salinger her dem okunmalı.

Şimdilik bu kadar.

Önümde, umarım bir sonraki mektubumda sözünü edebileceğim bir başka okuma var, şimdi ona devam etmek istiyorum.

Feridun Andaç Fotoğrafları Feridun Andaç Fotoğrafları

Sevgilerimle.
FA.
Not: Fotoğraflar, sevgili Feridun Andaç tarafından çekilmiştir.
Teşekkürler Öğretmenim…

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*