Son Haberler
Anasayfa » Feridun Andaç » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar : (23)

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar : (23)

ÇEHOV’UN  BULUŞTURDUĞU BAKIŞ

Alemdağ , 20 Ocak  2018

 

Sevgili Kalemdaşım,

Çehov’a her dönüşte yeni bir yolculuğa çıkıyormuş gibi hissederim kendimi. Onun yazıp anlattığı coğrafyanın, insan ruhunun gezgini kesilirim.

Bilirsiniz, bazı yazarlar/yapıtlar insanların hayatına erken yaşlarda girmeli. Ve bazı duygular da öyle. Ama öyle şeyler de vardır ki, bazen yıkıcılık taşır. Örneğin çocuk yaştaki yitikler. Burukluklar, kaybetmeler, yıkıntılar…

Evet, kimi zaman bunlara “burukluk” der geçeriz.

İşte edebî belleğin oluşumunda hem bu erkenlikler, hem de tanıklıklar esastır sanki!

Zaman zaman bunları “erken keşfediş” / “erken büyüme” olarak da adlandırdığım olur.

Geçen gün, kardeşim, Aralık 1973’te İstanbul’dan kendisine yazdığım bir mektubun kopyasını iletmişti. Birbirine eklenmiş upuzun bir kâğıt dizisi. Sanırsınız ki rulo yapılacak! Destan gibi yazmışım da yazmışım. 19 yaşın masumiyeti, kopuşun ve yalnızlığın kendilik hali… Mektubumu sonuna kadar okuyamadım. Oradaki ben değildim artık. Nostaljiyi de pek sevmediğime göre… Galiba kendimle yüzleşmekten de ürktüm. Ama şunu iyi biliyordum ki, yazmaya mektuplar yazarak başlamışım aslında! Birçok yazarın yazı dünyasında mektup başlama noktasıdır.

Eğer o yaşımın tanıklığı/yaşanmışlıklarına dair bir öykü yazıp anlatsaydım, bu duyguya kapılmazdım. Çünkü yaratısal bir anlatıya geçtiğinizde kendinizden uzaklaşıyorsunuz. O ân içinizdeki ses de başkalaşıyor.

Sanırım Sait Faik gibi Çehov ile Gogol’ü de erken yaşlarda keşfetmem; hatta buna John Steinbeck, Dostoyevski, Yaşar Kemal, Halikarnas Balıkçısı’nı da eklemem gerek; bana yazı duyarlılığı kadar, anlatma biçimlerini de aşıladı. Evet, aşıladı diyorum; çünkü öykücükler, denemeler yazmaya ortaokul sıralarında başladım. Okuyup etkilendiğim yazarların metinlerinden beğendiğim pasajları defterime yazıyordum. Üşenmeden hem de! Öyle ki bazen bir öyküyü tam yazdığımı, bir romandan bölümü olduğu gibi aktardığımı hatırlarım. Ki bunların başında Çehov gelir. Etkilenme ve taklit sanatın özünde var. Bir ustadan el alarak geliştirebilir insan kendini.

Şimdi Çehov Hatıraları (Peter Sekirin) kitabını okurken Çehov’lu zamanlarım düştü aklıma, size de bundan söz etmek istedim.

Çehov, bir başına benim için okuldur.  Bir gün, Oktay Akbal ile onun bu yanını konuşmuştuk uzun uzun. 1950’lerde Irene Nemirovsky’nin Çehov’u anlatan Bir Yazarın Romanı’nı da bu yüzden çevirdiğini söylemişti. Akbal, Çehov’un bir görüşüne dayandırarak şunu demişti o gün: Öykünün kısası uzunu yok, öykü öyküdür.

Zamanla, Çehov’da gördüğümün yanıtını/açıklamasını Ignaty Potapenko’nun şu satırlarında görmek beni sevindirdi desem size:

“Çehov her daim sakin ve soğukkanlı bir insandı ve başkalarıyla arkadaşlıklarında çoğunlukla çekingendi. İç dünyasını başkalarının dikkatli bakışlarından korumaya çalışmak için demir bir zırh giyiyor gibiydi. Bu, gizemli görünmek isteyen birinin bilinçli gizliliği değildi. Bu farlı bir mizaçtı. Çehov’un karakterinin bu yönüne bir açıklama bulduğumu düşünüyorum. Bana, hayatının her ânı edebî yaratmaya adanmış görünüyor. Uyandıktan uyuyana kadar geçen her ân edebî eserler yaratmaya, durmaksızın çalışmaya adanmıştı.”

Adanmak, evet!

Adanmadan yazmak ne mümkün! Adanmadan bir şeyi sevmek, bir işe uğraşa bağlanmak… Bu, hayatınızın merkezinde yer almasıdır onun. Ve onsuz edemeyeceğinizin adeta göstergesidir.

Gene Potapenko şunu söylüyordu:

“Belki bu çalışma o zamanlar bilinçaltındaydı ama yine de içinde ilerleyen süreci hissediyordu. Bu epeyce derin, şahsi bir yaratım süreciydi. Mahremiyetine dikkat etmek başkalarından daha sıkı takip ettiği bir kuraldı. Öykülerini başkası varken yazamazdı.”

Kendinizi sırlayamazsanız yazamazsınız, üstelik ortanın malı olursunuz her şeyinizle. O nedenle derim ki her yazarın bir yeraltı hayatı olmalı, bir de duvarları.

Yazdığınız üzerine konuşmak yerine, neyi nasıl okuduğunuzu; yazma uğraşının nasıl biçimlene geldiğini, yani sizin deneyiminizi aktarmanızın daha doğru olabileceğini düşünürüm. Eğer oturup yazdığınızı açıklıyorsanız, demek ki orada eksik/aksak/yapamadığınız bir şey var.

Çehov’un mektupları, Çehov’lu anılar onun nasıl yol/yön gösterici olduğunu, ne tür aşı yaptığını gösterir bize.

Onun bir Tolstoy için söylediğini kendisi için de söyleyebiliriz;

“Çehov hepimiz adına çalışır. Eseri insanların edebiyattan beklentilerini haklı çıkarır.”

Yazıya kendini adamış bir yazar, siz uyurken, aylaklık ederken çalışandır. Çehov bunun güzel örneğidir. Buyurun size bir başlama noktası.

Sevgilerimle.

FA.

Not: Fotoğraflar Sayın Feridun Andaç’a aittir. Teşekkürler Öğretmenim.

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*