Anasayfa » Araştırmalar » DOSYA/ MARQUEZ

DOSYA/ MARQUEZ

Benim Hüzünlü Orospularım ve Gabriel Garcia MARQUEZ

Bu 110 sayfalık novellanın yorumuna geçmeden önce bana sık sık düşündürdüklerinden bahsetmeliyim size. Çocukluğu ve gençliği müthiş bir imgeleme sahip olan, Büyükannesi ve onun anlatıları ile geçmiş, Yüzyıllık Yalnızlık romanı ile 1982’de, Nobel Edebiyat Ödülü‘nü almış, bir Masalcı’dan söz edeceğim zira. ‘Büyüklere Masallar‘ yazan hem de…

ANLATI; insanoğlunun en büyük ihtiyaçlarından biri bana göre. Okuruz, yazarız, dinleriz, duyarız, görürüz… Bunların hepsi tamamen kişiseldir. Oysa etkilendiğimiz bir oluşu, öyküyü ya da miti ancak anlatırsak, aktarmış oluruz. Çoğalırız kısacası. Bunun için kullanacağımız yöntem bize kalmış. Yöntem dediğimde öyle özeldir ki işte GABO gibi, büyülü gerçekliğin eteklerinde dolaştırır biz okurlarını. Kah aşırı sıcaktan masanın üzerinde eşyalar havalanır, kah çamaşır asarken semaya uçulur….

Asıl hüner; masalsılığın içinde olmazsa olmaz Latin Amerika’nın acı gerçekleridir. Dünya okurlarını ikiye ayırıyor Marquez. Batılı-Kuzeyli (Merkez Dünya) okurlar, Doğulu-Güneyli (Öteki Dünya) okurlar.

‘Batılı okur için yazdıklarım fantazyadır. Daha öteye gitmez. Ama benim gibi Doğulu Okur için durum çok farklıdır. Zira Doğulu okurun içinde olduğu ekonomik şartlar, ülkelerdeki kaos, kenar mahalle kültürü alabildiğine fazladır. Bu nedenledir ki; merkez dünyanın gerçeklik algısı, domates ve yumurta fiyatlarıyla sınırlıdır. Yoksulların dünyasındaysa, dil, kendiliğinden, doğal olarak eğretilemeye, metafora, imgeye, duyuya yönelir. Bu, kurgu ya da fantazya değil; doğrudan doğruya gerçekliğin kendisidir. Kartezyen düşünceyle ‘disiplin-dışı’ düşünce arasındaki fark da diyebiliriz buna.’

Fantazya ile İmgelemin savaşına çanak tutar Gabo aslında. Bunu yaparken de Latin Amerika’yı deşifre etmekten kaçınmaz. İrrasyonel (Akıldışı) anlatılarını/eserlerini okumaya başladığınızda ,tarihi bilgilerle donanırken, bir bakarsınız Kolombiya’daki, genelev mahallelerinden birinde pazarlık eden insanları dinliyorsunuz!

    

Roman hakkında:

Çoğu mite göre kahramanı kendisi olan ‘Benim Hüzünlü Orospularım’ novellasının kısa öyküsünü bırakayım şuraya: Birinci Tekil Şahıs yani anlatıcı iyi eğitim almış, şımartılarak büyütülmüş biridir. Ailesiyle geçirdiği yılların ardından ebeveynlerini kaybetmiştir ve tam 58 yıldır, onlardan kalan evde yalnız yaşamaktadır. Liseden sonra az bir süre Öğretmenlik yapmış fakat daha sonra uzun yıllar yapacağı Gazetecilik’de karar kılmıştır.

Etliye sütlüye dokunmadan, kimselere tutkuyla yaklaşmadan, özünü inkâr etmiş bir Kolombiyalı’dır. Bile isteye hayatına hiçbir şekilde duygusal bağ kurabileceği bir kadını ya da adamı dahil etmemiştir. Birlikte olduğu kadınların çetelesini tutar. Onları hiç önemsemez ve yüzlerini hatırlamaz. Parasını öder… O kadar.

Yaptığı işi ciddiye alır ve 90 yaşına yaklaştığı günlerde bile her Pazar makalelerini yazıp, gazeteye yollar. Doğum gününün yaklaştığı sıralarda kendisine bir armağan vermeye karar verir. Daha önce ‘Yılın Müşterisi‘ unvanını almasında büyük katkıları olan Rosa Cabarcas‘ı arayarak, bir bakire ile birlikte olmak istediğini söyler. Rosa onu kırmaz ve 14 yaşında bir yeniyetmeyle, anlatıcıyı buluşturur.

  

“Berber usturasıyla tıraş oldum, duş almak için borularda güneşten adamakıllı ısınmış suyun ılınmasını beklemek zorunda kaldım, havluyla kurulanma çabası bile yeniden terlememe neden olmuştu. Akşam yaşayacağım maceraya uygun tarzda giyindim: beyaz ketenden takım elbise, yakası kolayla kaskatı ütülenmiş mavi çizgili gömlek, Çin ipeğinden kravat, saf çinko oksidiyle gıcır gıcır parlatılmış botlar, kösteği yaka deliğine tutturulmuş saniyeli altın cep saati. En sonunda da boyumun neredeyse bir karış kısaldığı anlaşılmasın diye pantolonumun paçalarını içine kıvırdım… Yatağın altına ittiğim tasarruf sandığımdan oda kirası için iki, genelev sahibesi için dört, kız için üç, akşam yemeğim ve daha başka ufak tefek harcamalarım için de yedek beş peso çıkardım. Yani gazetenin pazar yazılarım için bana bir ayda ödediği on dört pesoyu. Parayı kuşağımın arasındaki gizli bir cebe sakladım ve Lanman&Kemp-Barclay Co. Firmasının Florida Kolonyası’nı püskürteçle üstüme başıma sıktım.”

Buluşacakları odaya girdiğinde, kıza kediotu içirilmiştir ve baygın bir halde uyumaktadır. Hiçbir buluşmada asla birbirlerinin yüzünü görmezler, sesini duymazlar. Anlatıcı sabahlara kadar kızın başında oturup, onun saçlarını okşar, öyküler anlatır, şiirler okur, şarkılar dinletir.

Uzun geceler boyu, hayatı boyunca MAT bir adam olduğunu, ölümü halinde soyunun tükeneceğini, etken değil hep edilgen bir tavırla hayattan istediklerini hiç alamadığını da sorgular. Hayata yeterince asılmadığına ve hırslanmadığına karar verir. Ölüm korkusu ağır bastıkça -daha fazlası- için savaşmadığına içlenir. Delgadina adını verdiği kız aslında onun imgeleminde ölüme karşı bir ayaklanmadır. Hayata karşı bir başkaldırıdır. Ona öyle çok anlamlar yükler ki kendi sorgulaması içinde kaybolurken, kıza duyduklarının adı AŞK olur. Hayal kurmayı, heyecanı, kalp çarpıntılarını, yaşama isteğini hatta kıskançlığı keşfeder. Yaşadığı kendi içinde uzun bir sorgulama süreci ve yolculuktur aslında. Bu yolculuğun ana imgesi ve tetikleyicisi de Delgadina olmuştur.

Kolombiya’nın tarihsel, sosyo politik ve ekonomik şartlarını öyle güzel serpiştirmiştir ki okurken dönem yolculuğu yaşar ve aynı zamanda izlersiniz…Zira, sayfadaki anlatılar gözünüzde canlanıverir. Çalıştığı gazetenin patronundan bakın nasıl bahsediyor?

“Yirmi dokuz yaşını yeni bitirmişti, beyaz kadın ticaretiyle servet yaptıktan sonra deneysel yoldan gazeteci olan ve ömür boyu birinci başkanlık yapan büyükbabasından farklı olarak dört yabancı dil biliyordu, uluslararası alanda üç master yapmıştı. Yol yordam bilirdi, şık giyimli, serinkanlı diye tanınırdı, kusursuzluğunu tehlikeye atan tek şey yapmacıklı ses tonuydu. Yakasında canlı bir orkideyle her zaman spor ceket giyer her giydiğini sanki doğal yapısının bir parçasıymış gibi yakıştırırdı, ama ondaki her şey, sokaktaki iklim için değil, bürosundaki ilkbahar için yapılmıştı sanki. Giyinmek için neredeyse iki saatimi harcamış olan bense yoksulluğun rezilliğini hissediyordum, öfkem büsbütün artmıştı …. “

Kısa… Kısa…

* GABO, anlatılarını yazarken bambaşka kültürlerden gelen diğer yazarlarla akrabalık kurmaktan kaçınmaz. Selam gönderip almayı çok sever. Örneğin bu novellasını yazarken, Yasunari Kavabata‘nın Uyuyan Güzeller Evi (Uykuda Sevilen Kızlar) romanından çok etkilendiğini gizlememiş ve satır aralarında Kavabata’yı selamlamıştır.

*Günde 6 paket sigara içen Gabo, anlatılarını yazıya çevirmek için aylarca ortadan kaybolup, yüzlerce sayfayla geri döndüğünde, ilk baskıları yapılan kitapları ancak ailesinin o yokken edindiği borçları ödemeye yetmiştir.

*2014’de, 87 yaşında, Meksika’da ölen Gabo bu novellasını 76 yaşında tamamlamıştır.

*Yüzyıllık Yalnızlık romanı 20. yy ‘ın romanına karşılık gelir. Latin Edebiyatı için bir Manifestodur. Umberto Eco’nun şaheseri Gülün Adı‘na da yataklık eder. Gabo nasıl ki Latin Amerika tarihini bu romanına taşımışsa, Eco da Orta Çağ üzerinden Avrupa Tarihi’ni anlatmıştır.

*Benim Hüzünlü Orospularım‘ın yazımı tamamlandığında, yayınevi romanı basmak için matbaaya verdikten çok kısa bir süre sonra, eser sızdırılır. Korsan yayıncılar çoktan basmışlar ve tezgahlara dağıtmışlardır. Duruma çok sinirlenen Gabo, basımı durdurur ve yeni bir SON yazar. Uzun bir süre korsan yayıncılar ile savaşır. İşin ilginç tarafı korsanların iddiasına göre Gabo, romanın orijinalliğini bozmuştur!!!

Kitaptan:

* “Ne yaparlarsa yapsınlar, kimseler ettiğin dansları senden alamazlar.”

* “insanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksız.”

* “Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir.”

Not: İçindeki çocuksu coşkuyla, aydın ve ilerici Büyükbabayı harmanlayarak anlatılarını kağıda döken Gabriel Garcia Marquez’in, gerçekliği kendinden gelen, büyülü dünyasına konuk olmak isterseniz: Okuyunuz…

Sevgiylekalın.

Hakkında Aycadısı

Merhabalar... Aslen Bursalı,İstanbul'da büyüyen,en sonunda da ANNE olabilmek için o koca, şişman,kart kentten arkasına bakmadan İzmir'e göç edip,her bişeye sıfırdan başlayan, cesur bir kocası olan,okuyup yazan,sanatın her haliyle ilgili bir yazma sevdalısıyım...Aynı zamanda da uslanmaz bir Romantik! Ve buradayım.Üretmek,paylaşmak ve fark yaratmak için. Şu an 12 yaşında olan oğlum Deniz'e ve güzeller güzeli tüm çocuklara daha güzel bir Dünya bırakabilmek için... Sevgiyi,saygıyı,hayatı,masumiyetin güzelliğini,sabrın erdemini ,paylaşmanın eşsizliğini soluyabilmek için... Buraya kadar okuduğunuza göre,şimdi birbirimize sarılıp,yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile yeni hazineler bulmak için keşfedilmemiş adalara yelken açıp,KORSAN'lığa birlikte devam edebiliriz. Sevgiylekalın!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*