Anasayfa » Edebiyat » YOLCU

YOLCU

Ağır adımlarla, sırtında bir çantayla evden çıktı. Bir yere yetişmek gibi bir derdi yoktu. Durağa doğru yürüyordu. Otobüs durağı evine iki dakikaydı. Gelen ilk otobüse binecekti. Öyle karar almıştı. Durağa geldi ve beklemeye başladı. Yaklaşık beş dakika sonra mavi bir otobüs göründü. Binecekti. Arka koltuklardan birine geçti. Yine cam kenarındaydı. Uzayıp giden yolu izliyordu, izliyor gibiydi. Birkaç durak sonra yanına genç ve güzel bir kız oturdu. Hiç bilmediği, tanımadığı bir insanla yolculuğu başlamıştı…
Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor; kimileri iniyor, kimileri biniyor… Kendi hâline güldü. Onda hız kavramı yoktu. O sadece düşünüyordu. En iyi yaptığı iş buydu çünkü. Düşünmekten öteye gidemiyordu, bunun farkındaydı üstelik. Ama olmuyordu, başka hiçbir şey yapamıyordu.
Genç kız, “duracak” düğmesine bastı, otobüsten indi, adımları hızlıydı. Birinin onun peşinden geldiğini fark edemedi.
Genç kızın arkasından yürüyordu, etrafına aldırmadan. Çevreye dikkat etmiyor gibiydi ama her şey belleğine kazınıyordu. Bir sokaktan saptı kız. Nereye gidiyordu acaba? Büyük bir meydan gördü, güvercinlerle dolu. Yüksek yüksek binalar, kafeler, insanlar, insan yığınları… Genç kız bir binaya girdi, önce neresi olduğunu anlamadı. Kafasını kaldırdığında bir hastahane binası olduğunu anladı. Hastaydı. Demek ki genç kız hastaydı. Çok sağlıklı görünüyordu oysaki…
Binaya girmedi. Çıkmasını bekleyecekti. Neden onun peşinden gelmişti? Sonra yeniden güldü; yapacak başka bir şeyi yoktu ki. Sadece onu bekleyecekti. Yine düşünmeye başladı. Bu kuşlar özgür müydü? Hayır, hayır! Kesinlikle özgürlükleri ellerinden alınmıştı. İnsanlar, onlara yiyecekler vererek kendilerine bağlamışlardı. Özgür değillerdi. Acıdı. Zaman geçiyordu, o düşünüyordu.
Uzun bir süre sonra kızın binadan çıktığını gördü. Ona doğru yürüyordu kız. Adımları yavaştı artık. İyice yaklaştı ve ona yakın bir yere oturdu. Aslında genç kıza bakmıyordu ama görüyordu.
-Ne zaman öleceğini biliyor musun? diye sordu kız.
Aman Allah’ım! Bu nasıl bir soruydu! Onu tanıyor muydu? Yoksa onu fark etmiş miydi? Hayır, hayır fark etmesi imkansızdı. Bir kez olsun ona bakmamıştı kız. Konuşmasını sürdürdü:
-Ben biliyorum.
-…
-Hızla yaklaşıyor, görüyorum.
Cevap veremedi. Kafasını kaldırıp ona bakmakla yetindi. “Ne zaman öleceğini biliyor musun?” Bu ne demekti? Onunla konuşmasına mı şaşırmalıydı yoksa bu soruya mı?
-Ondan kaçmak gibi bir çabam yok. Ne zaman öleceğini bilseydin ne yapardın?
Yere bakarak konuşuyordu genç kız. Dönüp bakmıyordu bile. Gülümsedi sonra:
-Çok klişe bir söz oldu değil mi? Ama gerçekten, ne zaman öleceğini bilseydin ne yapardın?
Susuyordu. Allak bullak olmuştu düşünceleri. “Ne zaman öleceğini biliyor musun, bilseydin ne yapardın?” Anlamıyordu, anlayamıyordu. “Allah’ım bunlar nasıl sorular” diye düşünüyordu. Ağzını bıçak açmıyor, açamıyordu. Genç kız döndü ve ona baktı. Sonra yavaşça ayağa kalktı:
-Evime dönmem gerekiyor! Anlıyor musun? dedi sessizce.
Cevap vermedi. Tekrar yankılandı kulağında: “Evime dönmem gerekiyor! Anlıyor musun?” Yanından geçti kız, evine dönecekti…
Yalnız kalmıştı yeniden. “Ne zaman öleceğini biliyor musun, bilseydin ne yapardın, anlıyor musun?” Yankılanıyordu kulağında tüm sorular. “Bu bir şaka mı” diye düşünüyordu. Sahi hiç öleceğini düşünmemişti. Ölmek… Daha gençti. “Hayır, şimdi bunu düşünmenin bir anlamı yok” dedi. “Nereden geldim buraya! Ne saçma!” diye düşündü. Kalktı yerinden, eve dönecekti. Yeniden bir yankılanma: “Evime dönmem gerekiyor! Anlıyor musun?” Dönmesi gereken evi neresiydi…?
Düşüne düşüne durağa gitmişti. Nasıl gittiğini kendisi de anlamamıştı. Yine arka koltuklardan birine geçti. “Ne zaman öleceğini biliyor musun? Ben biliyorum…” Anladı. Ölüm, yaşa bakmıyordu. “Ne zaman öleceğini bilseydin ne yapardın?” Cevap aramaya başladı. Ama ölüm çok uzak geliyordu ona. Bir türlü kabullenemiyordu. “Hızla yaklaşıyor, görüyorum…” Genç kız ölecek miydi? Kalbinde bir acı hissetti. “Öleceğimi bilsem neler yapardım?” diye düşünmeye başladı. “Ama ne zaman öleceğimi bilmiyorum” dedi. “Ya çok geç olursa?”
Sahi;
Ne zaman öleceğini bilseydin ne yapardın? Çok geç kalma olur mu..?

Hakkında Misafir

2 yorum

  1. Ben söyleyeyim: Avazım çıkana kadar af dilerdim.

  2. bu yazıdan sonra bu soruya dair aynı cevabımın daha net olduğunu anımsadım…