Anasayfa » Feridun Andaç » Feridun ANDAÇ/ Genç Meslektaşıma Mektuplar : (26)

Feridun ANDAÇ/ Genç Meslektaşıma Mektuplar : (26)

YOL ARKADAŞI OLMALI İNSANIN

Ankara , 23 Şubat  2018

Sevgili Kalemdaşım;

Yolculukların bir insan için, dahası yazan/düşünen/okuyan meraklı bir insan için anlamından söz eder dururum. Bir araya geldiğimizde de sıklıkla konuştuğumuzdur. Hatırlarsınız unutarak yaşar, giderek ve hatırlayarak yazarız derim.

Bir şey daha var ki, insanın yaşamında yol arkadaşı olmalı. Yazarken, okurken, yaşarken…

Seçimlerimizdir bizim yaşama rotalarımızı belirleyen. Bizleri oraya taşıyan düşler/düşünceler öyle durup dururken filizlenmez.

İlkgençlik dönemlerimde okuduğum, halen de kitaplığımın baş köşesinde yer alan birçok kitaptan ikisidir Dünya Nimetleri (André Gide) ve Bir Alman Dosta Mektuplar (Albert Camus). Nedense bunlara elim/bakışım gittiğinde hemen Montaigne’nin denemelerini açar, yazıda/okumadaki ilk yol arkadaşımı hatırlarım. Sonra da o ilk aşkı…

      

Eğer bir “ilk aşk”ınız yoksa, yaşam boyu yol arkadaşı seçmede burukluk hissedersiniz. Dahası bunsuzluk sizi sürekli birisizlikle yüzleştirir.

Zaman zaman acı yaratıcıdır derim. Bunu şöyle algılamamak gerekir: Acıyı yazmak, ya da acıdan beslenmek. Bu anlatıcının ruh derinliklerine sinen, bilincini, duygu durumunu belirleyen bir şeydir. İyi olanlar kadar kötücül şeylerle de yüzleşmek, hatta yaşamaktır. Hayatımızda hiçbir şey başladığı gibi sürmez, bitmez de. Yaşamın diyalektiğidir bu. Bunu kadercilik diye de algılamamak gerekir.

Yol arkadaşı edinmek için yolunuzun arkadaşlık, dostluk, sevgiden geçmesi gerekir. Sevgi kadar bağlanmayı, arkadaşlık kadar tutkuyu ve sadakati de öğrenmeniz gerekir.

Hatırlarım Panait Istrati’nin anlatılarını. O çocuk ruhumu alevlendiren arkadaşlık, dostluk bağlarının nereden nasıl geçerek biçimlendiğini gösteren duygu dolu satırlarını. Baragan’ın Dikenleri’ ni, Mihail’i, Kodin’i, Arkadaş’ı, Hayat Yollarında’ yı…

Ve sonra Maksim Gorki’nin üçlemesi gelir aklıma: Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim …

Evet, yaşam/yaşadıklarımız öğretir, okuduklarımızı da eğer yaşamımızın bir parçasına dönüştürebilirsek bunlar da öğreticidir bize. İşte o sözünü ettiğim yol arkadaşlığını seçmede her biri etkileyicidir.

İnsan bir kente, bir yere gittiği gibi özlediği, uzaktaki bir dostunu, yakınını da görmek için kalkıp gitmelidir. Bazen bu duygunun sizi en çok nerede yakaladığını fark etmek/anlamak, hatta bunu yazıya nasıl dökebileceğinizi görmek için Elio Vittorini’nin Sicilya Konuşmaları romanını okuma kitabı olarak sizlerin önüne getirip koyduğumu hatırlayın. Orada yalnızca Silvestro’nun öyküsü yoktur. Kendisine yeni bir yol arkadaşı seçen babasının, Siracusa’da kalan annelerinin öykülerini de okuruz.

Kendine bir yol arkadaşı seçenin gitmeyi ve bağlanmayı göze almasının yazılası yanları öyküye romana sıklıkla konu olmuştur.

Demem o ki; yol arkadaşlığı bir seçimdir. Hayatınıza ne katabileceğini düşünerek gitmezsiniz, bunu kurduğunuz dostluk bağı süresince tanır, keşfeder, öğrenirsiniz. Bir adım sonrasında ise bakarsınız ki yolculuğunuz başlamış. Bize bunu hayat taşır, evet. Ama edebi metinler, özellikle de romanlar öyküler, şiirler ve denemeler her daim bunun yolunu aydınlatır.

Gene de her yol arkadaşlığı bizi tanımlar diyebiliriz. Yaşarken de, yazarken de şu ince çizgiyi göz ardı etmemek gerektiğini düşünürüm; ne yaşadığını birebir yaz, ne de yazdığını yaşamaya yönel. Sanırım iyi bir yol arkadaşı sizinle bunları görerek/hissederek, hatta paylaşarak yaşar. Yer yer uyarıcıdır da; hem size, hem de kendine.

Bir etkinlik için yolum Ankara’ya düşmüşken nicedir görüşmediğim çocukluk arkadaşımı arayıp bulmuştum. Tunalı Hilmi’de bir kafede buluştuğumuzda ilk sözü şu olmuştu: “Çocukluğumuzun muamması Çince’yi yol arkadaşı kılalı beri rotamı hep başka yerlere çevirdim, uzaklaştım çoğu insandan ve çevreden.”

Oysa o düşlerin alalandığı delifişek günlerimizde birbirimizi yol arkadaşı kılmıştık sonsuzluğa doğru. Gelin görün ki kendimizi yersiz yurtsuzlaştıralı beri seçimlerimizi, yeni yerler yeni zamanlarla çıkıp gelen ve kurulan dostluklarla yapmaya yöneldik çoğumuz.

“Phantom Thread” filmini izlerken yolları birbiriyle kesişen iki insanın yol arkadaşlığı öyküsünün bambaşka bir boyutuna tanık olmak beni bu konuda yeniden düşündürttü.

Belki de bu filmi salt yol arkadaşlığı kavramı üzerine izleyip, buradan devşirebileceğiniz izlekleri çıkarıp, üzerinde bir kez daha düşünüp yazmalı. Bilmem ne dersiniz?

Sevgilerimle.

Hamiş: Fotoğraflar için çok teşekkürler Öğretmenim…

Hakkında KorsanEdebiyat.Com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*